ERC Kılavuzları 2025

Hazırlandığı Yıl: 2025

https://www.erc.edu/science-research/guidelines/guidelines-2025/guidelines-2025-english/

Çeviri Editörleri: Dr.Selcan AKESEN, Dr.Musa Zengin

Avrupa Resüsitasyon Konseyi (ERC) Kılavuzları 2025
Erişkin İleri Yaşam Desteği (Adult Advanced Life Support)

Avrupa Resüsitasyon Konseyi (ERC) Kılavuzları 2025 – Erişkin İleri Yaşam Desteği (İYD), sağlık profesyonelleri tarafından temel yaşam desteği (TYD) ve otomatik eksternal defibrilatöre (OED) ek olarak uygulanabilecek ileri müdahaleleri içermektedir. Bu İYD müdahaleleri, kardiyak arrest sırasında hızlı ve erken başlatıldığında önemli yarar sağlamaktadır.

İYD; hastane içi kardiyak arrestin (HİKA) ve hastane dışı kardiyak arrestin (HDKA) önlenmesi ve tedavisini, İYD algoritmasını, manuel defibrilasyonu, kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) sırasında havayolu yönetimini, ilaçların kullanımı ve uygulanma yollarını ve peri-arrest aritmilerin tedavisini kapsamaktadır.

ERC 2025 Kılavuzları, İleri Yaşam Desteği için Uluslararası Resüsitasyon İrtibat Komitesi’nin (ILCOR) Bilimsel Uzlaşı ve Tedavi Önerileri (Consensus on Science and Treatment Recommendations – CoSTR) temel alınarak hazırlanmıştır1. Bu ERC kılavuzlarında, ILCOR tarafından değerlendirilmemiş konular için ERC İYD Yazım Grubu tarafından gerçekleştirilen odaklanmış literatür incelemeleri ile ILCOR önerileri desteklenmiştir. Gerekli görülen durumlarda kılavuzlar, yazım grubunun uzman görüş birliği doğrultusunda şekillendirilmiştir.

Ayrıca ilk kez bu kılavuzların hazırlanmasında, İYD Yazım Grubu içinde bir hasta ve toplum temsilcisi de yer almıştır. 2025 İYD Kılavuzlarının kapsamı, Ulusal Resüsitasyon Konseylerinden (NRC) geri bildirim almak ve kamuoyu görüşüne sunulmak amacıyla yayımlanmıştır. Bu kapsam belirleme sürecinde NRC’ler arasında gerçekleştirilen bir anket de yer almış ve elde edilen sonuçlar doğrultusunda kılavuza çeşitli yeni başlıklar eklenmiştir2.

İYD Kılavuzları, İYD Yazım Grubu üyeleri ve ERC Kılavuzları 2025 Yürütme Komitesi tarafından hazırlanmış ve üzerinde uzlaşı sağlanmıştır. Kılavuz taslağı 5–30 Mayıs 2025 tarihleri arasında kamuoyu görüşüne açılmıştır. Bu süreçte toplam 203 kişi veya kuruluş tarafından 325 yorum iletilmiş ve bu geri bildirimler sonucunda nihai metinde 66 önemli değişiklik yapılmıştır.

Kılavuzlar, Haziran 2025’te ERC Yönetim Kurulu ve Genel Kurulu’na sunularak onaylanmıştır. Kılavuz geliştirme sürecinde kullanılan metodoloji Yönetici Özeti (Executive Summary) bölümünde ayrıntılı olarak sunulmaktadır3.

Anahtar noktalar Şekil 1’de yer almaktadır. Yapılan başlıca değişikliklerin özeti Tablo 1’de sunulmuştur. 2025 İYD algoritması ise Şekil 2’de gösterilmektedir.

Şekil 1
Şekil 1 - gorsel 1
Tablo 1
Tablo 1 - gorsel 1
Tablo 1 - gorsel 2
Tablo 1 - gorsel 3
Tablo 1 - gorsel 4
Tablo 1 - gorsel 5
Tablo 1 - gorsel 6
Şekil 2
Şekil 2 - gorsel 1

Klinik uygulama için özet kılavuz

Hastane İçi Kardiyak Arrestin Önlenmesi

ERC aşağıdaki uygulamaları önermektedir:

  • Paylaşılan karar verme ve ileri bakım planlaması (advance care planning) süreçlerinin, resüsitasyon kararlarını acil tedavi planlarıyla entegre edecek şekilde uygulanması önerilir. Bu yaklaşım, tedavi hedeflerinin daha net belirlenmesine yardımcı olurken, KPR dışındaki gerekli tedavilerin yanlışlıkla uygulanmamasını önlemeyi amaçlar. Bu planlar standart ve tutarlı bir şekilde kayıt altına alınmalıdır (bkz. ERC Kılavuzları 2025 – Resüsitasyonda Etik)4.

  • Hastaneler, kritik hastalığı olan veya klinik kötüleşme riski bulunan hastaların erken tanınması amacıyla erken uyarı skorlama sistemleri (track and trigger early warning score systems) kullanmalıdır.

  • Hastaneler, sağlık personelini akut hastalık tablosu olan hastanın tanınması, izlenmesi ve acil bakımının sağlanması konusunda eğitmelidir.

  • Hastaneler, fizyolojik kötüleşme riski taşıyan hastaları tanımladıklarında tüm sağlık çalışanlarının yardım çağırabilmesini desteklemelidir. Bu çağrılar yalnızca vital bulgulara değil, klinik endişeye dayalı olarak da yapılabilmelidir.

  • Hastanelerde, anormal vital bulgular ve kritik hastalık durumunda verilecek klinik yanıtı tanımlayan açık bir politika bulunmalıdır. Bu sistem, kritik bakım destek ekipleri (critical care outreach service) ve/veya acil müdahale ekiplerini (örneğin medikal acil durum ekibi veya hızlı yanıt ekibi) içerebilir.

  • Hastane personeli, bilgi aktarımının etkinliğini sağlamak amacıyla yapılandırılmış iletişim araçları kullanmalıdır.

  • Hastalar, hastalık şiddetlerine uygun personel sayısı, uzmanlık ve teknik altyapıya sahip klinik alanlarda bakım almalıdır.

  • Hastaneler, kardiyak arrest olaylarını sistem iyileştirme fırsatlarını belirlemek amacıyla düzenli olarak gözden geçirmeli ve elde edilen temel öğrenim noktalarını sağlık personeliyle paylaşmalıdır.

  • Yerel performansın değerlendirilmesi amacıyla ulusal kardiyak arrest veri tabanlarına veya denetim programlarına katılım sağlanmalıdır.

Şekil 2: İleri Yaşam Desteği algoritması

ABCDE: Airway, Breathing, Circulation, Disability, Exposure, KPR: Kardiyopulmoner resüsitasyon, EKG: Elektrokardiyogram, EMS: Acil sağlık hizmetleri, IO: İntraosseöz, IV: İntravenöz, NEA: Nabızsız elektriksel aktivite, PaCO₂: Parsiyel arteriyel karbondioksit basıncı, SDGD: Spontan dolaşımın geri dönmesi, SpO₂: Pulse oksimetri ile ölçülen oksijen satürasyonu, VF: Ventriküler fibrilasyon, VT: Ventriküler taşikardi

Hastane Dışı Kardiyak Arrestin Önlenmesi

  • Koroner kalp hastalığı (KKH), ani kardiyak ölümün en sık nedenidir ve vakaların yaklaşık %80’inden sorumludur; özellikle ileri yaş hastalarda daha belirgindir. Non-iskemik kardiyomiyopatiler ise ani kardiyak ölüm vakalarının %10–15’ini oluşturur. Daha genç bireylerde ani kardiyak ölümün başlıca nedenleri arasında kalıtsal kalp hastalıkları, konjenital kalp defektleri, miyokardit ve madde kötüye kullanımı yer alır. Bu hasta gruplarında risk sınıflaması yapılabilir ve önleyici tedaviler etkili olabilir.

  • Ani kardiyak ölümün öngörülmesi zordur çünkü vakaların çoğu tanı konmamış kalp hastalığı olan bireylerde ortaya çıkar. Bu nedenle, erken dönemde ortaya çıkan uyarıcı belirtilerin tanınması, etkin bir acil sağlık hizmetleri (EMS) sisteminin kurulması ve toplum genelinde kardiyovasküler hastalık (KVH) risk faktörlerinin önlenmesine odaklanılması büyük önem taşır.

  • Göğüs ağrısı, senkop (özellikle egzersiz sırasında, otururken veya supin pozisyonda), çarpıntı, baş dönmesi veya ani gelişen nefes darlığı gibi; kardiyak iskemi veya aritmi ile uyumlu semptomlar mutlaka araştırılmalıdır.

  • Görünürde sağlıklı genç erişkinlerde gelişen ani kardiyak ölüm olgularında da, çoğu zaman öncesinde senkop/presenkop, göğüs ağrısı ve çarpıntı gibi belirtiler bulunabilir. Bu bulgular, sağlık profesyonellerini kardiyak arresti önlemek amacıyla ileri değerlendirme için uzman görüşü almaya yönlendirmelidir.

  • Aritmik senkop ile uyumlu semptomlarla başvuran genç erişkinler, kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme en azından elektrokardiyogramı (EKG) içermeli; çoğu vakada ekokardiyografi, 24 saatlik EKG monitörizasyonu ve egzersiz testi de yapılmalıdır.

  • Genç yaşta ani kardiyak ölüm görülen bireylerin aile üyelerinde veya ani kardiyak ölüm riski yüksek bilinen kalp hastalığı olan bireylerde, bu alanda uzmanlaşmış merkezlerde sistematik değerlendirme yapılması önerilir.

  • Kalıtsal hastalıkların tanınması ve aile bireylerinin taranması, özellikle gençlerde kalıtsal kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin önlenmesine yardımcı olabilir.

  • Senkop ve aritmilerin tanı ve yönetiminde güncel European Society of Cardiology kılavuzlarının takip edilmesi önerilir.

Hastane İçi Kardiyak Arrestin Tedavisi

  • İleri Yaşam Desteği (İYD) mümkün olan en erken zamanda başlatılmalıdır.

  • Hastane sistemleri;

    • kardiyak arresti erken tanımayı,

    • KPR’yi derhal başlatmayı,

    • şoklanabilir ritimlerde hızlı defibrilasyonu (<3 dk),

    • şoklanamaz ritimlerde adrenalinin hızlı uygulanmasını,

    • geri döndürülebilir nedenlerin tanınması ve tedavisini
      hedeflemelidir.

  • Tüm hastane personeli:

    • kardiyak arresti hızlı tanıyabilmeli,

    • yardım çağırabilmeli,

    • KPR başlatabilmeli,

    • Defibrilasyon uygulayabilmelidir
      (OED bağlayarak, cihaz yönlendirmelerini izlemek veya manuel defibrilatör kullanmak)

  • Hastaneler standart bir “Kardiyak Arrest Çağrı Numarası” (2222) kullanmalıdır.

  • Hastanelerde, kardiyak arrestlere derhal yanıt veren bir resüsitasyon ekibi bulunmalıdır.

  • Resüsitasyon ekibi;

    • ekip çalışması ve liderlik eğitimini içeren,

    • akredite erişkin İYD kursunu tamamlamış üyelerden oluşmalıdır.

  • Ekip üyeleri aşağıdaki temel beceri ve bilgiye sahip olmalıdır:

    • manuel defibrilasyon

    • ileri havayolu yönetimi

    • intravenöz erişim

    • intraosseöz erişim

    • geri döndürülebilir nedenlerin tanınması ve tedavisi

  • Resüsitasyon ekibi her nöbet başlangıcında:

    • tanışmalı,

    • ekip içi görev dağılımını yapmalıdır

  • Hastaneler resüsitasyon ekipmanlarını standardize etmelidir.

  • Resüsitasyon sonlandırma kriterleri, hastane içi resüsitasyonun sonlandırılmasında tek başına bir strateji olarak kullanılmamalıdır.
    (Bkz. Resüsitasyonda Etik4).

Hastane Dışı Kardiyak Arrestin Tedavisi

  • İYD mümkün olan en erken zamanda başlatılmalıdır. Acil sağlık hizmetleri (EMS):

    • yeterli sayıda eğitimli personel ile,

    • hızlı İYD yanıtı sağlayacak şekilde organize edilmelidir.
      (Gerektiğinde hastane öncesi kritik bakım ekipleri dahil edilebilir.)

  • Travmatik olmayan hastane dışı kardiyak arrest olgularında:

    • lokal protokollere göre,

    • olay yerinde yapılabilecek müdahaleler göz önünde bulundurularak
      kardiyak arrest merkezine transport düşünülmelidir.

  • EMS sistemleri:

    • resüsitasyonun başlatılmaması veya sonlandırılması için
      doğrulanmış kriterleri değerlendirmelidir,

    • ancak bu süreçte yerel hukuki, organizasyonel ve kültürel faktörler dikkate alınmalıdır (Bkz. Resüsitasyonda Etik4).

  • EMS sistemleri:

    • personelin resüsitasyon deneyimini izlemeli,

    • deneyim yetersizliği durumunda ekip deneyimini artırmaya yönelik önlemler almalıdır.

Debriefing (Geri Bildirim)

  • KPR kalitesini ve hasta sonuçlarını iyileştirmek için:

    • veri temelli, performans odaklı debriefing uygulanmalıdır (Bkz. ERC 2025 Eğitim Kılavuzu: Resüsitasyon Eğitimi5).

Kaynakların Sınırlı Olduğu Ortamlarda İYD

  • İYD kılavuzları mevcut kaynaklara göre uyarlanmalıdır.

  • Daha fazla odak:

    • önleme

    • erken ilk yardım

    • temel yaşam desteği (TYD) olmalıdır (Bkz. ERC 2025 Yaşam Kurtarma Sistemleri Kılavuzu⁶ ve İlk Yardım Kılavuzu⁷).

  • Kurtarıcılar, yüksek gelirli ülkelerde bile İYD uygulamalarının kaynak kısıtlılıklarından etkilenebileceğini bilmelidir.

  • Temel ve ileri girişimleri içeren iki aşamalı yaklaşım, en güvenli ve etkili yöntem olabilir.

KPR Sırasında Farkındalık

  • KPR ile ilişkili farkındalık (SDGD olmadan) nadir olmakla birlikte giderek daha fazla bildirilmektedir.

  • Bu durumda:

    • ağrı ve distresi önlemek için düşük doz sedatif ve/veya analjezikler düşünülebilir.

  • Tek başına nöromüsküler bloker ajan uygulanmamalıdır.

  • Optimal ilaç rejimi net değildir; ancak:

    • yoğun bakım hastalarında kullanılan yaklaşımlar temel alınabilir,

    • lokal protokollere göre düşük doz fentanil, ketamin ve/veya midazolam kullanılabilir.

Defibrilasyon

İYD Sırasında OED ile Manuel Defibrilasyonun Karşılaştırılması

  • Manuel defibrilatör:

    • yalnızca ritmi hızlı ve doğru şekilde tanıyabilen (≤5 sn),

    • kompresyonlara minimal ara vererek (<5 sn) güvenli şok uygulayabilen
      kişiler tarafından kullanılmalıdır.

  • İYD uygulayıcıları:

    • hem OED hem de manuel defibrilatör kullanımında yetkin olmalıdır.

  • İYD sağlayıcıları geldiğinde bir OED zaten kullanılıyorsa, cihazın şok önerileri takip edilmelidir.

  • Uygun olduğunda, 2 dakikalık KPR döngüsü sırasında manuel defibrilatöre geçiş yapılmalıdır.

Defibrilasyon Stratejisi

  • Defibrilatör getirilirken ve pedler yerleştirilirken KPR’ye devam edilmelidir. Yüksek kaliteli KPR, başarılı defibrilasyon olasılığını artırır.

  • Uygun durumlarda şok mümkün olan en erken zamanda verilmelidir.

  • Göğüs kompresyonlarına verilen ara minimuma indirilmeli, özellikle:

    • Pre-şok ve post-şok duraklamalar azaltılmalıdır.

    • Bu, defibrilatör şarj edilirken kompresyonlara devam edilmesiyle sağlanır.

    • Şok uygulaması sırasında kompresyon kesintisi <5 saniye olmalıdır.

    • Şok sonrası kompresyonlara hemen yeniden başlanmalıdır.

  • Her türlü ventriküler fibrilasyonda (düşük amplitüdlü VF dahil) derhal defibrilasyon denenmelidir.

  • Şok sonrası:

    • kompresyonlara hemen başlanmalıdır.

    • eğer SDGD bulguları varsa (bilinç geri dönüşü, amaçlı hareket, arteriyel dalga formu, ETCO₂’de ani artış):

      • ritim analizi ve gerekirse nabız kontrolü için kompresyonlar durdurulabilir.

  • Göğüs kompresyon artefaktını filtreleyen monitörlerde:

    • altta yatan ritim, 2 dakikada bir ritim/nabız kontrolü kararını yönlendirebilir.

    • asistol varlığında, ritim kontrolü için kompresyonları durdurmaya gerek yoktur.

Güvenli ve Etkili Defibrilasyon

  • Yangın riskini azaltmak için:

    • oksijen maskesi, balon-maske veya nazal kanül çıkarılarak hastadan ≥1 m uzaklaştırılmalıdır.

    • mekanik ventilasyon sırasında, ventilasyon devresinden çıkan oksijen akımı hastanın göğsünden uzağa yönlendirilmelidir

    • supraglottik havayolu veya entübasyon tüpü ile ventilasyon devam edebilir.

  • ritim kontrolünden önce defibrilatörün önceden şarj edilmesi, şok öncesi kesintiyi azaltabilir.

  • mekanik kompresyon sırasında şok güvenle verilebilir.

  • manuel kompresyon sırasında defibrilasyon yapılmamalıdır (eldivenle bile güvenli değildir).

Defibrilasyon Pedleri ve Paddle Elektrodları

  • Erişkinlerde optimal ped/paddle boyutu için yeterli kanıt yoktur.

  • Pedler, paddle’lara göre tercih edilir:

    • hands-free kullanım sağlar

    • kompresyon kesintisini azaltır

    • göğüs duvarı ile optimal temas, elektrik akımı oluşumunu ve sonrasında gelişebilecek yangın riskini azaltabilir

  • Defibrilasyon paddle’larının kullanımı sırasında, optimal cilt teması sağlamak, transtorasik impedansı minimize etmek ve elektrik arkının oluşum riskini azaltmak için her iki paddle’a yeterli basınç uygulanmalıdır

  • Antero-lateral ped pozisyonu, ilk ped/paddle yerleşimi için tercih edilen pozisyondur. Özellikle apikal (lateral) pedin doğru konumlandırıldığından emin olunmalıdır (yani mid-aksiller hat üzerinde, koltuk altının altında).

  • Refrakter şoklanabilir ritimlerde, üç başarısız şok sonrası vektör değişikliği amacıyla antero-posterior ped pozisyonu düşünülmelidir. Anterior ped sternumun soluna, mümkün olduğunca meme dokusundan kaçınılarak yerleştirilir. Posterior ped ise aynı seviyede, sol skapulanın hemen medialine ortalanacak şekilde yerleştirilir.

  • İmplante edilebilir pacemaker/defibrilatör (ICD) bulunan hastalarda, ped cihazdan en az 8 cm uzağa yerleştirilmeli veya alternatif bir ped pozisyonu kullanılmalıdır.

  • Hasta prone pozisyondaysa (bi-aksiller yerleşim) veya refrakter şoklanabilir ritim söz konusuysa alternatif ped pozisyonları düşünülmelidir.

Enerji Düzeyleri ve Şok Sayısı

  • Tek şok uygulanmalı ve ardından 2 dakikalık göğüs kompresyonu döngüsü sürdürülmelidir.

  • En fazla üç ardışık şok uygulanması, yalnızca başlangıç ventriküler fibrilasyon/nabızsız ventriküler taşikardi (VF/pVT) durumunda; kardiyak arrestin tanıklı ve monitörize olduğu ve defibrilatörün derhal kullanılabildiği koşullarda (örneğin kardiyak kateterizasyon sırasında veya yüksek bakım alanlarında) düşünülmelidir. (Üç başarısız şok sonrasında adrenalin ve amiodaron uygulaması planlanırken, bu ilk üç ardışık şok tek bir başlangıç şoku olarak kabul edilmelidir).

  • Enerji Düzeyleri:

  • Bifazik dalga formlarında (rektilineer bifazik veya kesilmiş eksponansiyel bifazik; ancak pulsed bifazik hariç):
    → 
    ilk şok enerjisi en az 150 J olmalıdır.

  • Pulsed bifazik dalga formlarında:
    → 
    ilk şok 130–150 J arasında uygulanmalıdır.

  • İlk şok başarısız olursa ve defibrilatör daha yüksek enerji verebiliyorsa, sonraki şoklarda enerji artırılması uygundur.

  • Kurtarıcı, defibrilatörün önerilen enerji ayarlarını bilmiyorsa, erişkin hastada tüm şoklar için en yüksek enerji düzeyi kullanılmalıdır.

  • Obez hastalarda standart enerji düzeyleri kullanılmalıdır.

Refrakter Ventriküler Fibrilasyon

  • Başarısız bir şok sonrasında, şok enerjisinin artırılması düşünülmelidir.

  • Refrakter VF (ardışık üç şoka rağmen devam eden VF) durumunda ve doğru antero-lateral ped yerleşiminin sağlandığı doğrulandıktan sonra, alternatif bir ped pozisyonu (örneğin antero-posterior) kullanılarak defibrilasyon vektörünün değiştirilmesi düşünülmelidir.

  • Üçüncü şokun başarısız olmasının ardından, bir sonraki ritim değerlendirmesi sırasında yeni bir defibrilasyon ped seti yerleştirmeye hazırlıklı olunmalıdır. Transtorasik impedans, ped yerleşim alanlarında gerekirse kılların temizlenmesiyle optimize edilmelidir.

  • Çift (dual) ardışık defibrilasyon (DSD), antero-lateral ve antero-posterior ped pozisyonlarının kombinasyonu ile kısa aralıklarla ardışık şok verilmesini içerir ve refrakter şoklanabilir ritimlerde önerilmiş bir yaklaşımdır.

  • Ancak, DSD’nin uygulanmasında iki defibrilatör kullanımına bağlı pratik zorluklar ve etkinliğine ilişkin sınırlı kanıtlar nedeniyle, ERC rutin kullanımını önermemektedir.

Şok Başarısını Optimize Etmek İçin Ventriküler Fibrilasyon Dalga Formu Analizi

  • Kurtarıcılar, ventriküler fibrilasyon/nabızsız ventriküler taşikardi (VF/pVT) durumunda defibrilasyon şoklarını OED yönlendirmelerine göre uygulamalı veya İYD algoritmasına uygun olarak manuel defibrilatör kullanmalıdır. Defibrilasyon için optimal zamanı belirlemede ventriküler fibrilasyon dalga formu analizinin (örneğin amplitüde dayalı değerlendirme) güncel olarak bir yeri yoktur.

Aktif Şok Veren İmplante Edilebilir Kardiyoverter Defibrilatör (ICD) Bulunan Hastalar

  • Kurtarıcılar, klinik eldiven giymiş olsalar bile, dış göğüs kompresyonları sırasında ICD tarafından şok verildiğinde kollarında belirgin bir elektrik şoku hissedebilir.

  • ICD’nin şoklanabilir bir ritmi sonlandıramadığı durumlarda, konvansiyonel eksternal defibrilasyon uygulanmalı ve defibrilasyon ped/paddle’ları cihazdan en az 8 cm uzağa yerleştirilmelidir.

  • ICD aritmileri yanlış algılayarak uygunsuz şok veriyorsa, cihaz üzerine yerleştirilen bir mıknatıs şokları geçici olarak durdurabilir; ancak (programlanmışsa) pacing fonksiyonunu devre dışı bırakmaz.

Havayolu ve Ventilasyon

  • KPR sırasında, temel havayolu teknikleri ile başlanmalı ve etkili ventilasyon sağlanana kadar kurtarıcının beceri düzeyine göre kademeli olarak ilerlenmelidir.

  • KPR sırasında mümkün olan en yüksek inspiryum oksijen konsantrasyonu verilmelidir.

  • Etkili ventilasyon mümkün olan en kısa sürede başlatılmalı; ventilasyon hızı ve tidal volüm, hem yetersiz ventilasyonu (hipoventilasyon) hem de aşırı ventilasyonu (hiperventilasyon) önleyecek şekilde ayarlanmalıdır.

  • Etkili balon-maske ventilasyonu sağlamak için maske sızdırmazlığı ve havayolu açıklığı optimize edilmeli; gerekirse iki kişi tekniği kullanılmalıdır.

  • Her inspiratuvar soluk, görünür göğüs hareketi oluşturacak şekilde yaklaşık 1 saniyede verilmelidir.

  • Supraglottik havayolu (SGA) kullanıldığında, laringeal tüpe kıyasla i-gel tercih edilmelidir.

  • Trakeal entübasyon yalnızca yüksek başarı oranına sahip kurtarıcılar tarafından ve sürekli dalga formu kapnografi eşliğinde yapılmalıdır. Uzman görüşüne göre, yüksek başarı oranı iki entübasyon girişimi içinde %95’in üzerindedir.

  • Trakeal entübasyon sırasında göğüs kompresyonlarına verilen ara 5 saniyenin altında tutulmalıdır.

  • Trakeal entübasyon için direkt veya video laringoskopi, lokal protokoller ve kurtarıcının deneyimine göre kullanılmalıdır. Video laringoskopinin hemen erişilebilir olduğu ortamlarda, direkt laringoskopiye tercih edilmelidir.

  • Dalga formu kapnografide sürdürülen ETCO₂ trasesi, trakeal tüpün özofageal yerleşimini dışlamak için kullanılmalıdır.

  • Trakeal tüp veya SGA yerleştirildikten sonra, akciğerler dakikada 10 solunum olacak şekilde ventile edilmeli ve ventilasyon sırasında göğüs kompresyonlarına ara verilmemelidir.

  • SGA ile ventilasyonda gaz kaçağı nedeniyle yetersiz ventilasyon oluşursa, ventilasyon için kompresyonlara ara verilerek 30:2 oranı kullanılmalıdır.

  • Mekanik ventilasyon uygulanıyorsa, göğüs kompresyonları sırasında hacim kontrollü mod tercih edilmelidir ve ventilatör şu şekilde ayarlanmalıdır:

  • Tidal volüm: 6–8 mL/kg (tahmini vücut ağırlığı) veya görünür göğüs hareketi sağlayacak düzey

  • Maksimum inspiryum oksijen

  • Solunum sayısı: 10/dk

  • İnspirasyon süresi: 1–2 saniye

  • PEEP: 0–5 cmH₂O

  • Pik basınç alarmı: 60–70 cmH₂O

  • Flow trigger: kapalı

  • Mekanik ventilasyonun etkinliği sağlanmalı; yetersizse manuel ventilasyona geçilmelidir.

  • Standart havayolu yönetimi yöntemleri (orofaringeal airway, balon-maske, supraglottik havayolu veya trakeal tüp) başarısız olursa, uygun eğitimli kurtarıcılar oksijenasyon ve ventilasyonu sağlamak amacıyla cerrahi krikotirotomi uygulamalıdır.

İlaçlar ve Sıvı Tedavisi

Vasküler Erişim

  • Erişkin kardiyak arrest hastalarında ilaç uygulaması için öncelikle intravenöz (IV) erişim sağlanmaya çalışılmalıdır.

  • İki deneme içinde hızlı bir şekilde IV erişim sağlanamazsa, alternatif olarak intraosseöz (IO) erişim düşünülmesi uygundur.

Vazopresör İlaçlar

  • Şoklanamaz ritmi olan erişkin kardiyak arrest hastalarında, mümkün olan en kısa sürede 1 mg adrenalin uygulanmalıdır.

  • Şoklanabilir ritmi olan erişkin kardiyak arrest hastalarında, üçüncü şoktan sonra 1 mg adrenalin uygulanmalıdır.

  • İYD devam ettiği sürece adrenalin 1 mg, her 3–5 dakikada bir tekrarlanmalıdır.

Antiaritmik İlaçlar

  • VF/pVT nedeniyle kardiyak arrest gelişen erişkin hastalarda, üç şok sonrası 300 mg IV amiodaron uygulanmalıdır.

  • Beş şok sonrası VF/pVT devam eden hastalarda ek olarak 150 mg IV amiodaron uygulanmalıdır.

  • Amiodaronun ilk dozu üç şoktan sonra, ritmin ardışık (refrakter) veya aralıklı (rekürren) olmasına bakılmaksızın ikinci dozu ise beş şoktan sonra uygulanmalıdır. Amiodaron mevcut değilse veya lokal protokollerde tercih ediliyorsa, alternatif olarak 100 mg IV lidokain uygulanabilir. Beş defibrilasyon girişimi sonrasında ek olarak 50 mg lidokain bolus olarak verilebilir.

Trombolitik Tedavi

  • Pulmoner embolinin kardiyak arrest nedeni olduğu düşünülen veya doğrulanan durumlarda, derhal trombolitik tedavi düşünülmelidir.

  • Seçilmiş pulmoner emboli şüphesi olan hastalarda, trombolitik uygulama sonrasında KPR’ın 60–90 dakika sürdürülmesi düşünülebilir.

Sıvı Tedavisi

  • KPR sırasında sıvı tedavisi yalnızca kardiyak arrestin nedeni hipovolemi ise uygulanmalıdır.

  • Sıvı replasmanı için izotonik salin veya dengeli kristalloidler tercih edilmelidir.

Diğer İlaçlar

  • Kalsiyum, sodyum bikarbonat veya kortikosteroidler kardiyak arrest sırasında rutin olarak uygulanmamalıdır.

Yüksek Düzeyde Monitöriasyon Altında Gerçekleşen Kardiyak Arrest ve Fizyolojiye Dayalı KPR

  • ETCO₂’de ani bir düşüş, kardiyak arresti veya çok düşük kardiyak debi durumunu gösterebilir.

  • Sistolik kan basıncı müdahalelere rağmen <50 mmHg’ye düşer ve bu düzeyde kalırsa, göğüs kompresyonlarına başlanması düşünülmelidir.

  • Sürekli intra-arteriyel kan basıncı monitörizasyonu yapılan erişkin hastalarda, adrenalinin başlangıçta 1 mg bolus yerine küçük artan dozlar halinde (örneğin 50–100 µg IV) uygulanması önerilir.

  • Toplam 1 mg adrenalin uygulanmasına rağmen yanıt alınmazsa, ekstravazasyon olmadığı doğrulanmalı ve ardından her 3–5 dakikada bir 1 mg IV adrenalin uygulanması düşünülmelidir.

  • Fizyolojiye dayalı CPR sırasında pragmatik yaklaşım, diastolik kan basıncının 30 mmHg (intra-arteriyel monitörizasyon varsa) ve ETCO₂’nin 25 mmHg (3.3 kPa) düzeyinde hedeflenmesidir.

İleri Yaşam Desteğinde Dalga Formu Kapnografi

  • KPR sırasında trakeal tüp yerleşiminin doğrulanması için dalga form kapnografi kullanılmalıdır.

  • KPR kalitesinin izlenmesinde dalga form kapnografi kullanılmalıdır.

  • KPR sırasında ETCO₂’de artış, SDGD gelişmiş olabileceğini gösterebilir. Ancak yalnızca bu bulguya dayanarak göğüs kompresyonları kesilmemelidir.

  • Ritim analizi ve gerekirse nabız kontrolü öncesinde, SDGD’nin klinik ve fizyolojik bulgularının birlikte değerlendirilmesi gerekir (örneğin bilinç, amaçlı hareket, arteriyel dalga formu, ETCO₂ artışı).

  • Düşük ETCO₂ değeri tek başına resüsitasyonun sonlandırılmasına karar vermek için kullanılmamalıdır.

İleri Yaşam Desteğinde Ultrason Kullanımı

  • Kardiyak arrest sırasında yatak başı ultrason (POCUS) yalnızca deneyimli uygulayıcılar tarafından kullanılmalıdır.

  • POCUS kullanımı göğüs kompresyonlarında ek veya uzamış kesintilere neden olmamalıdır.

  • POCUS, kardiyak tamponad ve tansiyon pnömotoraks gibi tedavi edilebilir nedenlerin saptanmasına yardımcı olabilir.

  • Kardiyak arrest sırasında izole sağ ventrikül dilatasyonu, pulmoner emboli tanısı koymak için kullanılmamalıdır.

  • Miyokard kontraktilitesinin değerlendirilmesi, KPR’yi sonlandırma kararı için tek başına kullanılmamalıdır.

Cihazlar

Mekanik Göğüs Kompresyon Cihazları

Mekanik göğüs kompresyonları, yalnızca yüksek kaliteli manuel kompresyonun uygulanamadığı veya uygulayıcı güvenliğinin risk altında olduğu durumlarda düşünülmelidir.

Mekanik kompresyon cihazı kullanılırken, cihaz yerleştirilmesi sırasında göğüs kompresyonlarına verilen ara en aza indirilmeli ve bu işlem yalnızca cihaz konusunda deneyimli ekipler tarafından yapılmalıdır.

Aortanın Resüsitatif Endovasküler Balon Oklüzyonu (REBOA)

Klinik araştırma kapsamında değerlendirilmediği sürece, ERC kardiyak arrestte REBOA’nın rutin kullanımını önermemektedir.

İntra-arrest Soğutma

Şiddetli hipertermi varlığı dışında, ileri yaşam desteği sırasında intra-arrest soğutma önerilmemektedir.

Ekstrakorporeal KPR (EKPR)

  • Konvansiyonel KPR ile spontan dolaşımın sağlanamadığı durumlarda, uygun altyapının bulunduğu merkezlerde seçilmiş erişkin hastalarda (hastane içi ve hastane dışı kardiyak arrest) ECPR kurtarıcı bir tedavi olarak düşünülebilir.

Peri-arrest Aritmiler

  • ERC 2025 İYD kılavuzu ve algoritmaları, kardiyak arrest öncesinde veya sonrasında acil tedavi gerektiren aritmilere odaklanmaktadır.

  • Aritmi ve/veya yaşamı tehdit eden bulgular devam ediyorsa, kurtarıcılar uzman görüşü almalıdır.

  • Tüm aritmilerin değerlendirme ve tedavisi; hastanın klinik durumu (stabil/anstabil) ve aritminin özelliklerine göre yapılmalıdır. Persistan aritmiler dikkatle değerlendirilmelidir; çünkü sıklıkla altta yatan yapısal kalp hastalığı ile ilişkilidir ve miyokardiyal iskemi gibi çözülmemiş sorunlara işaret edebilir. SDGD sonrasında görülen aritmilere ek olarak, anstabil hastalarda yaşamı tehdit eden bulgular şunlardır:

  • Şok - Hipotansiyon (örneğin sistolik kan basıncı <90 mmHg) ile birlikte; artmış sempatik aktivite bulguları, yetersiz organ perfüzyonu

Senkop - Serebral kan akımının azalmasına bağlı

Kalp Yetmezliği - pulmoner ödem (sol ventrikül yetmezliği), artmış juguler venöz basınç (sağ ventrikül yetmezliği)

Miyokardiyal iskemi, göğüs ağrısı (anjina) ile ortaya çıkabileceği gibi, ağrı olmaksızın yalnızca 12 derivasyonlu EKG’de saptanan izole bir bulgu şeklinde de görülebilir (sessiz iskemi).

Taşiaritmiler

  • Anstabil hastada (yaşamı tehdit eden bulgular varlığında veya SDGD sonrasında) taşiaritmilerin tedavisinde tercih edilen yöntem elektriksel kardiyoversiyondur.

  • Yapısal kalp hastalığı olan stabil monomorfik VT hastalarında veya altta yatan miyokard hasarı olup olmadığı belirsiz durumlarda da elektriksel kardiyoversiyon önerilir.

  • Bilinçli hastalarda senkronize kardiyoversiyon öncesinde dikkatli anestezi veya sedasyon uygulanmalıdır; ancak bu süreçte hemodinamik bozulma riski göz önünde bulundurulmalıdır.

  • Atriyal veya ventriküler taşiaritmilerde kardiyoversiyon sırasında şok, EKG’de R dalgasına senkronize edilmelidir.

  • Atriyal fibrilasyon için:

  • Mevcut veriler doğrultusunda, artan enerji yaklaşımı yerine başlangıçta maksimum enerji ile senkronize şok uygulanması uygun bir stratejidir.

  • Atriyal flutter ve paroksismal supraventriküler taşikardi için:

  • Başlangıç şoku 70–120 J olmalıdır.

  • Gerekirse sonraki şoklarda enerji kademeli olarak artırılmalıdır.

  • Nabızlı ventriküler taşikardide:

  • İlk şok için 120–150 J enerji kullanılmalıdır.

  • İlk şokla sinüs ritmi sağlanamazsa, enerjinin kademeli olarak artırılması düşünülmelidir.

  • Kardiyoversiyon ile sinüs ritmi sağlanamaz ve hasta anstabil kalırsa, 300 mg amiodaron 10–20 dakika içinde intravenöz olarak (veya alternatif olarak 10–15 mg/kg prokainamid 20 dakikada) uygulanmalı ve ardından elektriksel kardiyoversiyon tekrar denenmelidir. Amiodaron yükleme dozunu takiben 24 saat boyunca 900 mg infüzyon uygulanabilir.

  • Hemodinamik olarak stabil monomorfik ventriküler taşikardide, sedasyon veya anestezi riskinin yüksek olduğu durumlarda farmakolojik tedavi düşünülebilir.

  • Hemodinamik instabilite ve ciddi derecede azalmış sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (LVEF) bulunan atriyal fibrilasyon (AF) hastalarında akut kalp hız kontrolü için amiodaron düşünülmelidir. Stabil hastalarda ve LVEF <%40 ise, kalp hızını <110/dk olacak şekilde kontrol altına almak amacıyla en düşük etkili dozda beta-bloker düşünülmelidir. Gerekirse digoksin eklenebilir.

Bradikardi

  • Bradikardiye eşlik eden olumsuz bulgular varsa, 500 µg atropin IV (veya IO) uygulanmalı ve gerekirse toplam 3 mg’a kadar her 3–5 dakikada bir tekrarlanmalıdır.

  • Atropin etkisiz ise ikinci basamak ilaçlar düşünülmelidir. Bunlar arasında izoprenalin (başlangıç 5 µg/dk) ve adrenalin (2–10 µg/dk) yer alır.

  • Kardiyak transplant veya spinal kord yaralanması olan hastalarda gelişen bradikardide aminofilin (100–200 mg yavaş IV enjeksiyon) düşünülmelidir.❗ Kardiyak transplant hastalarında atropin verilmemelidir; yüksek dereceli atriyoventriküler blok veya sinüs arrestine neden olabilir. Bu hastalarda aminofilin tercih edilmelidir.

  • Bradikardinin nedeni beta-bloker veya kalsiyum kanal blokerleri ise, glukagon uygulanması düşünülmelidir.

  • Yüksek dereceli AV blok ve geniş QRS varlığında hastaya atropin uygulanmamalıdır; etkisizdir ve bloğu kötüleştirebilir.

  • İlaç tedavisine dirençli, semptomatik ve anstabil bradikardisi olan hastalarda pacing düşünülmelidir.

  • Anstabil hastalarda erken dönemde transvenöz pacing sağlanmalıdır.

  • Transvenöz pacing sağlanana kadar veya mevcut değilse, transtorasik (transkutan) pacing köprü tedavi olarak düşünülmelidir.

  • Asistol tanısı konulduğunda, EKG dikkatle değerlendirilerek P dalgalarının varlığı araştırılmalıdır; çünkü bu durum gerçek asistolden farklı olarak pacing’e yanıt verebilir.

  • Atropin etkisizse ve pacing hemen sağlanamıyorsa, pacing ekipmanı beklenirken fist pacing (prekordiyal vurular) denenebilir.

Dolaşımın Durmasına Bağlı Kontrolsüz Organ Bağışı

Spontan dolaşım geri dönmediğinde, yerleşik bir programın bulunduğu ortamlarda ve yerel protokoller ile mevzuata uygun şekilde, dolaşımın durmasına bağlı kontrolsüz organ bağışı değerlendirilmelidir.

Kılavuzları Destekleyen Kanıtlar

Hastane İçi Kardiyak Arrestin Önlenmesi

Hastane içi kardiyak arrest (IHCA), hastaneye yatırılan her 1000 hastada yaklaşık 1.5 oranında görülmektedir8-12. Kardiyak arresti ve KPR gereksinimini önlemeye yönelik iki temel strateji vardır:

  • KPR’nin uygunluğunun belirlenmesine yönelik ‘hasta odaklı’ karar verme

  • Fizyolojik bozulmanın erken tanınması ve tedavisi ile kardiyak arrestin önlenmesi

Acil Bakım Tedavisi ve KPR Kararları

Hastanede yaşamını kaybeden hastaların büyük çoğunluğunda resüsitasyon girişimi yapılmamaktadır13-16. ERC 2025 Resüsitasyonda Etik Kılavuzu, tedavi hedeflerinin netliğini artırmak ve KPR dışında endike olan diğer tedavilerin istemeden ihmal edilmesini önlemek amacıyla, resüsitasyon kararlarını acil bakım tedavi planlarıyla entegre eden ortak karar verme ve ileri bakım planlamasını teşvik etmektedir. Daha ayrıntılı bilgi, ERC 2025 Resüsitasyonda Etik Kılavuzu’nda sunulmuştur4.

Fizyolojik Bozulma

Hastane içi kardiyak arrest sıklıkla fizyolojik bozulma ile öncellenir17-18. Bu durum, bozulmanın tanınması ve kardiyak arrestin önlenmesi için bir fırsat sağlar. Beş temel adım hastane içi yaşam zinciri olarak kavramsallaştırılmıştır ve bunlar personel eğitimi, izlem, tanıma, yardım çağırma ve yanıttır19. Bu ERC rehberi, ILCOR COSTR’a ve erişkin hızlı yanıt sistemlerine ilişkin sistematik derlemelere, Birleşik Krallık’ta erken uyarı skorları ile hastanede akut hastalığı olan erişkinlerde klinik kötüleşmenin tanınması ve yönetimine yönelik kılavuzlara, ILCOR’un “Hastane İçi Kardiyak Arrestte Bakım Kalitesi ve Sonuçların İyileştirilmesine Yönelik On Adım” yaklaşımına ve Yoğun Bakım Tıbbı Derneği’nin yoğun bakım ünitesi dışındaki klinik kötüleşmenin tanınması ve yönetimine ilişkin kılavuzlarına dayanmaktadır10,20-23.

Personel eğitimi, hasta kötüleşmesinin erken öngörülmesi için vital bulguların zamanında ve seri ölçümünün öneminin bilinmesini, değerlendirme ve başlangıç tedavi girişimlerini içeren yapılandırılmış ABCDE yaklaşımını, Situation-Background-Assessment-Recommendation (SBAR) gibi yapılandırılmış iletişim araçlarının kullanımını ve yardım çağırma ile bakımın eskalasyonunun nasıl yapılacağını içermelidir²¹. Personel ayrıca tedavi eskalasyon planları, yoğun bakıma kabul protokolleri, KPR uygulanmaması (DNACPR) kararlarına ilişkin yerel politikaların uygulanması ve yaşam sonu bakımının yönetimi konusunda da bilgi sahibi olmalıdır. Zamanında tedavi eskalasyonu ve DNACPR kararları, etkisiz tedavilerin veya hastaların istemeyebileceği tedavilerin uygulanmasını önler (Bkz. Resüsitasyonda Etik)⁴.

İzlem Hastane içi kardiyak arrest gelişen hastaların çoğunda başlangıç ritmi şoklanamazdır ve öncesinde solunum depresyonu veya şok bulguları sıktır⁸˒⁹˒²⁴. Destekleyici kanıtların düşük ile çok düşük kesinlik düzeyinde olmasına rağmen, kötüleşmenin ve kritik hastalığın erken saptanmasına yardımcı olmak amacıyla tüm hastalar için hangi fizyolojik parametrelerin izleneceğini ve hangi sıklıkta ölçüm yapılacağını içeren, dokümante edilmiş bir vital bulgu izlem planının bulunması gerektiği konusunda görüş birliği vardır²⁵˒²⁶. Bu yaklaşım, tüm hastalar için standartlaştırılmış bir erken uyarı skoru (EWS) sistemi kullanılarak sağlanabilir²⁷. Kullanılacak sistemin seçimi yerel koşullara bağlıdır ve ulusal kılavuzlarla uyumlu olmalıdır; örneğin Birleşik Krallık’ta National Early Warning Score (NEWS), National Institute for Health and Care Excellence (NICE) kılavuzları tarafından önerilmektedir²⁰˒²¹. Daha yüksek eğitim düzeyine sahip ve yeterli sayıda hemşire/personel varlığı, anormal vital bulgulara yanıt vermeme oranlarının daha düşük olması ve hasta sonuçlarının iyileşmesi ile ilişkilidir²⁸˒²⁹. Hangi hastaların sürekli EKG veya diğer sürekli vital bulgu monitörizasyonuna alınması gerektiğine dair randomize kontrollü çalışmalar veya bir görüş birliği bulunmamaktadır¹². Kayıt temelli bir çalışmada, hastaların yakın izlem altında olduğu ortamların, başlangıç ritimden bağımsız olarak daha iyi sağkalım ile ilişkili olduğu gösterilmiştir³⁰. Son yıllarda hasta kötüleşmesini öngörmede yapay zekâ kullanımı ilgi görmüş olmakla birlikte, etkinliği ve klinik yönetime etkisine ilişkin daha fazla çalışma olmadan mevcut kanıtlar geniş ölçekli kullanımını desteklememektedir³¹. Amerika Birleşik Devletleri’nde 19 hastanede yüksek riskli hastaların belirlenmesine yönelik otomatik bir prediktif modelin uygulanması, mortalitenin azalması ile ilişkili bulunmuştur³².

Tanıma Yoğun bakım ünitesi dışındaki hastalarda, hastanın klinik durumunun izlenmesini basitleştirmek ve standardize etmek, akut hastalığın veya kötüleşmenin tanınmasını sağlamak ve uygun yanıtın başlatılmasını tetiklemek için erken uyarı skoru (EWS) sistemleri kullanılmaktadır. Bu skorlama sistemleri, hastanın EWS değerine göre önceden tanımlanmış kademeli ve artan bir yanıt planı içerir. EWS, servis hastalarında bakımın üst basamağa çıkarılması gereksinimini belirlemek, vital bulgu izlem sıklığını artırmak amacıyla kullanılır ve kötüleşmenin daha iyi tanınmasını sağlayarak acil ekip aktivasyonuna kadar geçen süreyi azaltabilir³³. Hemşireler ve multidisipliner ekibin diğer üyeleri tarafından bildirilen klinik endişe de hasta kötüleşmesinin bir göstergesi olabilir³⁴˒³⁵.

Yardım çağrısı Tüm personel yardım çağırma konusunda yetkilendirilmeli ve etkili iletişimi sağlamak amacıyla SBAR gibi yapılandırılmış iletişim araçlarını kullanma konusunda eğitilmelidir³⁶–³⁸. Kritik hasta olan veya kritik hasta olma riski taşıyan hastalara yanıt genellikle medikal acil ekip (MET), hızlı yanıt ekibi (RRT) veya yoğun bakım destek ekibini (CCOT) içeren hızlı yanıt sistemleri tarafından sağlanır. Sağlık ekibinin herhangi bir üyesi, açıkça tanımlanmış aktivasyon kriterlerine göre bu ekipleri çağırabilir. Bazı hastanelerde hastalar ile aile ve yakınları da bu ekipleri aktive etmeye teşvik edilmektedir³⁹–⁴¹ ve bu tür hasta güvenliği girişimleri İngiltere’deki hastanelerde yaygın olarak uygulanmaktadır⁴².

Yanıt Kritik hasta olan veya kritik hasta olma riski taşıyan hastalara verilen yanıt çoğunlukla MET/RRT/CCOT ekipleri tarafından sağlanır. Bu ekipler genellikle belirli çağrı kriterlerine yanıt veren yoğun bakım hekimleri ve hemşirelerinden oluşur ve genellikle yalnızca kardiyak arrest gelişmiş hastalara müdahale eden geleneksel kardiyak arrest ekiplerinin yerini alır veya onlarla birlikte çalışır. Bu ekipler, yapılarından bağımsız olarak 7 gün 24 saat hizmet vermelidir. Sistematik derlemeler, meta-analizler ve çok merkezli çalışmalar RRT/MET/CCOT sistemlerinin IHCA insidansını ve hastane mortalitesini azalttığını göstermektedir⁴³˒⁴⁴. Bu veriler, ILCOR’un hastanelerin IHCA insidansını ve hastane mortalitesini azaltmak amacıyla hızlı yanıt sistemlerini uygulamayı değerlendirmesini önermesine yol açmıştır (zayıf öneri, düşük kesinlikte kanıt)²². Ekip müdahaleleri sıklıkla oksijen tedavisi ve intravenöz sıvı başlanması gibi basit girişimlerin yanı sıra hastanın yoğun bakım ünitesine transfer edilmesi veya DNACPR kararları, tedavi düzeyinin artırılması ya da yaşam sonu bakım planları hakkında karar verilmesi gibi daha karmaşık süreçleri de içerir (Bkz. ERC 2025 Resüsitasyonda Etik Kılavuzu⁴). Yanıtın önemli bir bileşeni, kötüleşme riski olan veya halihazırda kötüleşmekte olan hastanın uygun bir klinik ortama yerleştirilmesidir; hastalar, ihtiyaçlarını karşılayabilecek donanım ve personel yapısına sahip klinik alanlarda tedavi edilmelidir. RRT/MET/CCOT sistemleri için kalite iyileştirme süreçleri uygulanmalıdır¹⁰.

Hastane dışı kardiyak arrestin önlenmesi

Yüksek gelirli ülkelerde ani kardiyak ölüm üçüncü en sık ölüm nedenidir. Hastane dışı kardiyak arrest sonrası sağkalım genellikle %10’un altındadır⁴⁵–⁴⁷ ve son yıllarda incelenen ülkelerin yalnızca yarısında sağkalımda artış eğilimi gözlenmiştir; bu durum OHCA’nın önlenmesinin önemini vurgulamaktadır⁴⁸˒⁴⁹. Ani kardiyak ölüm yaşayan görünürde sağlıklı genç erişkinlerde bile senkop, presenkop, göğüs ağrısı veya çarpıntı gibi prodromal belirti ve bulgular görülebilir ve bu durum sağlık profesyonellerinin kardiyak arresti önlemek amacıyla ileri uzman değerlendirmesi istemesini gerektirir⁵⁰–⁵⁹. Bu konuya ilişkin ILCOR sistematik derlemesi bulunmamakla birlikte, Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC), Amerikan Kalp Derneği (AHA) ve ERC kılavuzları da değerlendirilmiştir⁶⁰.

Ani kardiyak ölümün epidemiyolojisi ve patofizyolojisi

Koroner kalp hastalığı (KKH), özellikle ileri yaş hastalarda, ani kardiyak ölümlerin %80’inde altta yatan nedendir ve non-iskemik kardiyomiyopatiler vakaların %10–15’ini oluşturur⁶¹. Genç bireylerde ise kalıtsal hastalıklar, konjenital kalp hastalıkları, miyokardit ve madde kötüye kullanımı başlıca nedenlerdir. Ani kardiyak ölüm nedenlerinin bilinmesi, erken tedaviye ve hastane dışı kardiyak arrestin önlenmesine katkı sağlar (Tablo 2).

Tablo 2
Tablo 2 - gorsel 1

Koroner kalp hastalığı

Akut miyokard enfarktüsü (AMI) ile tetiklenen aritmiler veya sonrasında gelişen miyokard skarı ani kardiyak ölüme yol açabilir⁶³. Ani kardiyak ölümlerin yaklaşık üçte ikisi, ilk KKH olayı sırasında veya düşük riskli kabul edilen bireylerde meydana gelir⁶¹. Son 50 yılda primer korunma ve sekonder revaskülarizasyon, KKH’ye bağlı yaşa göre düzeltilmiş mortaliteyi azaltmıştır⁶¹. Buna karşın KKH ile ilişkili ani kardiyak ölüm oranı değişmemiştir; bu durum KKH ile otonom sinir sistemi disfonksiyonu, elektrolit bozuklukları, ilaç toksisitesi ve bireysel genetik özellikler gibi tetikleyici faktörler arasındaki etkileşimi düşündürmektedir⁶¹. Kardiyak elektrofizyolojik çalışmalar, KKH’li hastalarda ani kardiyak ölüm açısından yüksek ve düşük riskli bireylerin ayırt edilmesini sağlayabilir⁶⁴. Kalp yetmezliği (KY) ve sol ventrikül hipertrofisi (SVH) gibi ek faktörler, ventriküler aritmilere (polimorfik ventriküler taşikardi ve ventriküler fibrilasyon) yatkınlık oluşturur. Kalp yetmezliği (KY) ve sol ventrikül hipertrofisi (SVH) bulunan hastalarda ani kardiyak ölüm (AKÖ) açısından yüksek riskli bireylerin etkili şekilde nasıl tanımlanacağı belirsizdir⁶⁵. Sol ventrikül geometrisindeki değişiklikler, ventriküler taşikardi (VT) ve ventriküler fibrilasyon (VF) gelişme olasılığını etkiler. Koroner kalp hastalığı (KKH) ve sol ventrikül disfonksiyonu zemininde ani kardiyak ölüm riskinde artış ile tutarlı şekilde ilişkili olduğu gösterilen tek belirteç sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonudur (LVEF)⁶³. LVEF, ani kardiyak ölümün primer ve sekonder korunmasında implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör (ICD) endikasyonunun belirlenmesinde kullanılmaktadır⁶⁶. Kardiyak manyetik rezonans görüntüleme (MR), skar yükünün saptanması ve ani kardiyak ölüm riskinin değerlendirilmesi için bir araç olarak önerilmiştir ve son dönemde skarların yapay zekâ ve derin öğrenme yöntemleri ile analizi hasta bazlı prognozun değerlendirilmesinde kullanılmaktadır⁶⁷. Ancak önemli ilerlemelere rağmen, olay öncesinde ani kardiyak ölüm riskinin öngörülmesi hâlen oldukça sınırlıdır⁶³.

Gençlerde Ani Kardiyak Ölüm

Gençlerde ani kardiyak ölüm (GAKÖ, 5–35 yaş) tüm AKÖ’lerin %7’sini oluşturur⁶² ve yıllık insidansı 100.000’de 1–8’dir⁶⁸. Adölesan AKÖ olgularında hastaların %50’sinde ölüm öncesinde semptomlar yanlış yorumlanmıştır⁵⁸. KKH, açıklanabilen GAKÖ olgularının en sık nedenidir ancak vakaların %25–31’i otopsi sonrası dahi açıklanamamakta ve ani aritmik ölüm sendromu (SADS) olarak sınıflandırılmaktadır⁶⁹. Kalıtsal kalp hastalıklarının çoğu tanı konulduğunda tedavi edilebilir olmasına rağmen, genç AKÖ olgularının büyük kısmı önceden tanı almamıştır⁵⁶. Bir çalışmada GAKÖ öncül belirtileri yalnızca %29 oranında saptanmış olup bu oran ileri yaş hastalara kıyasla daha düşüktür⁷⁰. QT uzatan ve psikotrop ilaçlar tek başına veya kombinasyon halinde AKÖ riskini artırır⁶². Kardiyak arrestten sağ kurtulan hastaların değerlendirilmesi veya postmortem inceleme, açıklanamayan AKÖ olgularında kalıtsal kalp hastalıklarının saptanması açısından kritik olup birinci derece akrabaların kardiyak açıdan taranmasını gerektirir ve bir çalışmada bu tarama ailelerin yarısından fazlasında kalıtsal hastalık tanısı ile sonuçlanmıştır⁷¹. Geniş bir retrospektif GAKÖ çalışmasında 180 hastanın 113’ünde (%62,8) neden saptanmış, geri kalan olgular idiopatik VF olarak sınıflandırılmıştır⁷². Tanı yöntemlerindeki gelişmeler (örneğin kanalopatiler ve koroner vazospazm için provokasyon testleri ve genetik incelemeler) ile açıklanamayan AKÖ oranının azalması beklenmektedir⁷² (Bkz. ERC 2025 Resüsitasyonda Epidemiyoloji Kılavuzu⁴⁸). Aterosklerotik olmayan koroner arter anomalileri arasında koroner arter embolisi, koroner arterit (örneğin Kawasaki hastalığı, poliarteritis nodoza), vazospazm ve miyokardiyal bridging yer almakta olup bunların tümü AKÖ ile ilişkilendirilmiştir. Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin ventriküler aritmiler ve ani kardiyak ölüm tedavisine ilişkin kılavuzlarından elde edilen temel noktalar arasında toplumda temel yaşam desteğinin geliştirilmesi ve otomatik defibrilatörlere erişimin artırılması, elektriksel fırtınanın yönetimine odaklanılması, kardiyak MR’ın öneminin artması, kateter ablasyonun daha fazla yer tutması, AKÖ risk skorları ve hesaplayıcılarının uygulanması, tanısal değerlendirme için yeni algoritmaların geliştirilmesi, genetik danışmanlık ve testlerin güçlendirilmesi, antiaritmik ilaç tedavisi için algoritmaların oluşturulması, bireyselleştirilmiş risk sınıflaması ve primer elektriksel hastalıklara yaklaşımda değişiklikler yer almaktadır⁷⁴. Konjenital kalp hastalıklarında, konjenital koroner anomaliler tüm hastaların %1’inde görülür ve bu anomalilere bağlı AKÖ genellikle egzersiz ile ilişkilidir ve genç atletlerde AKÖ’nün %17’sini oluşturur⁶¹˒⁷⁰. Hipertrofik kardiyomiyopati (HKM), kalbin en sık genetik hastalığı ve gençlerde AKÖ’nün en sık nedenidir⁷³ ve çoğu zaman ilk klinik bulgu AKÖ olana kadar sessiz seyredebilir. HKM’li ailelerde AKÖ insidansı yıllık %2–4 olup çocuk ve adölesanlarda %4–6’ya ulaşmaktadır⁶¹. AKÖ’nün öngörülmesi epidemiyolojik bir paradoks oluşturur; yüksek riskli bireylerde bireysel risk daha fazla olsa da, toplam hastane dışı kardiyak arrest sayısı çok daha geniş olan düşük riskli genel popülasyonda daha yüksektir. AKÖ’nün önlenmesi ve öngörülmesi güçtür çünkü olayların çoğu bilinen kalp hastalığı olmayan bireylerde gelişir. Bu nedenle Lancet Komisyonu, AKÖ yükünü azaltmak amacıyla önleme ve tedavinin tüm yönlerini kapsayan multidisipliner bir yaklaşım çağrısında bulunmuştur⁷⁵. Hastane dışı kardiyak arrest için yüksek kaliteli, popülasyon temelli kayıt sistemlerinin oluşturulması, AKÖ’nün daha iyi anlaşılması ve öngörülmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Ancak günümüzde genel popülasyonda hastane dışı kardiyak arrestin önlenmesine yönelik yerleşik stratejiler veya kılavuzlar bulunmamaktadır. Ani kardiyak ölüm, bazıları kardiyovasküler hastalıkla ilişkili, bazıları ise daha geniş sosyoekonomik çevreyle bağlantılı (örneğin obezite, iklim, çevre kirliliği, yaşam tarzı) çeşitli faktörlerle ilişkili olabilir. Kardiyak elektrofizyolojiyi etkileyen ve çoğunlukla QT aralığını uzatan birçok yaygın reçete edilen ilaç (antibiyotikler, antidepresanlar) hastane dışı kardiyak arrest riskini artırabilir⁷⁶. Son dönemde proton pompa inhibitörlerinin de kardiyovasküler hastalığı olmayan bireylerde dahi bu riskle ilişkili olduğu gösterilmiştir⁷⁷. Yapay zekâ modelleri, kardiyak arrest hastalarının dosyalarını genel popülasyonun sağlık kayıtlarıyla ilişkilendirerek yeni olanaklar sunmakta, ani kardiyak ölüm riskini belirleyen yeni faktörlerin tanımlanmasına ve hasta düzeyinde hedeflenmiş taramanın geliştirilmesine katkı sağlayabilmektedir⁷⁸. Yapay zekâ ayrıca nabızsız elektriksel aktivite (PEA) ile seyreden ani kardiyak ölümü öngörmede ve bu grupta daha kötü prognozla ilişkili mekanizmaların ve uyarı semptomlarının anlaşılmasına yardımcı olabilir⁷⁹.

Uyarıcı belirtiler

Kardiyak arrestlerin yaklaşık %50’si tanı konmamış koroner kalp hastalığı bulunan bireylerde meydana gelmektedir⁶³˒⁸⁰. Ani kardiyak ölüm olgularının önemli bir kısmında kardiyak arrest öncesinde kardiyak hastalık öyküsü ve uyarıcı belirtiler mevcuttur; en sık olarak göğüs veya üst abdominal ağrı ya da dispne görülmesine rağmen bu bulgular hasta veya sağlık profesyonelleri tarafından yeterince değerlendirilmemektedir⁸¹˒⁸². Yaşlı hastaların yaklaşık üçte birinde kardiyak arrestten önceki günler veya saatler içinde semptomlar ortaya çıkar; başlıca göğüs ağrısı, dispne, senkop ve/veya soğuk terleme şeklindedir⁸²˒⁸³. 1960 hastane dışı kardiyak arrest olgusunu içeren bir çalışmada hastaların %9,4’ünün önceki 48 saat içinde ambulans ekipleri tarafından değerlendirildiği gösterilmiştir⁸⁴. Semptomları olan hastalarda acil bakım sağlanması daha iyi sağkalım ile ilişkilidir⁸¹. Acil sağlık hizmetleri ekipleri tarafından 12 derivasyonlu ECG kullanılarak akut koroner sendromun erken tanınması ve reperfüzyona kadar geçen sürenin azaltılması ani kardiyak ölümü önleyebilir⁸⁵.

Genel popülasyonda ani kardiyak ölümü önlemenin en etkili yaklaşımı, bireyin koroner kalp hastalığı geliştirme riskinin belirlenmesi ve ardından risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıdır⁸⁶. Senkop, ani kardiyak ölümün önemli bir öncül belirtisi olabilir.

Senkop

Şiddetli egzersiz sırasında, oturur pozisyonda veya supin pozisyonda ortaya çıkan senkop her zaman kardiyak bir nedeni düşündürmelidir; diğer durumlarda ise daha çok vazovagal senkop veya postüral hipotansiyon söz konusudur⁸⁵. Bilinen kardiyak hastalığı olan bireylerde senkop (prodromal belirtilerle birlikte veya olmaksızın, özellikle yeni gelişmiş veya tekrarlayan) artmış mortalite için bağımsız bir risk faktörüdür⁶⁶˒⁷³˒⁸⁷–⁹⁷. Acil serviste ilk değerlendirmede senkoplu hastalarda ciddi durumu düşündüren yüksek risk ve benign durumu düşündüren düşük risk özellikleri Avrupa Kardiyoloji Derneği tarafından tanımlanmıştır (Tablo 4)⁶⁶. Acil sağlık hizmetleri tarafından erken dönemde 12 derivasyonlu EKG çekilmesi yararlı olabilir.

Tablo 4
Tablo 4 - gorsel 1
Tablo 4 - gorsel 2

Sporcular için tarama programları yararlı olabilir ancak ülkeler arasında farklılık göstermektedir¹⁰⁸–¹¹⁰. Birleşik Krallık’ta 1996–2016 yılları arasında yapılan bir çalışmada 11.168 sporcuya kardiyovasküler tarama uygulanmış ve ani kardiyak ölüm ile ilişkili hastalıklar %0,38 (n=42) oranında saptanmıştır¹¹¹. Rekabetçi sporcularda ani kardiyak ölüm insidansı sporcu olmayanlara göre daha yüksektir¹¹¹. Artmış risk taşıyan alt gruplar arasında erkek cinsiyet, siyah etnik köken ve basketbol veya futbol sporcuları yer almaktadır¹¹². Tarama genellikle fizik muayene ve EKG’yi içerir. Sporculara özgü bazı EKG bulguları nedeniyle yanlış pozitiflik riski bulunmaktadır. Daha ileri düzey taramalara rağmen genel risk azalsa da ani kardiyak ölüm yine de meydana gelebilir. Bu nedenle spor sırasında farkındalık, KPR eğitimi ve otomatik eksternal defibrilatör (OED) erişimi sporcuların korunması açısından önemini korumaktadır¹¹³˒¹¹⁴.

Ani kardiyak ölüme karşı önleyici önlemler

Ani kardiyak ölümün önlenmesi, aritmilere katkıda bulunan veya onları şiddetlendiren tıbbi durumların tanımlanması ve yönetimi, aritminin kendisinin oluşturduğu riskin değerlendirilmesi ve potansiyel tedavilerin risk–yarar oranının analizine odaklanır. Girişimler antiaritmik ilaçlar, ICD implantasyonu ve kateter ablasyonu veya cerrahiyi içerebilir⁶⁶˒¹¹⁵. Kardiyak arrest riskini artıran kardiyovasküler dışı hastalıkların etkin tedavisinin de ani kardiyak ölümü önlemeye yönelik bir strateji olabileceği ileri sürülmüştür¹¹⁶. Örneğin geniş bir veri tabanı temelli çalışmada, obstrüktif uyku apnesinin sürekli pozitif havayolu basıncı (CPAP) ile tedavisinin, tedavi almayan hastalara kıyasla hastane dışı kardiyak arrest riskinin daha düşük olması ile ilişkili olduğu gösterilmiştir¹¹⁷. Non-invaziv telemetri veya EKG iletimi yapan implante edilebilir cihazlar günümüzde seçilmiş hasta gruplarında yüksek riskli aritmileri saptamak ve ani kardiyak ölümü önlemek amacıyla kullanılmaktadır. Daha yakın zamanda aritmi saptama özelliklerine sahip bağlantılı cihazlar (akıllı saatler, akıllı telefon uygulamaları) geliştirilmiş olup asemptomatik atriyal fibrilasyonun saptanmasında yararlı olabilir ancak genel popülasyonda ani kardiyak ölüm aritmilerinin saptanmasındaki rolleri belirsizdir¹¹⁸˒¹¹⁹. Akıllı saatlere ilişkin yakın tarihli bir derlemede çoğu atriyal fibrilasyon üzerine odaklanan ve sıklıkla Apple Watch™ ile saptanan 24 kohort çalışması dahil 57 yayın değerlendirilmiştir¹²⁰. Giyilebilir cihazlar ve telefonlar gibi akıllı teknolojiler kullanılarak otomatik kardiyak arrest tanısı halen yenilikçi bir araştırma alanıdır ve tanıklı olmayan ani kardiyak ölümlerin tanıklı olaylara dönüştürülmesi olasılığını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yayımlanan çalışmaların çoğu fizibiliteye yönelik olup küçük popülasyonları kapsamaktadır¹²¹. Bu teknolojilerin farklı popülasyonlarda doğrulanması ve ardından acil sağlık hizmetleri protokollerine entegre edilmesi gerekmektedir. Yanlış pozitif alarmlar hasta anksiyetesi ve strese yol açabilir ve acil sağlık hizmetlerinin gereksiz aktivasyonu ile mevcut kaynakların aşırı yüklenmesine neden olabilir¹²². Toplumun ani kardiyak ölüm öncesi semptomları bildirme ve kardiyak arrest durumunda yardım etme konusunda eğitilmesi önemlidir⁸¹. Göğüs ağrısına yönelik farkındalık kampanyası, acil sağlık hizmetlerine başvurularda artış ve hastane dışı kardiyak arrest insidansında azalma ile ilişkilendirilmiş olup birincil korunma açısından etkili bir strateji olabilir. Kampanya döneminde göğüs ağrısı nedeniyle acil sağlık hizmeti başvurularında %8,8 artış (insidans oranı oranı [IRR] 1,09, %95 GA: 1,07–1,11) ve hastane dışı kardiyak arrest başvurularında %5,6 azalma (IRR 0,94, %95 GA: 0,92–0,97) gözlenmiştir¹²³.

Hastane içi kardiyak arrestin tedavisi

Kardiyak arrest tedavi prensipleri, erken defibrilasyon, adrenalinin erken uygulanması ve yüksek kaliteli KPR sağlanması gibi, hem hastane içi (IHCA) hem de hastane dışı (OHCA) ortamlarda geçerlidir. Hastane ortamında eğitimli klinik personelin ve ekipmanın anında erişilebilir olması, kardiyak arrestin hızlı tanınması ve tedavinin başlatılması için bir fırsat sağlar. Hastane içi kardiyak arrest, hastane sınırları içinde meydana gelen her türlü kardiyak arrest olarak tanımlanabilir ve hastalar, ziyaretçiler veya personelde, hastanenin farklı klinik alanlarında ortaya çıkabilir. Hastane içi kardiyak arrestte temel yaşam desteği ve ileri yaşam desteği girişimleri çoğu zaman eş zamanlı olarak başlatılabilir ve uygulanabilir (Şekil 3).

Şekil 3
Şekil 3 - gorsel 1

İlk müdahale edenler

İlk müdahale eden kişinin klinik beceri düzeyi, temel yaşam desteği eğitimi almış klinik olmayan bir personelden ileri yaşam desteği sağlayıcısına kadar değişebilir. Beceri düzeyi ne olursa olsun, ilk müdahale eden kişinin ilk eylemi kardiyak arresti tanımak, derhal KPR başlatmak, yardım çağırmak ve hızlı defibrilasyonu sağlamaktır. Tedavinin başlatılmasındaki gecikmeler başarılı sonuç olasılığını azaltır¹²⁴˒¹²⁵. Yardım çağırma süreci hastaneler arasında veya aynı hastane içindeki farklı alanlarda değişiklik gösterebilir. Müdahale eden kişi yalnızsa yardım çağırmak için hastanın yanından ayrılması gerekebilir. Acil ekibi aktive etmek için telefon sistemi kullanıldığında standart Avrupa numarası (2222) kullanılmalıdır¹²⁶. Avrupa Anesteziyoloji Kurulu, Mayıs 2025’te yayımlanan Anesteziyolojide Hasta Güvenliği Helsinki Bildirgesi 2.0 güncellemesinde ‘Kardiyak Arrest Çağrı’ telefon numarası 2222’yi temel gerekliliklerden biri olarak dahil etmiştir. Bugüne kadar Avrupa ülkelerinde bu standart numaranın hastaneler tarafından benimsenmesi değişkenlik göstermektedir¹²⁷–¹²⁹.

Bununla birlikte numaranın değiştirilmesi, geçiş döneminde 2222 ve eski numaranın birlikte kullanılması koşuluyla kolay ve güvenlidir. Başlangıç müdahalelerinin tamamlanmasının ardından ve yeterli personel mevcutsa, ekip İYD ekipmanlarını hazırlamalı ve SBAR (Situation, Background, Assessment, Recommendation) veya RSVP (Reason, Story, Vital Signs, Plan) gibi yapılandırılmış iletişim sistemleri kullanılarak resüsitasyon ekibine hasta devri yapılmalıdır³⁶˒¹³⁰˒¹³¹. Hastanedeki her klinik alan, hasta şiddeti, kardiyak arrest riski ve coğrafi konum (örneğin resüsitasyon ekibinin ulaşım süresi) gibi faktörleri göz önünde bulundurarak personelin eğitim gereksinimlerini belirlemelidir.

Resüsitasyon ekibi

Resüsitasyon ekibi yalnızca kardiyak arrestlere müdahale eden klasik bir kardiyak arrest ekibi şeklinde olabileceği gibi hem kardiyak arrest hem de kritik hastalara yanıt veren medikal acil ekip/hızlı yanıt ekibi (MET/RRT) şeklinde de yapılandırılabilir. ILCOR, sağlık personeline akredite İYD düzeyinde eğitim verilmesini (çok düşük kesinlikte kanıta dayalı güçlü öneri) önermektedir çünkü bu tür eğitimler hasta sonuçlarında iyileşme ile ilişkilidir²²˒¹³². Ayrıca İYD eğitimlerinin ekip çalışması ve liderlik eğitimini içermesi de önerilmektedir (çok düşük kesinlikte kanıta dayalı zayıf öneri) çünkü bu yaklaşım hasta ve süreç sonuçlarında iyileşme ile ilişkilidir²². Resüsitasyon ekipleri genellikle hastane çalışma planlarına bağlı olarak ad hoc şekilde oluşturulur ve acil tıp, akut tıp, kardiyoloji, yoğun bakım ve anestezi gibi farklı disiplinlerden bireyleri içerebilir. Ekip üyelerinin rollerinin, özellikle ekip liderinin kim olduğunun bilinmemesi, hastane içi kardiyak arrest sırasında İYD uygulamalarında hatalara yol açabilir¹³³˒¹³⁴. Her nöbet başında yapılan tanışma ve görev dağılımı toplantıları kolay uygulanabilir olup resüsitasyon sırasında etkin ekip çalışmasını destekleyebilir ancak hasta sonuçlarına etkisi belirsizdir¹³⁵.

Ekipman

Hastaneler, klinik alanlarda kardiyak arrest hastasının hızlı resüsitasyonunu sağlamak amacıyla resüsitasyon ekipmanı ve ilaçlara anında erişim bulunmasını sağlamalıdır. Eksik veya arızalı ekipman tedavi gecikmelerine katkıda bulunur¹³³˒¹³⁶. Ekipman hastane genelinde standardize edilmeli ve uygun çalıştığından emin olmak için düzenli olarak kontrol edilmelidir. Hastane dışı kardiyak arrestten farklı olarak, hastane içi kardiyak arrest hastalarının çoğunda arrest sırasında vasküler erişim mevcuttur ve bu durum adrenalin gibi zaman kritik ilaçların hızlı uygulanmasını kolaylaştırır¹³⁷–¹³⁹.

Hastane içi kardiyak arrest için KPR sonlandırma kuralları

Hastane içi kardiyak arrestte resüsitasyonun sonlandırılmasına ilişkin araştırmalar sınırlıdır. 2021 yılında yayımlanan bir ILCOR sistematik derlemesi yalnızca tek bir klinik karar kuralı olan UN10 kuralı için çok düşük kesinlikte kanıt tanımlamıştır; bu kural üç değişkeni içermektedir: tanıklı olmayan arrest, başlangıçta şoklanamaz ritim ve 10 dakikadan uzun resüsitasyon süresi¹⁴⁰–¹⁴². Bu kural türetildiği kohortta %0 yanlış pozitiflik oranına sahip olsa da sonraki doğrulama çalışmalarında klinik kullanım için kabul edilebilir eşik olan %1’in üzerinde yanlış pozitiflik oranı saptanmıştır⁴. Bu nedenle ILCOR, hastane içi kardiyak arrest sonrası ölümü öngörmede hiçbir aracın güvenilir olmadığını belirtmiş ve özellikle UN10 kuralının tek başına resüsitasyonun sonlandırılması için kullanılmamasını önermiştir (güçlü öneri, çok düşük kesinlikte kanıt)¹⁴³.

2021 ILCOR sistematik derlemesini takiben, Danimarka, İsveç ve Norveç’ten hastane içi kardiyak arrest hastalarını içeren bir İskandinav çalışması, hastane içi kardiyak arrest için beş TOR (Termination of Resuscitation) kuralı geliştirmiş ve doğrulamıştır¹⁴⁴. En iyi performans gösteren kural dört değişken içermektedir (tanıklı olmayan, monitörize olmayan, başlangıç ritminin asistoli olması ve resüsitasyon süresinin 10 dakika veya daha uzun olması). Bu kural, 1000 olgunun 6’sında 30 günlük mortaliteyi yanlış öngörmüş ve 1000 kardiyak arrestin 110’unda sonlandırma önermiştir; bu durum faydasız resüsitasyon girişimlerini azaltma potansiyeli taşımaktadır. Dikkat çekici olarak, geniş bir gözlemsel çalışma, uzun süren hastane içi kardiyak arrest (>1 saat) sonrasında dahi hastaneden taburculuğa kadar sağkalımın mümkün olduğunu göstermiştir; ancak 40 dakikadan uzun resüsitasyon sonrası sağkalım oranları %1’in altındadır¹⁴⁵. Avusturya’da yapılan bir çalışma, makine öğrenmesi modellerinin KPR devam ederken SDGD’nün sağlanamamasını ve kötü fonksiyonel sonuçları etkin şekilde öngörebildiğini, ancak pozitif prediktif değerin resüsitasyonun erken sonlandırılmasını haklı çıkaracak düzeyde olmadığını göstermiştir¹⁴⁶.

ILCOR ile uyumlu olarak ERC, hastane içi kardiyak arrestte TOR kurallarının tek başına resüsitasyon sonlandırma kararı için kullanılmasını önermemektedir. İskandinav çalışmasının sonuçları umut verici olmakla birlikte, bu kuralın klinik uygulamada kullanılabilmesi için daha fazla dış doğrulamaya ihtiyaç vardır¹⁴⁴. TOR kuralları uygulanmadan önce yerel, bölgesel veya ulusal kohortlarda doğrulanmalı ve sağkalım oranları değiştikçe yeniden değerlendirilmelidir. Resüsitasyonun sonlandırılmasına ilişkin kararlar ayrıca yerel hukuki, organizasyonel ve kültürel bağlam dikkate alınarak verilmelidir. ERC 2025 Resüsitasyonda Etik Kılavuzu, resüsitasyon sonlandırma kurallarının kullanımı hakkında ek rehberlik sunmaktadır⁴.

Hastane dışı kardiyak arrestin tedavisi

Bu bölüm, hastane dışı kardiyak arrest (OHCA) resüsitasyonuna ilişkin özgül ileri yaşam desteği (İYD) konularına genel bir bakış sunmaktadır. Daha ayrıntılı bilgi ERC 2025 Temel Yaşam Desteği, Özel Durumlarda Kardiyak Arrest, Sistemler Yaşam Kurtarır, Epidemiyoloji, Postresüsitasyon Bakımı ve Resüsitasyonda Etik kılavuzlarında yer almaktadır⁴˒⁶˒¹¹⁴˒¹²⁹˒¹⁴⁷˒¹⁴⁸.

Hastane dışı kardiyak arrest olgularının transferi

OHCA için İYD’nin amacı, hastanede mevcut olan girişimlerin mümkün olan en erken dönemde sağlanması ve hastane dışı ortamda uygulanamayan girişimler için hastanın hızla hastaneye transfer edilmesidir. Yakın tarihli bir sistematik derleme, olay yerinden hızlı hastane transferinin yararını, olay yerinde uzatılmış resüsitasyon ile karşılaştırmıştır¹⁴⁹. Dokuz çalışma (8 kohort çalışması ve 1 randomize kontrollü çalışma) dahil edilmiştir. Birleştirilmiş analizde, hızlandırılmış (veya daha erken) transferin hastaneden taburculuğa kadar sağkalımı öngörmediği (olasılık oranı [OR] 1,16, %95 güven aralığı [GA] 0,53–2,53, I² = %99, p = 0,65) veya iyi nörolojik sonlanım ile ilişkili olmadığı (OR 1,06, %95 GA 0,48–2,37, I² = %99, p = 0,85) gösterilmiştir. Kanıtın kesinliği orta derecede yanlılık riski ile çok düşük olarak değerlendirilmiştir. Çalışmalar arasında belirgin heterojenite gözlenmiş olup bu durum büyük ölçüde incelenen acil sağlık hizmetleri sistemlerinin bölgesel farklılıklarına bağlanmıştır. Kuzey Amerika’dan geniş bir kayıt çalışmasında, eğilim eşleştirmeli bir kohortta 27.705 hasta incelenmiş ve arrest sırasında transfer edilen hastalarda hastaneden taburculuğa kadar sağkalım %4,0 iken, olay yerinde resüsitasyon uygulananlarda bu oran %8,5 bulunmuştur (risk farkı %4,6 [%95 GA 4,0–5,1])¹⁵⁰. Hastanın hangi aşamada hastaneye nakledileceğine ilişkin karar, kurtarıcıların klinik becerileri, olay yerinde uygulanabilen İYD girişimleri ve resüsitasyon sonlandırma protokollerinin kullanımı gibi acil sağlık hizmetleri sistemine özgü faktörlere bağlıdır¹⁴⁹.

Kardiyak arrest merkezlerinde bakım

Bir ILCOR sistematik derlemesi, özel kardiyak arrest merkezlerinde bakımın yararlarını değerlendirmiştir. Buna bağlı olarak ILCOR tedavi önerileri şunları içermektedir¹⁵¹:

  • Travmatik olmayan OHCA’lı erişkin hastalar, yerel protokollere göre kardiyak arrest merkezine nakil için değerlendirilmelidir.

  • Travmatik olmayan OHCA’lı erişkin hastalar mümkün olduğunca kardiyak arrest merkezlerinde tedavi edilmelidir

  • Sağlık hizmeti ağları, kardiyak arrest ağı oluşturmak ve sürdürmek için yerel protokoller geliştirmelidir.

ERC bu önerileri benimsemiş olup ayrıntılar ERC 2025 Sistemler Yaşam Kurtarır ve Postresüsitasyon Bakımı kılavuzlarında yer almaktadır.

Hastane dışı kardiyak arrestin başlangıç tedavisi

Hastame dışı kardiyak arrest (OHCA) sonuçlarını, hasta ve KPR ile ilişkili birçok faktör etkiler (Tablo 5). Toplum temelli tanık KPR ve OED kullanım programları OHCA sonuçlarını iyileştirir¹⁵². Göğüs kompresyonları ve erken defibrilasyon OHCA’da KPR’nin temelini oluşturur. Ventriküler fibrilasyon için tek kesin tedavi hızlı defibrilasyondur¹⁵³.

Tablo 5
Tablo 5 - gorsel 1

EMS personeli ve girişimleri

ILCOR, EMS OHCA ile karşılaşma ve deneyiminin OHCA sonuçlarına etkisini inceleyen bir sistematik derleme gerçekleştirmiştir¹⁵⁴. Bu derlemede yer alan en büyük çalışma, bir paramediğin OHCA olgusuna kaç kez müdahale ettiğinin hastaneden taburculuğa kadar sağkalım ile ilişkisini değerlendirmiştir¹⁵⁵. Son üç yıl içinde OHCA ile karşılaşmanın artması, taburculuğa kadar sağkalım artışı ile ilişkili bulunmuştur: ≤6 karşılaşma (kontrol grubu), >6–11 karşılaşma (düzeltilmiş olasılık oranı [aOR] 1,26, %95 GA 1,04–1,54), 11–17 karşılaşma (aOR 1,29, %95 GA 1,04–1,59), >17 karşılaşma (aOR 1,50, %95 GA 1,22–1,86)¹⁵⁵. Bir başka geniş gözlemsel çalışma, müdahaleyi yapan paramediğin OHCA ile karşılaşmasının artmasının SDGD artışı ile ilişkili olduğunu bildirmiştir (<15 karşılaşma [kontrol grubu] vs. ≥15 karşılaşma, aOR 1,22, %95 GA 1,11–1,36)¹⁵⁶. ILCOR CoSTR, EMS’nin klinik personelinin resüsitasyonla karşılaşmalarını izlemelerini ve düşük karşılaşma oranlarını gidermeye yönelik stratejiler uygulamalarını veya müdahale eden ekiplerde yakın zamanda deneyimi olan üyelerin bulunmasını sağlamalarını önermektedir (zayıf öneri, çok düşük kesinlikte kanıt)²³.

Hastane öncesi İYD ekiplerinde optimal ekip üye sayısına ilişkin bir öneri bulunmamaktadır. 2005–2023 yılları arasında yayımlanan 22 çalışmayı değerlendiren yakın tarihli bir derleme, iki kişilik ekipler tarafından gerçekleştirilen İYD KPR’nin etkinliğini incelemiş ve bu ortamlara uyarlanmış İYD protokollerini destekleyecek yeterli kanıt bulunmadığını göstermiştir¹⁵⁷. 2023 yılında yapılan bir başka derleme, randomize olmayan dört çalışmayı değerlendirmiş ve olay yerinde İYD eğitimi almış personel oranının %50’den fazla olmasının hastaneden taburculuğa kadar sağkalımı artırabileceğini, ancak kanıt kesinliğinin çok düşük olduğunu bildirmiştir¹⁵⁸. Hastane öncesi İYD sistemine sahip ve ilk çağrıda birden fazla EMS ekibinin yönlendirildiği bir sistemde yapılan geniş ulusal kohort analizinde, daha fazla sayıda EMS ekibi üyesi (üç veya daha fazla) ve ilk temas EMS ekibinde daha yüksek oranda İYD sağlayıcısı bulunmasının, travmatik olmayan OHCA’lı erişkinlerde daha iyi nörolojik iyileşme ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Özellikle iyi nörolojik iyileşme, üç kişilik ekipler için düzeltilmiş olasılık oranı (95% GA) 1,23 (1,06–1,43) ve İYD eğitimi almış sağlayıcı oranı daha yüksek ekipler için 1,28 (1,17–1,40) olarak bulunmuştur¹⁵⁹.

2024 tarihli bir ILCOR derlemesi, hastane dışı kardiyak arrestte (OHCA) hastane öncesi kritik bakımı, standart hastane öncesi ileri yaşam desteği ile karşılaştırmıştır²³˒¹⁶⁰. Hastane öncesi kritik bakım, standart İYD’nin ötesinde geliştirilmiş klinik yetkinlikleri içeren ve kritik hastalara yönlendirilen özel acil sağlık hizmetleri (EMS) ekipleri tarafından sunulan bakım olarak tanımlanmıştır. Bu ekipler, acil tıp, anestezi, kritik bakım veya yoğun bakım alanında uzman hekimler ya da özel olarak eğitilmiş kritik bakım paramedikleri tarafından oluşturulmuştur. Bu yaklaşım standart hastane öncesi İYD ile karşılaştırılmıştır. Derleme 15 çalışmayı içermektedir. Hastane öncesi kritik bakımın çeşitli sonuç ölçütlerinde iyileşme ile ilişkili olduğu gösterilmiştir: hastaneye yatışa kadar sağkalım, SDGD (OR 1,95, %95 GA 1,35–2,82), hastaneden taburculuğa kadar sağkalım (OR 1,34, %95 GA 1,10–1,63), 30 günlük sağkalım (OR 1,56, %95 GA 1,38–1,75) ve 30 günde iyi nörolojik sonlanım (OR 1,56, %95 GA 1,38–1,75). ILCOR, yeterli kaynak altyapısına sahip EMS sistemlerinde travmatik olmayan OHCA’lı erişkin hastaların hastane öncesi kritik bakım ekiplerinden bakım almasını önermektedir (zayıf öneri, düşük kesinlikte kanıt). Bununla birlikte, dahil edilen çalışmalar kaynak maliyetleri, maliyet-etkinlik, sağlık eşitliği üzerindeki etkiler veya uygulama fizibilitesi hakkında veri sunmamıştır; bu nedenle bu yönler analiz edilmemiştir.

Hastane öncesi kritik bakım ekipleri, İYD’yi EKPR, balon oklüzyon ve acil torakotomi gibi daha ileri ve invaziv resüsitasyon teknikleri ile tamamlayabilme olanağı da sağlamaktadır¹⁶¹. Bu teknikler, hedef hasta grupları ve sonuçlar üzerindeki potansiyel etkileri kılavuzun diğer bölümlerinde ele alınmaktadır.

Hastane dışı kardiyak arrest için resüsitasyon sonlandırma kuralları

Resüsitasyonun sonlandırılması (TOR) kuralları, EMS’nin devam eden KPR ile resüsitasyona devam edilip edilmeyeceğine veya hastanın nakledilip edilmeyeceğine karar vermesine rehberlik eder. Bir ILCOR derlemesi, mevcut TOR kurallarının bazı sağ kalan hastaların gözden kaçmasına yol açabileceğini ancak aynı zamanda resüsitasyonun erken sonlandırılmasını da önlediğini göstermiştir¹˒²³˒¹⁶². ILCOR, çok düşük kesinlikte kanıta dayalı koşullu bir öneri olarak, EMS sistemlerinin resüsitasyonun sonlandırılması veya devam eden KPR ile nakil kararlarını yönlendirmek amacıyla TOR kurallarını kullanabileceğini belirtmektedir; bu kurallar yalnızca yerel doğrulama yapıldıktan sonra, kabul edilebilir özgüllük sağlanarak ve yerel kültür, değerler ve bağlam ile uyumlu olacak şekilde uygulanmalıdır. Ek etik rehberlik ERC 2025 Resüsitasyonda Etik kılavuzunda sunulmaktadır⁴.

Debriefing

2020 yılında ILCOR, kardiyak arrest sonrası debriefinge ilişkin dört gözlemsel çalışmayı içeren bir sistematik derleme gerçekleştirmiştir²²˒¹⁶³–¹⁶⁶. Bu dönemde debriefing, hastane sağkalımı, SDGD ve KPR kalitesinde iyileşme ile ilişkilendirilmiştir. 2024 yılında ILCOR, altısı erişkin hastaları içeren¹³⁵˒¹⁶³˒¹⁶⁵–¹⁶⁸, biri pediatrik¹⁶⁴ ve ikisi neonatal kardiyak arresti içeren on randomize olmayan çalışmayı kapsayan yeni bir sistematik derleme gerçekleştirmiştir169,170. Bu güncellenmiş derleme, önemli yanlılık riski ve tutarsızlık nedeniyle kanıtın kesinliğinin çok düşük olmasına rağmen, olay sonrası değerlendirme toplantılarının ya herhangi bir etki ile ilişkili olmadığını ya da SDGD, hastaneden taburculuğa kadar sağkalım, olumlu nörolojik sonuçlar ve KPR kalitesinde iyileşmeler ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. İncelenen çalışmalarda, ILCOR derlemesi kardiyak arrest sonrası değerlendirme toplantıları ile ilişkili olarak değerlendirmeye katılan ekipte duygusal travma ya da önemli kaynak gereksinimleri (maliyetler dahil) gibi herhangi bir olumsuz sonuç saptamamıştır. Bu bulgulara dayanarak ILCOR önermekte ve ERC erişkin kardiyak arrest sonrası olay sonrası değerlendirme toplantılarının uygulanmasını tavsiye etmektedir (zayıf öneri, çok düşük kesinlikte kanıt). Bu öneri, değerlendirme toplantılarının kritik ve önemli sonuçlar üzerinde nötr ile pozitif arasında değişen bir etkiye sahip olduğu ve bunun olası istenmeyen etkilerden daha ağır bastığı sonucuna dayanmaktadır. ERC 2025 Resüsitasyon Eğitimi Kılavuzu bu konulara ilişkin daha fazla ayrıntı sunmaktadır⁵.

Düşük kaynaklı ortamlarda İYD

Bu derleme, bir ILCOR anlatı derlemesine dayanmaktadır¹⁷¹. KPR bağlamında düşük kaynaklı ortamlar çoğunlukla düşük gelirli ülkelerle ilişkilidir. Bununla birlikte yüksek gelirli ülkelerde de kaynakların sınırlı olduğu durumlar (örneğin kitlesel yaralanma olayları, gece saatleri, kötü hava koşulları, doğal afetler, pandemiler veya savaş) ya da coğrafi koşullar (örneğin zor ulaşım – dağlar ve deniz, uzak bölgeler – uçaklar, petrol platformları, gemiler) nedeniyle benzer durumlar ortaya çıkabilir. Kaynak açısından iyi donanımlı ortamlarda geliştirilen resüsitasyon kılavuzlarının uygulanması, lojistik, personel ve altyapı eksiklikleri nedeniyle düşük kaynaklı ortamlarda mümkün olmayabilir. Küresel güneydeki çeşitli kuruluşlar ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), düşük kaynaklı ortamlara uyarlanmış resüsitasyon kılavuzları geliştirmiş ve geliştirmeye devam etmektedir¹⁷¹–¹⁹¹. Bu kılavuzlar genellikle acil durumların önlenmesi, ilk yardım ve temel yaşam desteğine odaklanmaktadır. ERC 2025 Özel Durumlar kılavuzu, uçuş sırasında kardiyak arrest, kruvaziyer gemilerde ve kitlesel yaralanma olaylarında görülen kardiyak arrest gibi düşük kaynaklı olabilecek bazı durumları ele almıştır¹¹⁴˒¹⁸⁶. Düşük kaynaklı ortamlardaki farklı ihtiyaç ve fırsatları karşılamak amacıyla yaşam zincirine yönelik uyarlanmış bir yaklaşım önerilmiş olup¹⁷¹ bu yaklaşım ERC Sistemler Yaşam Kurtarır kılavuzunda daha ayrıntılı olarak açıklanmaktadır⁶.

KPR ile ilişkili farkındalık

KPR ile ilişkili farkındalık, hastanın KPR sırasında bilincinin açık olması ancak SDGD elde edilmemiş olması durumunu ifade eder. Bu rehber, önceki 2021 özet bildirisinin güncellenmiş hali olan 2024 ILCOR özet bildirisini¹⁹² ve sekiz gözlemsel çalışma, 26 olgu sunumu ve 2022 tarihli bir derlemeyi temel almaktadır¹⁹⁴. 2025 tarihli bir derleme; iki ek gözlemsel çalışma¹⁹⁵˒¹⁹⁶, bir olgu serisi¹⁹⁷ ve KPR ile ilişkili farkındalık tedavisine yönelik hastane öncesi kılavuzları inceleyen bir derleme¹⁹⁸ tanımlamıştır. ILCOR aşağıdaki iyi uygulama önerilerini sunmuştur:

  • Uygun olan ortamlarda kurtarıcılar, KPR sırasında bilinçli olan hastalarda ağrı ve distresi önlemek amacıyla çok küçük dozlarda sedatif veya analjezik ilaçlar (veya her ikisini) kullanmayı düşünebilir;

  • Nöromüsküler bloker ajanlar tek başına bilinç açık hastalara uygulanmamalıdır

  • KPR sırasında sedasyon ve analjezi için optimal ilaç rejimi belirsizdir ve rejimler kritik hastalarda kullanılan yaklaşımlara ve yerel protokollere dayandırılabilir.

KPR ile ilişkili farkındalık, ‘ölçülebilir spontan kardiyak debi olmaksızın KPR uygulanırken bilincin gösterilmesi’ olarak tanımlanabilir¹⁹⁴. Gözlemsel çalışmalarda KPR ile ilişkili farkındalık insidansı %0,23–0,90 olarak bildirilmiş olup¹⁹⁹ deneyimli sağlık profesyonellerinin %48–57’si KPR sırasında bilinci açık hasta gözlemlediklerini ifade etmiştir²⁰⁰. KPR ile ilişkili farkındalık, tanıklı ve şoklanabilir kardiyak arrestlerle, daha genç yaş ile ve daha iyi sonuçlarla ilişkilidir¹⁹⁷. KPR ile ilişkili farkındalık bulunan hastalarda daha uzun süreli KPR uygulamaları makul olabilir¹⁹⁷.

KPR ile ilişkili farkındalıkları bulunan hastalar etkili KPR’yi engelleyebilir ve bozabilir¹⁹⁴˒¹⁹⁷ ve sedasyon gerekebilir. KPR sırasında bilinci açık olan veya farkındalığın dışlanamadığı hastalarda ağrı ve distresi önlemek amacıyla çok düşük dozlarda sedatif veya analjezik ilaçların (veya her ikisinin) kullanılması düşünülmelidir. KPR sırasında sedasyon ve analjezi için optimal ilaç rejimi belirsizdir ve yerel ile ulusal protokoller mevcuttur¹⁹⁸. Kritik hastalarda kullanılan rejimlere dayalı olarak fentanil, ketamin ve/veya midazolamın düşük dozları kullanılabilir. Bilinçli hastalarda nöromüsküler bloke edici ilaçlar tek başına verilmemelidir. KPR sırasında bilinç varlığı veya görünür bilinç olmaksızın farkındalık, klinisyenler, tanıklar ve kardiyak arrestten sağ kurtulan hastalarda travma sonrası stres bozukluğuna yol açabilir¹⁹⁶˒²⁰¹.

İleri yaşam desteği tedavi algoritması

Kardiyak arrest ya şoklanabilir ritimlerle (VF/pVT) ya da şoklanamaz ritimlerle (asistoli ve PEA) ilişkilidir. Şoklanabilir ritimlerin tedavisindeki temel fark, defibrilasyon girişiminin gerekli olmasıdır. Minimal kesinti ile yüksek kaliteli göğüs kompresyonları, havayolu yönetimi ve etkili ventilasyon, venöz erişim, adrenalinin uygulanması ve geri döndürülebilir nedenlerin tanımlanması ile tedavisi gibi diğer girişimler tüm arrestler için ortaktır. İYD algoritması (Şekil 2) bu temel girişimlere genel bir bakış sunar. Bunlar ERC İYD Yazım Grubu’nun uzman görüş birliğine dayanmaktadır. İYD kardiyak arrest algoritması tüm erişkin kardiyak arrestler için geçerlidir. Özel durumlara bağlı kardiyak arrestlerde ek girişimler gerekebilir¹¹⁴˒²⁰². Şoklar ve ilaçların zamanlamasının daha iyi anlaşılması amacıyla bazı örnek akış şemaları sunulmuştur; bu örnekler tüm olası senaryoları veya kardiyak arrest ritimleri ya da SDGD arasındaki tüm geçişleri kapsamaz (QR kod 1). Asistoli ve NEA her ikisi de şoklanamaz ritimler olarak tedavi edilmekle birlikte, özellikle yüksek düzeyde monitörizasyonun bulunduğu ortamlarda (örneğin sürekli invaziv kan basıncı monitorizasyonu ile) NEA’nın tedavisi daha nüanslı olabilir ve bu durum aşağıda yüksek düzeyde monitörize ortamlarda İYD ve fizyoloji rehberliğinde KPR bölümlerinde ele alınmaktadır.

Defibrilasyon

İleri yaşam desteği sırasında otomatik eksternal defibrilasyon ile manuel defibrilasyonun karşılaştırılması

Bu rehber, 2020 tarihli bir ILCOR kanıt güncellemesine²⁰³ ve Ocak 2020 ile Ocak 2025 arasını kapsayan, üç sistematik derleme²⁰⁴–²⁰⁶ ve iki gözlemsel çalışmayı²⁰⁷˒²⁰⁸ içermektedir.

İYD uygulayıcıları, manuel defibrilasyon için, sık eğitim ve ileri düzey EKG tanıma becerilerine ihtiyaç duyar203. Manuel defibrilasyonu tercihi olarak kullanmalı, ancak OED kullanımında da yetkin olmalıdırlar. OED’ler ile ilk şoka ulaşma süresi daha kısa olmakla birlikte, çalışmalar bunun manuel defibrilatörler yerine kullanıldığında sağkalımda iyileşmeye dönüşmediğini göstermektedir. Örneğin paramediklerde yapılan bir çalışmada OED’lerin ilk şoka ulaşma süresini 2 dakika içinde iyileştirdiği (aOR 1,72; %95 GA 1,32–2,26; p<0,001) ancak manuel defibrilasyon ile karşılaştırıldığında hastaneden taburculuğa kadar sağkalımda (aOR 0,71; %95 GA 0,55–0,92; p=0,009), olaydan sağkalımda (aOR 0,74; %95 GA 0,62–0,88; p=0,001) ve hastane öncesi SDGD oranlarında (aOR 0,81; %95 GA 0,68–0,96; p=0,01) azalma ile ilişkili olduğu bildirilmiştir²⁰⁹. Manuel defibrilasyon, göğüs kompresyonlarına verilen araların daha kısa olması ile ilişkilidir ve bu durum resüsitasyon sırasında koroner ve serebral perfüzyonun sürdürülmesi açısından kritik öneme sahiptir²¹⁰. Göğüs kompresyonu artefaktlarını filtreleyen ve KPR sırasında ritim analizine olanak sağlayan yazılımlar ile defibrilasyon için şarj sırasında göğüs kompresyonlarının sürdürülmesi, manuel defibrilasyonun OED kullanımına göre avantaj sağlamasına katkıda bulunmaktadır.

İki kademeli sistemlerde İYD sağlayıcıları hastaya OED bağlanmış ve kullanılmakta iken olay yerine ulaşabilir. İYD sağlayıcıları geldiğinde OED zaten kullanımdaysa cihazın şok yönlendirmeleri izlenmelidir. Mümkün olduğunda 2 dakikalık KPR siklusu sırasında manuel defibrilatöre geçiş yapılmalıdır. OED halihazırda bağlıyken vektör değiştirme amacıyla ek bir manuel defibrilatör yerleştirilmesini önermek için yeterli kanıt yoktur²¹¹.

OED yönlendirmelerine göre hareket edilmesine kıyasla manuel defibrilasyon, daha fazla uygunsuz şok uygulanmasına (çünkü OED tarafından önerilmeyecek bir şok verilmesi) ve daha fazla kaçırılan şoklara (çünkü OED tarafından önerilecek bir şokun verilmemesi) yol açabilir²¹². İYD sağlayıcısı monitörde düşük amplitüdlü VF ile asistoli arasında ayırım yapma konusunda tereddüt ediyorsa şok uygulanmalıdır. ERC bu öneriyi verirken VF’nin şoklanmaması riski ile asistolide hastanın şoklanması riski ve kurtarıcılar arasında ritmin VF mi yoksa düşük amplitüdlü VF mi olduğuna karar vermedeki değişkenliği dengelemiştir. Kurtarıcılar resüsitasyon sırasında şoklanabilir ve şoklanamaz ritimler arasında hızlı (5 saniye içinde) ayrım yapma konusunda yeterli güvene sahip değilse defibrilatörü OED modunda kullanmalıdır.

Manuel defibrilasyon

Defibrilasyon girişimi, VF/pVT’yi sonlandırma ve SDGD sağlama potansiyeline sahip olması nedeniyle KPR’nin hayati bir bileşenidir. Defibrilasyon kardiyak arrestlerin yaklaşık %20’sinde endike olmasına rağmen sağ kalanların %80’inden fazlası şoklanabilir ritim ile başvurmaktadır²¹³. Defibrilasyonun etkinliği zaman ve VF süresi arttıkça azaldığından, defibrilasyon girişimleri zamanında, aynı zamanda etkin ve güvenli şekilde gerçekleştirilmelidir²¹⁴. İYD uygulayan kurtarıcılar için defibrilatörün (manuel veya OED) kullanımına ilişkin bilgi kritik öneme sahiptir. Manuel defibrilatör kullanan kurtarıcılar, göğüs kompresyonlarına verilen arayı en aza indirmek için şoklanabilir kardiyak arrest ritmini tanımak ve şok verme kararını almak üzere 5 saniyeden daha kısa sürede hareket etmeyi hedeflemelidir. Gecikme 5 saniyeyi aşarsa göğüs kompresyonlarına yeniden başlanması, cihazın OED moduna alınması ve ritim analizinin cihaza bırakılması düşünülmelidir. 2015 yılından bu yana ERC defibrilasyon kılavuzları yalnızca bifazik enerji dalga formlarına ve defibrilasyon pedlerine atıfta bulunmaktaydı. ERC 2025 ALS kılavuzunda bazı ülkelerde klinik kullanımda olmaya devam eden defibrilasyon paletlerinin kullanımına ilişkin öneriler yeniden dahil edilmiştir²¹⁵. Bu bölümdeki kanıtlar ILCOR 2020 CoSTR, ERC 2015 ALS kılavuzu ve uzman görüş birliğine dayanmaktadır¹⁵²˒²⁰³˒²¹⁵.

Peri-şok duraklamanın en aza indirilmesine yönelik stratejiler. Göğüs kompresyonlarının durdurulması ile şok uygulanması arasındaki gecikme (pre-şok duraklama) mümkün olan en düşük düzeyde tutulmalıdır; 5–10 saniyelik bir gecikme dahi şokun başarılı olma olasılığını azaltacaktır²¹⁶–²²¹.

Pre-şok duraklama, defibrilatörün şarjı sırasında kompresyonların sürdürülmesi ve etkili iletişim kuran bir lider tarafından koordine edilen etkin bir ekip ile 5 saniyenin altına indirilebilir²²²˒²²³. Defibrilasyon anında kurtarıcının hastayla temasını önlemek amacıyla yapılan güvenlik kontrolü hızlı ancak etkin şekilde gerçekleştirilmelidir. Şok uygulaması ile göğüs kompresyonlarının yeniden başlatılması arasındaki gecikme (post-şok duraklama), şok uygulamasının hemen ardından kompresyonlara yeniden başlanması ile en aza indirilir²²⁴. SDGD’ne ait hem klinik hem de fizyolojik bulgular mevcutsa (örneğin bilincin geri dönmesi, hareket, arteriyel dalga formu, ETCO₂ artışı), ritim analizi için göğüs kompresyonlarına kısa süreli ara verilebilir. Manuel defibrilasyon sürecinin tamamı, göğüs kompresyonlarında 5 saniyeden kısa bir kesinti ile gerçekleştirilebilir.

KPR ile defibrilasyonun başlangıç tedavisi olarak karşılaştırılması. 2020 tarihli bir ILCOR sistematik derlemesi, şok uygulanmadan önce belirli bir süre (genellikle 1,5–3 dakika) göğüs kompresyonu uygulanmasının, defibrilatörün hazırlanmasını sağlayacak kısa bir kompresyon süresi ile karşılaştırıldığında resüsitasyon sonuçlarını etkileyip etkilemediğini değerlendirmiştir. Şok uygulaması öncesinde 180 saniyeye kadar KPR uygulanması ile önce ritim analizi ve ardından defibrilasyon yapılması arasında sonuçlar açısından fark saptanmamıştır¹⁵². Bu nedenle ritim analizi ve şok uygulanmadan önce rutin olarak önceden belirlenmiş bir süre (örneğin 2–3 dakika) KPR uygulanması önerilmemektedir. ILCOR, monitörize olmayan kardiyak arrestlerde defibrilatör ritim analizi için hazır olana kadar kısa bir süre KPR uygulanmasını destekleyen, düşük kesinlikte kanıta dayalı zayıf bir öneri sunmuştur. Ardından endikasyon varsa defibrilasyon gecikmeden uygulanmalıdır. Her 2 dakikalık siklusun sonunda, amplitüdünden bağımsız olarak VF için derhal defibrilasyon denenmelidir.

Ön şarjlı defibrilatör hazırlığı Bu yöntemde defibrilatör, kompresyon siklusunun sonuna yaklaşılırken ancak ritim kontrol edilmeden önce şarj edilir ve bu yöntem “ön şarj” olarak da adlandırılır. Kompresyonlar ritim kontrolü için kısa süreli durdurulduğunda, defibrilatör önceden şarj edilmiş olduğundan (endikasyon varsa) şok derhal uygulanabilir ve böylece defibrilatörün şarj edilmesi sırasında ek göğüs kompresyonu yapılmasını gerektiren süre ortadan kaldırılır. Bu yöntem, bazı ülkelerde konvansiyonel yaklaşıma alternatif olarak halihazırda kullanılmakta olduğu için 2020 yılında ILCOR tarafından değerlendirilmiştir²²⁵. Manken çalışmaları ön şarjlı defibrilatör hazırlığının uygulanabilir olduğunu ve göğüs kompresyonlarına verilen kesintilerin toplam sayısını azaltabileceğini, ancak pre-, post- ve peri-şok duraklama sürelerini artırabileceğini göstermektedir. Danimarka’da yapılan bir çalışma, ön şarj uygulamasının toplam hands-off oranı, daha uzun pre-şok duraklama ve artmış SDGD ile ilişkili olduğunu göstermiştir²²⁶. Bu teknik, pre-, post- ve peri-şok duraklama sürelerini en aza indirebilen iyi eğitimli ekipler tarafından makul bir alternatif olarak kullanılabilir. Manuel defibrilasyon için en iyi tekniğin belirlenmesi amacıyla daha fazla klinik çalışmaya ihtiyaç vardır.

Defibrilasyon sırasında oksijenin güvenli kullanımı

Oksijenden zengin bir ortamda, uygun yerleştirilmemiş defibrilatör paletlerinden kaynaklanan kıvılcım yangına ve hastada ciddi yanıklara neden olabilir²²⁷–²³². Defibrilasyon pedleri, ark oluşumu ve kıvılcım açısından paletlere göre daha güvenli olabilir ancak defibrilasyon sırasında oksijenin güvenli kullanımına ilişkin öneriler ERC 2025 ALS kılavuzunda değişmemiştir. Non-invaziv ventilasyon ve yüksek akımlı nazal oksijen kullanımı oksijenle zenginleşmiş ortam riskini artırır. Defibrilasyon sırasında yangın riski aşağıdaki önlemlerle azaltılabilir:

  • Tüm oksijen maskeleri (balon maske dahil) veya nazal kanüller çıkarılmalı ve hastanın göğsünden en az 1 metre uzağa yerleştirilmelidir

  • Ventilasyon balonu veya ventilasyon devresi trakeal tüp veya supraglottik havayoluna bağlı bırakılmalı ve oksijen çıkışının göğüsten uzağa yönlendirildiğinden emin olunmalıdır

  • Hasta ventilatöre bağlıysa (örneğin ameliyathane veya yoğun bakım ünitesinde), ventilatör devresi trakeal tüpe bağlı bırakılmalı ve oksijen çıkışı göğüsten uzağa yönlendirilmelidir.

Pedlerin göğüs ile teması ve anatomik yerleşim

2024 tarihli bir ILCOR sistematik derlemesi, 2021 kılavuzlarından bu yana optimal defibrilasyon pedi yerleşimine ilişkin randomize kontrollü çalışma bulunmadığını ve OHCA hastalarına ait iki gözlemsel çalışmadan elde edilen kanıtın çok düşük kesinlikte olduğunu göstermiştir¹⁹².

Aşağıda tanımlanan teknikler, eksternal defibrilasyon pedlerinin (kendinden yapışkanlı pedler) miyokardiyal akım yoğunluğunu maksimize edecek ve transtorasik impedansı minimize edecek optimal pozisyonda yerleştirilmesini amaçlamaktadır. Hiçbir insan çalışması, ped yerleşiminin SDGD veya VF/pVT’den sağkalım üzerindeki etkisini değerlendirmemiştir¹⁵². Defibrilasyon sırasında transmyokardiyal akım, fibrilasyonun olduğu kalp bölgesi pedler arasında doğrudan yer aldığında en yüksek düzeye ulaşır (yani VF/pVT’de ventriküller, AF’de atriyumlar). Bu nedenle optimal ped yerleşimi ventriküler ve atriyal aritmiler için aynı olmayabilir. Antero-lateral ped yerleşimi, yerleştirilmesinin daha kolay olması ve posterior ped yerleştirilirken KPR’ye ara verilmesini gerektirmemesi nedeniyle VF/VT için başlangıç pozisyonu olarak tercih edilir.

Ventriküler aritmiler ve kardiyak arrestte ped yerleşimi. Erişkinlerde, yerleştirme hızını optimize etmek ve göğüs kompresyonlarına verilen kesintileri en aza indirmek için defibrilatör pedleri veya paletleri antero-lateral pozisyonda yerleştirilmelidir. Bir ped/palet hastanın sağ klavikulasının altına, üst sternum sınırının hemen sağına yerleştirilmelidir. Diğer ped/palet hastanın sol orta aksiller hattına, koltuk altının altına yerleştirilmelidir (Şekil 4).

Şekil 4
Şekil 4 - gorsel 1

Erişkinlerde başlangıç antero-lateral pozisyon mümkün değilse, eğitimli personel tarafından antero-posterior ped yerleşimi düşünülmelidir (Şekil 5). Anterior ped göğsün sol tarafına, orta hat ile meme başı arasına yerleştirilmelidir. Kadın hastalarda anterior ped, mümkün olduğunca meme dokusundan kaçınacak şekilde alt sternumun soluna yerleştirilmelidir²³³. Posterior ped hastanın omurgasının sol tarafına, skapulanın hemen altına yerleştirilmelidir.

Şekil 5
Şekil 5 - gorsel 1

VF veya pVT’ye bağlı şoklanabilir OHCA hastalarında başlangıç antero-posterior (AP) ile antero-lateral (AL) ped yerleşiminin karşılaştırıldığı bir çalışmada, başlangıç AP yerleşiminin AL’ye kıyasla herhangi bir zamanda SDGD sağlanması ile anlamlı derecede daha yüksek ilişki gösterdiği bulunmuştur (aOR 2,64; %95 GA 1,50–4,65). AP yerleşimi uygulanan hastaların yaklaşık %74,1’inde SDGD elde edilirken AL yerleşiminde bu oran %50,5 olarak bulunmuştur. Randomize olmayan bir çalışmanın sınırlılıkları ve AP pedlerin AL’ye göre yerleştirilmesindeki olası gecikmeler göz önüne alınarak başlangıç ped pozisyonu olarak AL yerleşimin tercih edilmesi önerilmeye devam edilmektedir²³⁴.

Diğer kabul edilebilir ped yerleşimleri şunlardır:

  • Her iki pedin göğüs yan duvarlarına yerleştirilmesi, biri sağda diğeri solda olacak şekilde (bi-aksiller)

  • Bir pedin standart aksiller pozisyonda, diğerinin sağ üst sırt bölgesinde yerleştirilmesi

Pedlerden herhangi biri apeks veya sternal pozisyonda yerleştirilebilir. Elektif kardiyoversiyon uygulanan hastalarda eksternal defibrilatör paletleri ile yapılan gözlemsel bir çalışma, paletin kranio-kaudal yönde yerleştirildiğinde transtorasik impedansın daha düşük olduğunu göstermiştir²³⁵. Göğüs çok kıllı ise ve elektrotlar sağlam şekilde yapışmıyorsa tıraş edilmesi düşünülmelidir. Şok uygulaması geciktirilmemeli ve gerekirse alternatif ped yerleşimleri değerlendirilmelidir.

Atriyal aritmiler için ped yerleşimi. Atriyal fibrilasyon genellikle sol atriyumda fonksiyonel re-entry devreleri tarafından sürdürülür. Sol atriyum toraksta posterior yerleşimli olduğundan, daha posterior akım yolu oluşturan ped pozisyonları teorik olarak atriyal aritmiler için daha etkili olabilir. Bazı çalışmalar elektif kardiyoversiyonda antero-posterior ped yerleşiminin geleneksel antero-apikal pozisyona göre daha etkili olduğunu göstermiş olsa da²³⁶˒²³⁷, çalışmaların çoğu herhangi bir spesifik ped pozisyonunun belirgin bir üstünlüğünü gösterememiştir²³⁸–²⁴¹. Kardiyoversiyon etkinliği, bifazik impedans kompansasyonlu dalga formları kullanıldığında ped pozisyonuna daha az bağımlı olabilir²⁴⁰–²⁴². Atriyal aritmilerin kardiyoversiyonu için aşağıdaki ped pozisyonları güvenli ve etkilidir:

  • Geleneksel sternal-apikal pozisyon

  • Antero-posterior pozisyon (bir ped anterior olarak sol prekordiyum üzerine, diğer ped posterior olarak kalbin arkasına, sol skapulanın hemen altına yerleştirilir).

İmplante edilebilir tıbbi cihazlardan kaçınmak için ped yerleşimi. Daha fazla sayıda hasta implante edilebilir tıbbi cihazlarla (örneğin kalıcı pacemaker, implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör (ICD)) başvurmaktadır. Bu hastalar için Medic Alert bileklikleri önerilmektedir. Defibrilasyon pedleri cihazın doğrudan üzerine yerleştirilirse akımın cihazdan geçmesi nedeniyle implante edilebilir cihazlar hasar görebilir²⁴³˒²⁴⁴. Ped cihazdan uzağa (en az 8 cm) yerleştirilmeli veya alternatif ped pozisyonları (antero-lateral, antero-posterior) kullanılmalıdır²⁴³˒²⁴⁵˒²⁴⁶.

Temaslı (hands-on) defibrilasyon.

Defibrilasyon şoku uygulanırken göğüs kompresyonlarının kesintisiz sürdürülmesine olanak sağlayan bu yaklaşım, peri-şok duraklamayı azaltabilir ve defibrilasyon sırasında kompresyonların devamını mümkün kılabilir. Ancak bu yaklaşımın faydaları kanıtlanmamıştır ve güvenliği ile etkinliğinin değerlendirilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Çok merkezli bir çalışmanın post-hoc analizinde, manuel veya mekanik göğüs kompresyonlarına ara verilmeden uygulanan şokların herhangi bir fayda sağladığı gösterilememiştir²⁴⁶. Sadece Sınıf 1 elektriksel güvenlik eldivenleri, standart klinik eldivenler (veya çıplak eller) değil, temaslı defibrilasyon için güvenli düzeyde elektriksel izolasyon sağlar²⁴⁷. 2021 kılavuzlarından bu yana yeni çalışma bulunmamaktadır ve bu nedenle ERC 2025 önerisi değişmemiştir⁶⁰˒²¹⁵.

Solunum fazı

Yüksek düzeyde pozitif ekspirasyon sonu basıncı (PEEP) transtorasik impedansı artırır ve defibrilasyon sırasında mümkün olduğunca azaltılmalıdır. Özellikle astım hastalarında oto-PEEP (gaz hapsi) yüksek olabilir ve bu durum defibrilasyon için normalden daha yüksek enerji değerleri gerektirebilir²⁴⁸.

Tek şok ile üç ardışık şok stratejisinin karşılaştırılması

2010 yılında defibrilasyon gerektiğinde tek bir şok uygulanması ve şoktan hemen sonra göğüs kompresyonlarına yeniden başlanması önerilmiştir²⁴⁹. Bu öneri iki nedene dayanmaktadır. Birincisi, göğüs kompresyonlarına verilen peri-şok kesintileri en aza indirmek, ikincisi ise bifazik şokların daha yüksek etkinliği göz önüne alındığında ilk şok başarısız olursa ek bir kompresyon periyodunun faydalı olabileceği düşüncesidir. Çalışmalar herhangi bir spesifik şok stratejisinin sağkalım sonlanım noktaları açısından üstün olduğunu göstermemiştir²⁵⁰˒²⁵¹. Tek şok stratejisinin SDGD veya VF rekürrensi açısından üç ardışık şoka üstün olduğuna dair kesin kanıt bulunmamakla birlikte, göğüs kompresyonlarına verilen kesintilerin azaltılmasının sonuçları iyileştirdiğine dair kanıtlar nedeniyle ERC 2020’de çoğu durum için tek şok önerisini sürdürmüştür. Defibrilasyon gerektiğinde tek bir şok verilmeli ve şoktan hemen sonra göğüs kompresyonlarına yeniden başlanmalıdır¹⁵². Şoktan hemen sonra ritim yeniden değerlendirmesi veya nabız kontrolü için KPR geciktirilmemelidir. Ritim yeniden değerlendirmesi yapılana ve gerekirse yeni bir şok uygulanana kadar 2 dakika KPR’a devam edilmelidir. Defibrilasyon başarılı olsa bile post-şok dolaşımın oluşması zaman alır ve defibrilasyondan hemen sonra nabzın palpe edilmesi çok nadirdir²⁵²˒²⁵³. Hastalar 2 dakikadan uzun süre nabızsız kalabilir ve başarılı şokların %25’ine kadarında asistoli süresi SDGD öncesinde 2 dakikadan daha uzun olabilir²⁵⁴. Defibrilasyon ile perfüze edici ritim elde edilen hastalarda göğüs kompresyonlarının VF’nin yeniden indüklenmesi üzerindeki etkisi net değildir²⁵⁵.

Monitörize ve tanıklı şoklanabilir kardiyak arrest. Eğer bir hastada monitörize ve tanıklı kardiyak arrest gelişirse (örneğin kateter laboratuvarında, koroner bakım ünitesinde veya hastane içi ya da dışı diğer monitörize kritik bakım ortamlarında) ve manuel defibrilatör hızla erişilebilir durumdaysa:

  • Kardiyak arrest doğrulanmalı ve yardım çağrılmalıdır

  • Başlangıç ritmi VF/pVT ise üçe kadar hızlı ardışık (stacked) şok uygulanmalıdır

  • Her defibrilasyon girişiminden sonra ritim değişikliği ve uygun ise ROSC hızlıca değerlendirilmelidir

  • Üçüncü şok başarısızsa göğüs kompresyonlarına başlanmalı ve 2 dakika KPR’ye devam edilmelidir.

Bu üç şok stratejisi, hasta zaten manuel defibrilatöre bağlı ise başlangıçta tanıklı VF/pVT kardiyak arrestlerde de düşünülebilir. Bu durumların hiçbirinde üç şok stratejisini destekleyen veri bulunmamakla birlikte, VF/pVT’nin başlangıcından hemen sonra elektriksel fazda erken defibrilasyon uygulandığında zaten çok yüksek olan SDGD olasılığını göğüs kompresyonlarının artırması olası değildir²⁵⁶. Üç ardışık şok sonrasında ilaç uygulanması açısından: VF/pVT devam ediyorsa üçüncü şoktan sonra ilk doz amiodaron (veya lidokain) verilmelidir; adrenalin ve amiodaron dozlaması açısından bu ardışık şoklar İYD algoritmasındaki ilk şok olarak kabul edilmelidir.

Dalga formları

Bifazik dalga formları günümüzde defibrilasyon için güvenli ve etkili bir dalga formu olarak iyi şekilde yerleşmiştir. Bifazik defibrilatörler, transtorasik impedanstaki geniş değişkenlikleri kompanse etmek amacıyla dalga formunun büyüklüğünü ve süresini elektronik olarak ayarlayarak hastanın boyutundan bağımsız olarak miyokarda optimal akım iletilmesini sağlar (impedans kompansasyonu). İki ana bifazik dalga formu tipi bulunmaktadır: kesilmiş eksponansiyel bifazik (BTE) ve doğrusal bifazik (RLB). Ayrıca akımın bazal değer ile pozitif bir değer arasında hızlı şekilde osilasyon gösterip ardından negatif yönde tersine döndüğü pulsatil bifazik dalga formu da klinik kullanımda yer almaktadır³³.

.


https://www.erc.edu/science-research/guidelines/guidelines-2025/guidelines-2025-english/

Çeviri Editörleri: Dr.Selcan AKESEN, Dr.Musa Zengin

Enerji düzeyleri

Defibrilasyon, miyokardın kritik bir kitlesini defibrile etmek, VF’nin dalga cephelerini ortadan kaldırmak ve organize bir ritim şeklinde spontan senkronize elektriksel aktivitenin yeniden oluşmasını sağlamak için yeterli elektriksel enerjinin verilmesini gerektirir. Defibrilasyon için optimal enerji, miyokarda en az hasara neden olan ve defibrilasyonu sağlayan enerji düzeyidir.257 Uygun bir enerji düzeyinin seçilmesi ayrıca tekrarlayan şokların sayısını azaltır ve bu da miyokard hasarını sınırlar.258

Defibrilasyon için optimal enerji düzeyleri bilinmemektedir. Enerji düzeylerine ilişkin öneriler, mevcut literatürün dikkatli bir şekilde gözden geçirilmesini takiben oluşan bir uzlaşıya dayanmaktadır. Defibrilasyon için verilen enerji düzeyleri seçilmekle birlikte, defibrilasyonu sağlayan esas unsur transmiyokardiyal akımdır; elektrik akımı başarılı defibrilasyon ve kardiyoversiyon ile iyi korelasyon gösterir.259 Yakın zamanda yapılan geniş bir veri tabanı çalışmasında, başlangıç enerji düzeyi ile ROSC veya hastaneden taburculuğa kadar sağkalım gibi sonuçlar arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.260 Yaygın olarak kullanılan BTE ve RLB dalga formları için defibrilasyon şok enerji düzeyleri 2021 kılavuzlarına göre değiştirilmemiştir; klinik kanıtları yansıtacak şekilde pulsed bifazik enerji düzeylerinin minimum değeri 130 J’a yükseltilmiştir.60,261 Obez hastalarda defibrilasyon enerji düzeylerini inceleyen çalışmalar genel olarak, belirli bir enerji düzeyi için defibrilasyon etkinliğinin değişmediğini göstermiştir.262

İlk şok.

2010 kılavuzlarında belirlenen mevcut defibrilasyon enerji düzeylerini daha da geliştirmeye olanak sağlayacak az sayıda çalışma yayımlanmıştır.263 Hiçbir bifazik dalga formunun veya cihazın diğerine göre daha etkili olduğunu gösteren kanıt bulunmamaktadır. 150–200 J kullanılarak uygulanan BTE dalga formu ile ilk şok başarısı %86–100 olarak bildirilmiştir.264–269 RLB dalga formu ile 120 J kullanıldığında ilk şok başarısı %85 olarak bildirilmiştir.270 Dört çalışma, daha düşük ve daha yüksek başlangıç enerjisi ile uygulanan bifazik defibrilasyonun (BTE dalga formu) eşdeğer olduğunu göstermiştir.271–274 Ancak bir çalışma, düşük başlangıç enerjisi (150 J) ile yapılan defibrilasyonun daha iyi sağkalım ile ilişkili olduğunu öne sürmüştür.275 İnsan çalışmalarında 360 J’a kadar olan herhangi bir bifazik dalga formunun zarara yol açtığı (biyobelirteçlerde artış, EKG değişiklikleri, ejeksiyon fraksiyonu değişimi) gösterilmemiştir.271,276 Buna karşın bazı hayvan çalışmalarında daha yüksek enerji düzeylerinin potansiyel olarak zararlı olabileceği öne sürülmüştür.277–280

Başlangıç bifazik şok enerjisi, RLB ve BTE dalga formları için 150 J’dan düşük olmamalıdır. Pulsed bifazik dalga formları için başlangıç enerjisi 130–150 J olmalıdır. İdeal olarak, tüm bifazik dalga formları için başlangıç bifazik şok enerjisi en az 150 J olmalıdır; bu yaklaşım, özellikle defibrilatör tarafından verilen dalga formunun türü cihaz üzerinde belirtilmediği için, tüm defibrilatörlerde enerji düzeylerinin sadeleştirilmesini sağlar. Üreticiler, bifazik defibrilatörün ön yüzünde etkili dalga formu doz aralığını göstermelidir. Kurtarıcı, defibrilatörün önerilen enerji ayarlarını bilmiyorsa, erişkin bir hasta için tüm şoklarda en yüksek enerji ayarı kullanılmalıdır.

İkinci ve sonraki şoklar.

2010 kılavuzları, defibrilasyon için sabit enerji veya artan enerji stratejilerinden birinin kullanılmasını önermiştir. BTE dalga formu ile yapılan çeşitli çalışmalar, artan enerji stratejisinin, düşük sabit doz bifazik defibrilasyon ile karşılaştırıldığında organize bir ritmin yeniden sağlanması için gereken şok sayısını azalttığını ve başarılı defibrilasyon için gerekli olabileceğini göstermiştir.281,282 Ancak ROSC oranları veya hastaneden taburculuğa kadar sağkalım açısından stratejiler arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır.271–273 Ayrıca sabit düşük enerji düzeyi kullanılan rektlineer bifazik bir protokolde yüksek kardiyoversiyon oranları (> %90) bildirilmiş olmakla birlikte, rekürren VF için ROSC oranının anlamlı derecede daha düşük olma olasılığı dışlanamamıştır.283 Hastane içi ortamda yapılan ve artan şok enerjisi stratejisi kullanılan bazı çalışmalar, arrest dışı ritimlerde (sabit doz protokolleri ile karşılaştırıldığında) kardiyoversiyon oranlarında artış olduğunu göstermiştir.284–289

2025 yılı itibarıyla, sabit enerji veya artan enerji protokolünü destekleyen bir kanıt bulunmamaktadır. Her iki strateji de kabul edilebilir; ancak ilk şok başarılı olmazsa ve defibrilatör daha yüksek enerji düzeyinde şok verebilecek kapasitede ise, sonraki şoklar için enerji düzeyinin artırılması makuldür.

Rekürren ventriküler fibrilasyon (refibrilasyon)

Fibrilasyonun rekürrensi genellikle “belgelenmiş bir kardiyak arrest epizodu sırasında, VF’nin başlangıçta sonlandırılmasından sonra ve hasta aynı sağlık ekibinin bakımındayken (genellikle hastane dışı ortamda) VF’nin yeniden ortaya çıkması” olarak tanımlanır. İlk şok ile VF’nin sonlandırılmasını takiben hastaların %50’sinden fazlasında refibrilasyon görülür ve bu durum sık karşılaşılan bir durumdur.281 İki çalışma, sırasıyla sabit 120 J veya 150 J şok protokolleri kullanıldığında sonraki refibrilasyon epizodlarının sonlandırılma oranlarının değişmediğini göstermiştir.283,290 Bununla birlikte daha büyük bir çalışma, art arda 200 J şokların kullanılması durumunda refibrilasyonun sonlandırılma oranlarının azaldığını, ancak enerji düzeyinin artırılarak 360 J seçilmesi halinde bu durumun görülmediğini göstermiştir.281 Retrospektif bir analizde, VF’nin ilk olarak perfüze edici bir ritim sonrasında ortaya çıktığı durumlarda, PEA veya asistoli sonrasında ortaya çıkan VF’ye kıyasla VF’nin organize bir ritme dönüşme oranının daha yüksek olduğu gösterilmiştir.223

Refibrilasyonda daha yüksek sonraki enerji düzeylerinin yararlı olabileceğini gösteren daha geniş kapsamlı çalışma göz önünde bulundurularak,281 ERC; başarılı defibrilasyondan sonra şoklanabilir bir ritim tekrar ortaya çıkarsa ve defibrilatör daha yüksek enerji düzeyinde şok verebilecek kapasitede ise, sonraki şoklar için enerji düzeyinin artırılmasının makul olduğunu önermektedir.

Refrakter ventriküler fibrilasyon

Refrakter VF, üç veya daha fazla şoka rağmen devam eden fibrilasyon olarak tanımlanır. Başlangıçta VF ile başvuran hastaların yaklaşık %20’sinde görüldüğü bildirilmiş olsa da, daha güncel çalışmalar gerçek insidansın %5 kadar düşük olabileceğini düşündürmektedir. Hastaların çoğunda kardiyoversiyon başarılı olmakta, ancak şok sonrasında uygulanan iki dakikalık göğüs kompresyonu süresi içinde yeniden fibrilasyon gelişmektedir.291 Bu refibrilasyon olguları, refrakter VF vakalarının önemli bir kısmını oluşturabilir. VF süresi ile iyi klinik sonuç arasında negatif bir korelasyon vardır. Olası tüm geri döndürülebilir nedenler aktif olarak araştırılmalı ve düzeltilmelidir (Şekil 2. ALS algoritması). Defibrilasyon enerji çıkışının maksimum ayarda olduğundan emin olunmalıdır. Defibrilasyon pedlerinin doğru yerleştirildiği kontrol edilmelidir (özellikle antero-lateral ped pozisyonu kullanıldığında apikal [lateral] ped). Alternatif bir defibrilasyon ped pozisyonunun (örneğin antero-posterior) kullanılması düşünülmelidir; bu öneri önceki kılavuzlardan değişmemiş olmakla birlikte daha fazla vurgulanmıştır.

Dual/çift ardışık defibrilasyon (DSD)

Refrakter VF bulunan hastalarda sağkalım oranları, standart resüsitasyon tedavilerine yanıt veren hastalara kıyasla anlamlı derecede daha düşüktür. Çift ardışık defibrilasyon (DSD), iki defibrilatör kullanılarak iki örtüşen şokun veya hızlı ardışık iki şokun uygulanmasıdır; bunlardan biri standart ped yerleşimi ile, diğeri ise antero-posterior veya ek antero-lateral ped yerleşimi ile uygulanır. Bu teknik, VF’nin sonlandırılma oranlarını artırmanın olası bir yolu olarak önerilmiştir. Çok sayıda olgu sunumu ve bazı gözlemsel çalışmaların bulunmasına rağmen,292–299 2020 yılında ILCOR bu tekniğin etkinliğini değerlendirmiş ve çok düşük kesinlikteki kanıtlara dayanarak, refrakter şoklanabilir ritimle seyreden kardiyak arrestte standart defibrilasyon stratejisi ile karşılaştırıldığında DSD stratejisinin rutin kullanımına karşı zayıf bir öneride bulunmuştur.84,224 Daha yakın zamanda, ILCOR, hastane dışı kardiyak arresti (OHCA) içeren ve DSD uygulamasını değerlendiren randomize kontrollü bir çalışma olan DOSE VF Trial’nin yayımlanmasının ardından kanıtları yeniden gözden geçirmiştir.1,211 Güncellenmiş ILCOR önerisi, ardışık üç veya daha fazla şoktan sonra VF/pVT’nin devam ettiği erişkin kardiyak arrest olgularında çift ardışık defibrilasyon (DSD) stratejisinin (zayıf öneri, düşük kesinlikte kanıt) veya vektör değişikliği defibrilasyon stratejisinin (zayıf öneri, çok düşük kesinlikte kanıt) düşünülebileceğini belirtmiştir. Bununla birlikte, iki defibrilatör kullanılarak DSD uygulanmasının pratik zorlukları ve etkinliğine ilişkin kanıtların sınırlı olması nedeniyle ERC kılavuzları bu yöntemin rutin uygulamaya alınmasını önermemektedir. Mayıs 2025’teki kamuoyu görüş sürecinin ardından yazım grubu DSD konusunu yeniden değerlendirmiştir. Grup, DSD’ye ilişkin kanıtları ve özellikle DOSE VF Trial randomize kontrollü çalışmasını daha önce ayrıntılı biçimde incelemişti. Kamuoyu geri bildirimlerinden sonra önerileri değiştirmeyi gerektirecek yeni bir kanıt saptanmamıştır. Değerlendirmelerimiz sırasında, DOSE VF çalışmasının COVID pandemisi nedeniyle erken sonlandırıldığı, planlanan hasta sayısının yarısından daha azının çalışmaya alındığı ve nihai sonuçların başlangıç fizibilite çalışmasına ait verileri de içerdiği dikkate alınmıştır. Ayrıca üretici firmalardan destek bulunmaması ve defibrilatör hasarı olasılığı da not edilmiştir.300,301 DSD’nin rutin kullanımı için gerekli ek kaynak gereksinimi (ekipman ve eğitim) de değerlendirilmiştir. DSD konusunda hâlen klinik belirsizlik bulunmaktadır ve Avrupa’da yürütülmekte olan iki çalışma—STRAT-DEFI Trial ve The Dual Defib Trial—kılavuz güncellemeleri için önemli bilgiler sağlayacaktır. Bu kılavuzlar her yıl gözden geçirilmekte olup, gerekli görülmesi hâlinde DSD’ye ilişkin öneriler güncellenecektir. Son olarak, refrakter VF ile seyreden kardiyak arrestte vektör değişikliği yaklaşımının değerlendirilmesi önceki ERC ALS kılavuzlarının da bir parçası olup bu öneri değişmeden kalmıştır.

Manuel basınç artırımı.

Empedansı azaltmak ve böylece defibrilasyon şokunun başarısını artırmak amacıyla defibrilasyon pedleri üzerine manuel basınç uygulanması incelenmiştir. Bu tekniğin atriyal fibrilasyonun dirençli kardiyoversiyonunun tedavisinde yararlı olabileceğine dair kanıtlar bulunmaktadır.302 Ancak manuel basınç artırımı yönteminin güvenliği ve etkinliği, şoklanabilir hastane dışı kardiyak arrest (OHCA) bağlamında incelenmemiştir.

Refrakter elektriksel fırtınada perkütan stellat ganglion bloğu

Perkütan stellat ganglion bloğu (PSGB), elektriksel fırtınanın tedavisinde ortaya çıkan minimal invaziv bir stratejidir.303 Geniş, prospektif ve çok merkezli bir çalışma, refrakter elektriksel fırtınanın tedavisinde PSGB’nin etkinliği ve güvenliği lehine bazı kanıtlar sağlamaktadır.304 Bu çalışmanın, refrakter veya rekürren VF nedeniyle hastane içi kardiyak arrest (IHCA) sırasında PSGB uygulanan 14 hastayı içeren ikincil analizinde, majör bir komplikasyon bildirilmemiştir; 11 (%78) hasta en az 24 saat yaşamış ve 7 (%50) hasta iyi nörolojik sonuç ile taburcu edilmiştir.305 Bununla birlikte, refrakter kardiyak arrest yaşayan hastalarda PSGB kullanımına ilişkin veriler oldukça sınırlıdır ve bu yöntemin rutin uygulamaya alınabilmesi için daha büyük çalışmalara ihtiyaç vardır.

Göğüs kompresyonu sırasında ritim analizi

Bazı defibrilatörlerde bulunan yeni yazılım teknolojileri, göğüs kompresyonları sırasında oluşan EKG hareket artefaktını ortadan kaldırarak KPR sırasında altta yatan gerçek zamanlı dalga formunun gösterilmesini mümkün kılmaktadır. ILCOR tarafından yapılan bir sistematik derleme, bu teknolojiyi insanlarda değerlendiren herhangi bir çalışmanın bulunmadığını ortaya koymuştur. Bu nedenle, çok düşük kesinlikteki kanıtlara dayanarak, KPR sırasında elektrokardiyografik ritmin analizi için artefakt filtreleme algoritmalarının rutin kullanımına karşı zayıf bir öneride bulunulmuştur.152 ILCOR önerisini oluştururken, etkinliği henüz belirlenmemiş yeni bir teknolojinin maliyetlerinden kaçınmayı öncelikli bir husus olarak değerlendirmiştir. ILCOR görev gücü, bazı acil sağlık hizmetlerinin (EMS) göğüs kompresyonları sırasında ritim analizi için artefakt filtreleme algoritmalarını hâlihazırda kullandığını kabul etmiş ve bu teknolojilere ilişkin klinik uygulama deneyimlerinin kanıt temelini güçlendirmek amacıyla EMS’leri deneyimlerini rapor etmeye güçlü biçimde teşvik etmiştir.

İmplante edilebilir kardiyoverter defibrilatörler

İmplante edilebilir kardiyoverter defibrilatörler (ICD), yaşlanan nüfusta daha sık implante edilmeleri nedeniyle giderek daha yaygın hâle gelmektedir. Bu cihazlar, hastanın yaşamı tehdit eden şoklanabilir bir aritmi açısından risk altında olması veya böyle bir aritmi geçirmiş olması nedeniyle implante edilir. Genellikle sol klavikulanın altında, pektoral kasın altına yerleştirilirler (pacemaker’lara benzer bir konumda olup ilk bakışta bunlardan ayırt edilmeleri mümkün olmayabilir). Daha yakın zamanda, sol göğüs duvarında subkütan olarak yerleştirilebilen ve sternumun sol tarafına paralel uzanan bir elektrodu bulunan ekstravasküler cihazlar da kullanılmaya başlanmıştır.306 Yakın zamanda yapılan bir randomize kontrollü çalışmada, subkütan ICD (S-ICD), cihazla ilişkili komplikasyonlar ve uygunsuz şoklar açısından transvenöz ICD’ye karşı non-inferior bulunmuştur.307

Şoklanabilir bir ritim algılandığında, ICD sağ ventriküle yerleştirilmiş internal bir pacing teli aracılığıyla yaklaşık 40 J (subkütan cihazlar için yaklaşık 80 J) enerji boşaltır. VF/pVT saptandığında ICD cihazları en fazla sekiz kez deşarj yapar; ancak yeni bir VF/pVT dönemi algılanırsa yeniden sıfırlanabilir. ICD elektrotu kırılmış olan hastalarda, elektriksel gürültünün şoklanabilir ritim olarak algılanması nedeniyle tekrarlayan internal defibrilasyonlar görülebilir. Bu durumlarda hastanın genellikle bilinci açıktır ve EKG’de görece normal bir hız izlenir. ICD üzerine yerleştirilen bir mıknatıs, defibrilasyon fonksiyonunu kapatır.245

ICD deşarjı hastada pektoral kas kontraksiyonuna neden olabilir ve kurtarıcıya geçen şoklar bildirilmiştir.308 Konvansiyonel ICD’ler tarafından verilen enerji düzeylerinin düşük olması nedeniyle kurtarıcıya zarar gelmesi olası değildir; ancak cihaz deşarj olurken hasta ile teması en aza indirmek uygun bir yaklaşımdır. Subkütan ICD’lerde yüzey akımı belirgindir ve kurtarıcı tarafından hissedilebilecek bir şoka neden olabilir.309,310 Harici defibrilasyon sonrasında kardiyoverter ve pacing fonksiyonları her zaman yeniden değerlendirilmelidir; bu değerlendirme hem cihazın kendisinin hem de cihaz elektrotlarının pacing/defibrilasyon eşiklerinin kontrol edilmesini amaçlar.

Unipolar pacing için programlanmış cihazlar tarafından oluşturulan pacemaker spike’ları, AED yazılımını ve acil sağlık personelini yanıltabilir ve VF’nin saptanmasını engelleyebilir.311 Modern AED’lerin tanısal algoritmaları bu tür spike’lara karşı duyarsız olabilir.

Ultra taşınabilir otomatik eksternal defibrilatörler

Yakın zamanda yapılan bir ILCOR kapsam derlemesi, ultra taşınabilir AED cihazlarının performansına, klinik sonuçlarına veya güvenliğine ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını, özellikle de bu cihazların yeni düşük enerjili dalga formları açısından veri olmadığını göstermiştir.312 ILCOR, bu cihazların klinik kullanıma sunulmadan önce güvenlik ve etkinliklerinin ortaya konulmasını önermektedir ve bu öneri ERC tarafından da desteklenmektedir.

Aktif olarak deşarj olan ICD bulunan hastalar

Malign aritmiler nedeniyle kardiyovasküler kollaps riski taşıdığı düşünülen hastalara profilaktik olarak ICD yerleştirilebilir. İki ana tip bulunmaktadır:

a) Transvenöz (standart) ICD: Konvansiyonel olarak sol pektoral kasın altına yerleştirilir ve sağ ventrikül içine uzanan bir elektrot içerir (Şekil 6). Deşarj sırasında genellikle 40 J enerji verir.

b) Subkütan ICD: Sol lateral göğüs duvarında deri altına yerleştirilir ve elektrodu sternumun sol kenarı boyunca subkütan olarak ilerler (Şekil 7). Deşarj sırasında genellikle 80 J enerji verir.

Bu cihazlardan herhangi biri şoklanabilir bir ritim algıladığında, ICD cihazı ile telin distal bölümü arasında bir defibrilasyon şoku uygulanır. Bu durum, standart ICD’de genellikle dışarıdan fark edilmez; ancak S-ICD daha fazla göğüs kasını depolarize ettiği için şok dışarıdan görülebilir.

Çoğu ICD, bir epizod sırasında durmadan önce en fazla 6–8 şok uygular. Bu süre boyunca şoklar arasındaki aralıklar yaklaşık 5–20 saniyedir (cihazın iç programlamasına bağlı olarak). Elektrot kırılması, aralıklı hatalı algılamaya neden olabilir; bu durum deşarj programının yeniden başlamasına ve neredeyse sürekli internal defibrilasyona yol açabilir. S-ICD’de intrakardiyak elektrot bulunmadığından, etkili defibrilasyonun sağlanabilmesi için daha yüksek enerji çıkışı gereklidir. Kurtarıcılar, klinik eldiven giyiyor olsalar bile harici göğüs kompresyonu uygularken kollarında belirgin bir şok hissedebilirler. Bir ICD/S-ICD şoklanabilir bir ritmi sonlandıramazsa, konvansiyonel harici şoklar uygulanmalıdır. Bu durumda defibrilasyon pedi veya paddles, defibrilatör kutusundan >8 cm uzaklıkta olacak şekilde yerleştirilmelidir (yukarıda belirtildiği gibi).

Şekil 6 – Transvenöz (standart) implante edilebilir kardiyoverter defibrilatörün konumu.

Şekil 6
Şekil 6 - gorsel 1

Şekil 7 – Subkutan yerleştirilen implante edilebilir kardiyoverter defibrilatörün konumu.

Şekil 7
Şekil 7 - gorsel 1

KPR sırasında dalga formu analizi

Fibrilasyon dalga formundan defibrilasyonun başarısı değişen güvenilirlik düzeylerinde öngörülebilir.220,313–334 Eğer optimal defibrilasyon dalga formları ve şok uygulaması için en uygun zaman prospektif çalışmalarda belirlenebilirse, başarısız yüksek enerjili şokların uygulanmasının önlenmesi ve miyokard hasarının en aza indirilmesi mümkün olabilir. 2021 kılavuzlarından bu yana60 bir küçük randomize kontrollü çalışma, 10 gözlemsel çalışma, bir sistematik derleme ve bir anlatı derlemesi tanımlanmıştır.205,335–346 Belirlenen çalışmaların çoğu retrospektif ve gözlemsel olup, VF dalga formu analizinin defibrilasyon başarısını veya ROSC’yi öngörme yeteneğini değerlendirmiştir. Tek randomize kontrollü çalışma, KPR sırasında Amplitude Spectrum Area (AMSA) analizi kullanılarak VF dalga formu analizinin prospektif ve gerçek zamanlı kullanımını göstermiştir.335 AMSA en çok çalışılan parametredir (10 çalışmanın 9’unda) ve defibrilasyon başarısını öngörmede en yüksek doğruluğu göstermiştir.304,336–338,341,342 Bununla birlikte, göğüs kompresyonları sırasında makine öğrenimi algoritması ile karşılaştırıldığında öngörü gücünün daha düşük olduğu bildirilmiştir.342 AMSA rehberliğinde KPR ile standart KPR’yi karşılaştıran küçük bir randomize kontrollü çalışma, VF’nin sonlandırılması (birincil sonlanım), ROSC veya uzun dönem sağkalım açısından herhangi bir iyileşme olduğuna dair kanıt göstermemiştir.335 Son dönemdeki gelişmeler arasında, sürekli KPR sırasında AMSA’nın hesaplanmasında konvolüsyonel sinir ağlarının kullanılması yer almaktadır.344 Buna ek olarak, dalga formu analizinden yalnızca anlık defibrilasyon sonucuna ilişkin değil, başka bilgiler de elde edilebilir. Örneğin iki retrospektif gözlemsel çalışma, AMSA’nın koroner oklüzyonu saptama yeteneğini değerlendirmiş ve akut miyokard enfarktüsü durumunda AMSA değerlerinin daha düşük olduğunu göstermiştir.345 Yakın zamanda yapılan bir ILCOR sistematik derleme güncellemesi347, hastane dışı kardiyak arrest (OHCA) hastalarında KPR sırasında yazılım tabanlı kardiyak ritim analizine odaklanan iki gözlemsel çalışma saptamıştır.348,349 Her iki çalışma da gözlemsel nitelikte olup tarihsel kontrol grupları kullanmıştır ve kompresyonlar sırasında ritim analizi uygulanmasının KPR kalite ölçütlerinde iyileşme ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte çalışmaların hiçbirinde sağkalım oranları veya nörolojik sonuçlar değerlendirilmemiştir; bu nedenle bu teknolojilerin hasta sonuçlarını iyileştirip iyileştirmediği belirsizliğini korumaktadır. Randomize kontrollü çalışmaların veya iyi tasarlanmış gözlemsel çalışmaların bulunmaması nedeniyle ILCOR tedaviye yönelik bir öneride bulunmak için yeterli kanıt olmadığı sonucuna varmıştır. Önceki önerilerle uyumlu olarak, şok uygulaması için en uygun zamanlamanın belirlenmesinde VF dalga formu analizinin rutin kullanımını destekleyecek yeterli kanıt hâlen bulunmamaktadır.

Havayolu ve ventilasyon

2015 yılından bu yana ERC, KPR sırasında havayolu yönetimi için basamaklı bir yaklaşım önermektedir.215 2015’ten sonra yayımlanan hastane dışı kardiyak arrest (OHCA) olgularında havayolu yönetimine ilişkin üç büyük randomize kontrollü çalışma bu yaklaşımı desteklemiştir.350–352 ILCOR tarafından yapılan bir sistematik derleme, belirli bir ileri havayolu yönetimi stratejisinin (supraglottik havayolu cihazlarının [SGA] kullanımı veya trakeal entübasyon) kardiyak arrest sonuçlarını alternatif bir havayolu yönetimi stratejisi ile karşılaştırıldığında iyileştirip iyileştirmediğini değerlendirmiştir.353,354 Toplam 78 gözlemsel çalışma dahil edilmiş olup, bunların dokuzu ileri havayolu yönetiminin zamanlamasını incelemiştir. On bir kontrollü çalışma değerlendirmeye alınmış, ancak bunların yalnızca üçü randomize kontrollü çalışmadır.354 Bu randomize kontrollü çalışmaların ilkinde, kadrolu hekimin bulunduğu bir acil sağlık hizmeti (EMS) sisteminde erken trakeal entübasyon ile balon-maske ventilasyonu (trakeal entübasyonun ROSC sonrasına ertelendiği yaklaşım) karşılaştırılmıştır.351 2000’den fazla hastanın dahil edildiği bu non-inferiority çalışmasının sonuçları kesin değildir; iyi fonksiyonel sonuçla 28 günlük sağkalım oranı (Cerebral Performance Category [CPC] 1–2) sırasıyla %4.3 ve %4.2 olup anlamlı fark saptanmamıştır. Dikkat çekici olarak, trakeal entübasyon başarı oranı %98’dir ve balon-maske ventilasyonu grubundaki 146 hastada “kurtarıcı entübasyon” (yani diğer gruba geçiş) uygulanmıştır; bunların 100’ü regürjitasyon nedeniyle gerçekleştirilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde paramedikler tarafından tedavi edilen 3000 hastane dışı kardiyak arrest (OHCA)olgusunda başlangıçta laringeal tüp yerleştirilmesi (teknik olarak infraglottik bir havayolu olmasına rağmen genellikle SGA cihazları içinde değerlendirilir) ile trakeal entübasyonun karşılaştırıldığı bir çalışmada, 72 saatlik sağkalım (birincil sonlanım noktası) laringeal tüp grubunda daha yüksek bulunmuştur (%18.2’ye karşı %15.3; p = 0.04).352 Bununla birlikte, trakeal entübasyonun genel başarı oranı yalnızca %51 olduğundan, trakeal entübasyon grubundaki daha düşük sağkalım oranının düşük entübasyon başarı oranını yansıtıyor olması mümkündür. Bu randomize kontrollü çalışmaların üçüncüsünde ise Birleşik Krallık’ta paramedikler tarafından tedavi edilen hastane dışı kardiyak arrest (OHCA)olgularında başlangıçta i-gel supraglottik havayolu (SGA) yerleştirilmesi ile trakeal entübasyon karşılaştırılmıştır.350 Çalışmaya dahil edilen 9000’den fazla hasta arasında, iyi fonksiyonel sağkalım (modifiye Rankin Scale [mRS] ≤3) olarak tanımlanan birincil sonlanım açısından gruplar arasında fark saptanmamıştır (%6.4’e karşı %6.8; P = 0.33).

Tayvan’da yapılan bir küme randomize kontrollü çalışmada, 936 hastane dışı kardiyak arrest (OHCA) hastasında i-gel yerleştirilmesi ile trakeal entübasyon karşılaştırılmış ve birincil sonlanım noktası olan sürdürülebilir ROSC oranı açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır.355 Üç gözlemsel çalışma, hastane dışı kardiyak arrest (OHCA) olgularında laringeal tüp ile i-gel kullanımını karşılaştırmıştır. Havayolunun başarılı şekilde yerleştirilme oranı ve hastaneden taburculuğa kadar sağkalım oranı i-gel ile laringeal tüpe kıyasla daha yüksek bulunmuştur.356–358

Singapur’da hastane dışı kardiyak arrest (OHCA) hastalarında gerçekleştirilen bir küme-randomize çalışmada, paramedikler tarafından laringeal tüp kullanımının, laringeal maske havayolu (Ambu Aura-i LMA) ile karşılaştırıldığında daha fazla komplikasyon ve daha düşük başarılı yerleştirme oranı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.359 Günümüzde çok sayıda farklı supraglottik havayolu (SGA) cihazı mevcut olmakla birlikte, bunların yalnızca birkaçı yakın zamanda yapılan randomize kontrollü çalışmalarda incelenmiştir. Sonuç olarak hangi SGA’nın kullanılacağı yerel sistemin vereceği bir karar olacaktır.

Amerikan Kalp Derneği (AHA) Get With The Guidelines–Resuscitation (GWTG-R) kayıt sisteminden elde edilen hastane içi kardiyak arrest (IHCA) verilerini içeren geniş bir gözlemsel kohort çalışması, kardiyak arrest başlangıcından sonraki ilk 15 dakika içinde herhangi bir dakikada entübe edilen hastaların sonuçlarını, aynı dakika içinde hâlen KPR uygulanmakta olan ve entübasyon açısından risk altında bulunan eşleştirilmiş hastalarla karşılaştırmıştır.360 Eşleştirme, zamana bağımlı eğilim (propensity) skorlarına dayandırılmış ve entübe edilen 43.314 hasta ile entübasyon eğilimi benzer olan entübe edilmemiş hastalar eşleştirilmiştir. Entübasyon yapılmaması ile karşılaştırıldığında, trakeal entübasyon daha düşük ROSC oranı (risk oranı [RR] 0.97; %95 GA 0.96–0.99; p < 0.001), hastaneden taburculuğa kadar sağkalımda azalma (RR 0.84; %95 GA 0.81–0.87; p < 0.001) ve daha kötü nörolojik sonuç (RR 0.78; %95 GA 0.75–0.81; p < 0.001) ile ilişkili bulunmuştur. Halen devam eden iki randomize kontrollü çalışma, IHCA olgularında i-gel yerleştirilmesi ile trakeal entübasyonu karşılaştırmaktadır.361,362

Kardiyak arrest sırasında havayolu yönetimine ilişkin kanıtların gözden geçirilmesinin ardından, ILCOR ALS Görev Gücü aşağıdaki tedavi önerilerini yapmıştır.354 Bu öneriler ERC tarafından benimsenmiş olup, 2025 yılında yapılan kanıt güncellemesi sonrasında da değişmeden kalmıştır.1

  • Herhangi bir ortamda erişkin kardiyak arrest sırasında KPR uygulanırken balon-maske ventilasyonu veya ileri havayolu stratejisinin kullanılmasını öneriyoruz (zayıf öneri, düşük-orta kesinlikte kanıt).

  • İleri havayolu kullanılacaksa, trakeal entübasyon başarı oranının düşük olduğu ortamlarda OHCA’lı erişkinler için SGA kullanılmasını öneriyoruz (zayıf öneri, düşük kesinlikte kanıt).

  • İleri havayolu kullanılacaksa, trakeal entübasyon başarı oranının yüksek olduğu ortamlarda OHCA’lı erişkinler için SGA veya trakeal entübasyon kullanılmasını öneriyoruz (zayıf öneri, çok düşük kesinlikte kanıt).

  • İleri havayolu kullanılacaksa, IHCA’lı erişkinler için SGA veya trakeal entübasyon kullanılmasını öneriyoruz (zayıf öneri, çok düşük kesinlikte kanıt).

Hastalarda sıklıkla birden fazla havayolu girişimi uygulanır; genellikle temel tekniklerle başlanır ve kardiyak arrest sırasında kaçınılmaz olarak daha ileri aşamalarda uygulanan daha karmaşık tekniklere ilerlenir—bu yaklaşım basamaklı yaklaşım olarak tanımlanır.350,363 En uygun havayolu veya havayolu tekniklerinin kombinasyonu; hasta ile ilgili faktörlere, resüsitasyon girişiminin fazına (KPR sırasında veya ROSC sonrasında) ve kurtarıcıların becerilerine göre değişiklik gösterecektir. Temel havayolu teknikleri etkili ventilasyon sağlıyorsa, ROSC elde edilene kadar ileri tekniklere geçilmesine gerek olmayabilir. İleri bir havayolunun yerleştirilmesinin potansiyel avantajlarından biri, ventilasyon sırasında duraksama olmaksızın göğüs kompresyonlarının kesintisiz uygulanabilmesine olanak sağlamasıdır. SGA ile glottis arasındaki sızdırmazlığın kalitesi değişkenlik gösterebilir; bazı durumlarda orofaringeal kaçak basıncı çok düşüktür ve aşırı gaz kaçağı meydana gelir. Bu durum etkili ventilasyonu imkânsız hâle getirir ve göğüs hareketlerinin fark edilmemesine yol açar.364 Böyle bir durumda balon-maske ventilasyonuna geri dönülmeli veya uygun beceriye sahip personel mevcutsa trakeal entübasyon uygulanmalıdır. ROSC sağlanan hastaların çoğu komatöz kalır ve trakeal entübasyon ile mekanik ventilasyona ihtiyaç duyar (Bkz. Post-resüsitasyon Bakımı).147

Havayolu obstrüksiyonu

KPR gerektiren hastalarda havayolu sıklıkla obstrükte durumdadır; bu genellikle bilinç kaybına sekonder gelişir, ancak bazen kardiyorespiratuvar arrestin birincil nedeni de olabilir.

Temel havayolu yönetimi ve yardımcı araçlar.

Dil veya diğer üst havayolu yapıları tarafından obstrükte edilen bir havayolunun açıklığını artırmak için üç manevra uygulanabilir: başın geriye tilt edilmesi (head tilt), çene kaldırma (chin lift) ve mandibula itme (jaw thrust). Nazofaringeal ve orofaringeal havayollarının KPR sırasında kullanımına ilişkin yayımlanmış veri bulunmamasına rağmen, özellikle KPR’nin uzadığı durumlarda açık bir havayolunun sürdürülmesine yardımcı olur ve bazen bunun için vazgeçilmezdir.

KPR sırasında oksijen

Kardiyak arrest sırasında, etkili KPR uygulansa bile beyne ulaşan kan akımı ve oksijen miktarı düşüktür. Fizyolojik gerekçeler ve uzman görüşlerine dayanarak ILCOR ve ERC, beyne oksijen sunumunu en üst düzeye çıkarmak ve böylece hipoksik-iskemik hasarı en aza indirmek amacıyla kardiyak arrest sırasında mümkün olan en yüksek inspiratuvar oksijen konsantrasyonunun verilmesini önermektedir.203 Gözlemsel çalışmalar, KPR sırasında daha yüksek PaO₂ düzeylerinin ROSC ve hasta sağkalımı olasılığının artması ile ilişkili olduğunu göstermiştir.365,366 ROSC sonrasında, SpO₂ güvenilir şekilde ölçülebilir hâle gelir gelmez veya arteriyel kan gazı değerleri elde edildiğinde, inspiratuvar oksijen konsantrasyonu arteriyel oksijen satürasyonunun %94–98 veya arteriyel oksijen parsiyel basıncının (PaO₂) 10–13 kPa (75–100 mmHg) olacak şekilde titre edilmelidir. Kurtarıcılar, pulse oksimetrenin koyu ten rengine sahip bireylerde gerçek oksijen satürasyonunu olduğundan yüksek gösterebileceğinin farkında olmalıdır.367,368

Boğulma

Yabancı cisim havayolu obstrüksiyonunun (boğulma) başlangıç yönetimi, ERC 2025 İlk Yardım Kılavuzlarında ele alınmıştır.7 Bu konu yakın zamanda bir ILCOR kanıt güncellemesi369 ve daha önce yapılmış bir sistematik derleme370 kapsamında değerlendirilmiştir. Yabancı cisim havayolu obstrüksiyonundan şüphelenilen bilinçsiz bir hastada, başlangıç temel girişimler başarısız olursa, yabancı cismin doğrudan görüş altında çıkarılması için laringoskopi ve forseps kullanılmalıdır. Bunun etkili şekilde yapılabilmesi için eğitim gereklidir. Yabancı cisim havayolu obstrüksiyonu olan bazı hastalarda acil ön boyun erişimi gerekebilir ve bu konu aşağıda daha ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Ventilasyon

Ventilasyon soluk hacmi. Son çalışmalar, ALS sırasında etkili ventilasyon ve oksijenasyonun sıklıkla yetersiz uygulandığını ve bunun daha kötü klinik sonuçlarla ilişkili olduğunu göstermektedir.371 Bu durum, ALS eğitimi almış sağlık sağlayıcıları gelmeden önce hastaların çoğu zaman yalnızca göğüs kompresyonuna dayalı KPR almış olmaları nedeniyle giderek daha da önem kazanmaktadır. Spontan ventilasyonu yetersiz veya hiç olmayan her hastada ileri yaşam desteği uygulayıcıları mümkün olan en kısa sürede yapay ventilasyon sağlamalıdır. Bu genellikle yüz maskesine veya ileri bir havayoluna bağlanmış kendiliğinden şişen bir balon ile gerçekleştirilir. Her soluk yaklaşık 1 saniyede verilmelidir ve verilen hacim normal göğüs hareketine karşılık gelecek düzeyde olmalıdır. Göğüs kafesi gözle görülür şekilde yükselmelidir; bu durum yeterli hacmin verilmesi, gastrik inflasyon riskinin en aza indirilmesi ve göğüs kompresyonları için yeterli zamanın sağlanması arasında bir dengeyi temsil eder. Kullanılan kendiliğinden şişen balonun seçimi de sonucu etkileyebilir; yakın zamanda erişkin OHCA hastalarında yapılan bir gözlemsel çalışmada, daha küçük hacimli kendiliğinden şişen balon kullanımının daha düşük sağkalım ile ilişkili olduğu bildirilmiştir.372

30:2 oranı ile asenkron ventilasyon

Yüz maskesi ile ventilasyon sırasında sürekli göğüs kompresyonlarının uygulanmasının daha önce regürjitasyon riskini artırabileceği düşünülmekteydi. Ancak 23.000’den fazla hastayı içeren ve KPR sırasında sürekli göğüs kompresyonları ile kesintili göğüs kompresyonlarını karşılaştıran bir çalışma (CCC çalışması), hastaneden taburculuğa kadar sağkalım açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermemiştir.373 Bunun ardından ILCOR, balon-maske ventilasyonu kullanılırken acil sağlık hizmeti (EMS) sağlayıcılarının KPR’yi ya 30:2 kompresyon-ventilasyon oranı ile (ventilasyon için göğüs kompresyonlarına ara verilerek) ya da pozitif basınçlı ventilasyon uygulanırken kompresyonlara ara vermeden sürekli göğüs kompresyonları ile uygulayabileceğini önermiştir (güçlü öneri, yüksek kaliteli kanıt).374 Avrupa’da korunmamış bir havayolu ile KPR uygulanırken en yaygın yaklaşım, her 30 göğüs kompresyonundan sonra iki ventilasyon verilmesidir. CCC çalışmasının ikincil analizinde, çalışmanın 30:2 kolunda yer alan 1976 OHCA hastasında, göğüs kompresyonlarına verilen aralar sırasında balon-maske ile verilen ve torasik biyoempedans yöntemi ile ölçülen etkili ventilasyonların sıklığı değerlendirilmiştir.371 Çalışma, ventilasyon kalitesinin belirgin derecede yetersiz olduğunu göstermiştir: hastaların %60’ında göğüs kompresyonlarına verilen araların yarısından daha azında akciğer inflasyonu gözlenmiş ve ilk ventilasyona kadar geçen medyan süre 4 dakikadan uzun bulunmuştur. Göğüs kompresyonu aralarının en az %50’sinde akciğer inflasyonu gelişen hastalarda ROSC oranları (RR 1.3 [%95 GA 1.2–1.5]; p < 0.0001), hastaneden taburculuğa kadar sağkalım (RR 2.2 [%95 GA 1.6–3.0]; p < 0.0001) ve iyi nörolojik sonuçla sağkalım (RR 2.8 [%95 GA 1.8–4.3]; p < 0.0001) daha yüksek bulunmuştur.1 ERC, ileri yaşam desteği uygulayıcılarının balon-maske kullanırken etkili ventilasyon sağladığından emin olmalarını önermektedir. Ventilasyon yetersiz ise, maske sızdırmazlığının iyileştirilmesi, havayolu açıklığının sürdürülmesi ve iki kişi tekniğinin kullanılması yoluyla balon-maske ventilasyonu optimize edilmelidir. Balon-maske kullanımını düzenli ve sık uygulamayan kurtarıcılar, etkili ventilasyon sağlamak amacıyla iki kişi tekniğini kullanmalıdır.375,376

Trakeal tüp veya bir SGA yerleştirildikten sonra akciğerler dakikada 10 ventilasyon hızında ventile edilmeli ve ventilasyon sırasında ara verilmeden göğüs kompresyonlarına devam edilmelidir.377 SGA ile sağlanan laringeal sızdırmazlık, inspirasyonun göğüs kompresyonları ile çakıştığı durumlarda en azından bir miktar gaz kaçağını önlemek için yeterli olmayabilir. Orta derecede gaz kaçağı kabul edilebilir (önemli bir enfeksiyon riski olmadığı sürece),378,379 özellikle de bu gazın büyük kısmı hastanın ağzından dışarı çıkacaktır. Aşırı gaz kaçağı hastanın akciğerlerinin yetersiz ventilasyonuna yol açarsa, ventilasyonun sağlanabilmesi için göğüs kompresyonlarına ara verilmesi ve 30:2 kompresyon–ventilasyon oranının kullanılması gerekecektir. Mekanik bir cihaz ile uzun süreli KPR uygulanan OHCA hastalarında yapılan bir gözlemsel çalışma, havayolu SGA ile yönetilen hastalarda trakeal entübasyon yapılanlara kıyasla kan gazı değerlerinin daha kötü olduğunu göstermiştir.380

Ventilasyon hızı

2021 kılavuzlarının gözden geçirilmesinden bu yana, KPR sırasında ventilasyon hızını değerlendiren bir küçük randomize kontrollü çalışma, bir randomize kontrollü çalışmanın ikincil analizi ve üç gözlemsel çalışma sistematik arama stratejisi ile tanımlanmıştır.372,381–384 Küçük bir randomize kontrollü çalışmada, trakeal entübasyon sonrasında 46 hasta, tidal hacmi 6 mL kg⁻¹ olacak şekilde hacim kontrollü modda mekanik ventilasyon ile dakikada 10 veya 20 soluk alacak şekilde randomize edilmiştir.381 Çalışma planlanan örneklem büyüklüğüne ulaşılamadığı için erken sonlandırılmıştır. Birincil sonlanım olarak, dakikada 20 soluk verilen grupta daha yüksek dakika ventilasyonu saptanmış; ancak hiperkapni, hipoksi veya ROSC oranlarında iyileşmeye dair bir kanıt gösterilememiştir. Pragmatic Airway Resuscitation Trial (PART) çalışmasının ikincil analizinde, laringeal tüpler ile trakeal entübasyon karşılaştırılmış ve ventilasyon hızları ile sonuçlar arasındaki ilişki değerlendirilmiştir.382 Her iki grupta medyan ventilasyon hızı dakikada 8 olarak bulunmuş ve hipoventilasyon süresinin (<6 dk⁻¹ olarak tanımlanmıştır) uzaması, ROSC oranlarında ve hastanede sağkalımda azalma ile ilişkili bulunmuştur. Hafif hiperventilasyon süresinin (>12–16 dk⁻¹) ise ROSC, hastaneden taburculuğa kadar sağkalım ve iyi nörolojik sonuçla sağkalım ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. İki retrospektif gözlemsel çalışma ventilasyon hızları ile hasta sonuçları arasında bir ilişki gösterememiştir.372,384 ALS ortamlarında giderek artan kanıtlar, KPR sırasında solunum hızının sıklıkla dakikada 10’un altında olduğunu ve hipoventilasyon süresinin daha kötü sonuçlarla ilişkili olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, KPR sırasında optimal ventilasyon hızını belirlemek için hâlen yeterli kanıt bulunmamaktadır.

KPR sırasında mekanik ventilasyon

KPR sırasında mekanik ventilasyon ile balon ventilasyonunu karşılaştıran iki randomize kontrollü çalışma ve iki gözlemsel çalışma tanımlanmıştır.385–388 Randomize kontrollü çalışmalar, ileri havayolu yerleştirildikten sonra hacim kontrollü modda uygulanan mekanik ventilasyonu (tidal hacim 6–7 mL kg⁻¹, solunum hızı 10 dk⁻¹, FiO₂ 1,0) balon ventilasyonu ile karşılaştıran fizibilite çalışmalarıdır. Her bir çalışma 60 hastayı içermiş ve örneklem büyüklüğü hesaplaması yapılmamıştır. Bu çalışmalar, hem mekanik385 hem de manuel386 göğüs kompresyonları sırasında mekanik ventilasyon kullanımının uygulanabilir olduğunu göstermiştir. Bu çalışmaların hiçbirinde oksijenasyon, ROSC veya sağkalım açısından fark saptanmamıştır. Prospektif bir gözlemsel çalışma, mekanik ventilasyonun daha düşük PaCO₂ değerleri ile ilişkili olduğunu göstermiştir; ancak ROSC oranları, sağkalım veya iyi nörolojik sonuçla sağkalım üzerinde bir etkisi bulunmamıştır.387 Retrospektif bir çalışmada, kardiyopulmoner ventilasyon modunda uygulanan mekanik ventilasyon (298 hasta) balon ventilasyonu (2268 hasta) ile karşılaştırılmış ve mekanik ventilasyonun ROSC oranını artırabileceği, ancak iyi nörolojik sonuçla sağkalım üzerinde bir etkisinin olmadığı gösterilmiştir.388

Göğüs kompresyonları sırasında mekanik ventilasyon kullanımının uygulanabilir olduğunu gösteren çalışmalar bulunmakla birlikte, mekanik ventilasyonun manuel balon ventilasyonuna üstünlüğünü destekleyen veya belirli bir ventilasyon modunun kullanılmasını öneren yeterli kanıt bulunmamaktadır. KPR sırasında mekanik ventilasyon (hacim kontrollü veya basınç düzenlemeli modlar) kullanılıyorsa, aşağıdaki başlangıç ayarlarının kullanılmasını öneriyoruz: tidal hacim 6–8 mL kg⁻¹ (tahmini vücut ağırlığına göre) veya gözle görülür göğüs hareketi oluşturacak düzeyde; maksimum inspiratuvar oksijen fraksiyonu; solunum hızı 10 dk⁻¹; inspiratuvar süre 1–1.5 saniye; PEEP 0–5 cmH₂O; tepe basıncı alarmı 60–70 cmH₂O olacak şekilde ayarlanmış; ve inspiratuvar tetikleyici kapalı. Mekanik ventilasyon etkili değilse manuel ventilasyona geçilmelidir.

Mekanik göğüs kompresyonları sırasında ventilasyon

Mekanik göğüs kompresyonları sırasında ventilasyon özellikle zor olabilir; çünkü göğüse uygulanan mekanik kuvvetler akciğer hacminin fonksiyonel rezidüel kapasitenin (FRC) altına düşmesine neden olabilir.389,390 Mekanik göğüs kompresyonları sırasında ventilasyonu değerlendiren bir randomize kontrollü çalışma ve bir retrospektif gözlemsel çalışma bulunmaktadır.391,392 Pilot randomize kontrollü çalışmada, trakeal entübasyon sonrasında mekanik göğüs kompresyonu uygulanan 30 OHCA hastası üç ventilasyon stratejisinden birine randomize edilmiştir:

  1. Yardımcı spontan solunum ile bifazik pozitif havayolu basıncı (BIPAP),

  2. Sürekli pozitif havayolu basıncı (CPAP) ve

  3. Hacim kontrollü ventilasyon.

Bu çalışma, CPAP moduna kıyasla BIPAP modunda daha yüksek tidal hacim sağlandığını göstermiş; ancak ROSC oranları açısından fark saptanmamıştır. Retrospektif gözlemsel çalışmada ise 30:2 oranında uygulanan mekanik göğüs kompresyonlarına verilen aralar sırasında balon ventilasyonunun sıklığı değerlendirilmiş ve mekanik göğüs kompresyonlarına verilen 3 saniyelik aralarda ventilasyonun yetersiz olduğu gösterilmiştir. Göğüs kompresyonlarına verilen araların %45’inde iki inflasyon başarıyla uygulanmış, %19’unda ise hiç ventilasyon uygulanmamıştır.392 Mekanik göğüs kompresyon cihazının yerleştirilmesinden sonraki ilk dört dakika içinde iki başarılı inflasyon sağlanma olasılığının özellikle düşük olduğu saptanmıştır. Mekanik göğüs kompresyonları sırasında ventilasyon için en uygun yöntemin ne olduğu belirsizliğini korumaktadır.

Pasif oksijen verilmesi

Açık bir havayolunun varlığında, yalnızca göğüs kompresyonları akciğerlerin bir miktar ventilasyonuna yol açabilir.393 Oksijen pasif olarak verilebilir; bu ya uyarlanmış bir trakeal tüp (Boussignac tüpü) aracılığıyla394,395 ya da orofaringeal havayolu ile non-rebreather rezervuarlı standart bir oksijen maskesinin birlikte kullanılmasıyla sağlanabilir.396 Teorik olarak, bir SGA da oksijenin pasif olarak verilmesi için kullanılabilir; ancak bu henüz çalışılmamıştır. Bir çalışmada, şoklanabilir OHCA sonrasında balon-maske ventilasyonuna kıyasla pasif oksijen verilmesi (oral havayolu ve oksijen maskesi) ile nörolojik açıdan iyi sağkalım oranlarının daha yüksek olduğu gösterilmiştir; ancak bu çalışma retrospektif bir analizdir ve çok sayıda karıştırıcı faktöre açıktır.396 KPR sırasında sürekli veya kesintili göğüs kompresyonlarını karşılaştıran bir çalışmada (CCC Trial), pasif oksijenasyon uygulanan bir hasta alt grubu yer almıştır. Bununla birlikte, daha fazla veri elde edilene kadar ventilasyon olmaksızın pasif oksijen verilmesi KPR sırasında rutin kullanım için önerilmemektedir.373

Havayolu cihazlarının seçimi

Trakeal entübasyonun balon-maske ventilasyonuna kıyasla dezavantajları şunlardır:

  • Tanı konulmamış yanlış yerleştirilmiş trakeal tüp riski: OHCA hastalarında güvenilir şekilde belgelenmiş insidans %0.5 ile %17 arasında değişmektedir. Acil tıp hekimlerinde %0.5;397 paramediklerde ise %2.4,398 %6,399,400 %9,401 ve %17402 olarak bildirilmiştir.

  • Trakeal entübasyon girişimi sırasında göğüs kompresyonlarının uzamış süreyle kesintiye uğraması: Paramedikler tarafından hastane öncesi ortamda gerçekleştirilen 100 kardiyak arrest olgusunun incelendiği bir çalışmada, trakeal entübasyon girişimleriyle ilişkili KPR kesintilerinin medyan süresi 110 saniye olarak bulunmuştur (interkuartil aralık 54–198 saniye; aralık 13–446 saniye).403 Trakeal entübasyon girişimleri, tüm KPR kesintilerinin yaklaşık %25’ini oluşturmuştur.

  • Göreceli olarak yüksek başarısızlık oranı: Entübasyon başarı oranları, paramediklerin bireysel olarak kazandıkları trakeal entübasyon deneyimi ile ilişkilidir.404 PART çalışmasında bildirilen %51’lik yüksek başarısızlık oranı,352 bazı hastane öncesi sistemlerde 20 yıldan daha uzun süre önce bildirilen oranlara benzerdir.405,406

  • Trakeal entübasyonun öğrenilmesi ve sürdürülmesi zor bir beceri olması: Bir çalışmada, anestezi asistanlarının ameliyathane koşullarında direkt laringoskopi ile trakeal entübasyonda %95 başarı oranına ulaşabilmeleri için yaklaşık 125 entübasyon gerçekleştirmeleri gerektiği gösterilmiştir.407

Hastane öncesi trakeal entübasyon uygulayan sağlık personeli, bu işlemi yalnızca yapılandırılmış ve izlenen bir program kapsamında gerçekleştirmelidir; bu program kapsamlı yetkinlik temelli eğitim ve becerilerin düzenli olarak yenilenmesine yönelik fırsatları içermelidir.

ILCOR’un önerisi, yalnızca yüksek trakeal entübasyon başarı oranlarına ulaşabilen sistemlerin bu tekniği kullanması yönündedir.354 ILCOR belirli bir başarı oranı önermemiştir; ancak bunun, hekim kadrolu bir EMS sisteminde erken trakeal entübasyon ile balon-maske ventilasyonunun (trakeal entübasyonun ROSC sonrasına ertelendiği yaklaşım) karşılaştırıldığı randomize kontrollü çalışmada elde edilen başarı oranına benzer olması gerektiğini belirtmiştir.351 Bu çalışmada trakeal entübasyon başarı oranı %98 olarak bildirilmiştir. ERC 2021 ALS Kılavuzları yazım grubunun uzman görüşüne dayalı uzlaşısına göre ise yüksek başarı oranı, en fazla iki entübasyon girişimi ile %95’in üzerinde bir başarı oranı olarak tanımlanmıştır.60

Kurtarıcılar, trakeal entübasyonun risk ve yararlarını etkili göğüs kompresyonları sağlama gereksinimi ile birlikte değerlendirmelidir. Göğüs kompresyonlarında kesinti oluşmasını önlemek amacıyla, alternatif havayolu yönetimi teknikleri etkisiz kalmadıkça trakeal entübasyonun ROSC sonrasına ertelenmesi makul bir yaklaşımdır. İleri havayolu yönetimi konusunda deneyimli personelin bulunduğu ortamlarda, laringoskopi göğüs kompresyonları durdurulmadan yapılmalıdır; yalnızca tüp vokal kordlardan geçirilirken göğüs kompresyonlarına kısa bir ara verilmesi gerekir. Trakeal entübasyon girişimi göğüs kompresyonlarını 5 saniyeden daha kısa süre kesintiye uğratmalıdır; entübasyon bu süre içinde gerçekleştirilemezse balon-maske ventilasyonuna yeniden başlanmalıdır. Trakeal entübasyon sonrasında tüpün yerleşimi derhal doğrulanmalı (aşağıya bakınız) ve tüp uygun şekilde sabitlenmelidir.

Videolaringoskopi

Videolaringoskopi (VL), anestezi ve yoğun bakım pratiğinde giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadır.408,409 İlk çalışmalar, direkt laringoskopi (DL) ile karşılaştırıldığında KPR sırasında VL kullanımının laringeal görüntüyü iyileştirdiğini ve trakeal entübasyon başarı oranlarını artırdığını,410,411 özofageal entübasyon riskini azalttığını412 ve göğüs kompresyonlarındaki kesintileri azalttığını göstermektedir.413 Bir sistematik derleme, hastane öncesi ortamda VL kullanımının deneyimli uygulayıcılar tarafından yapılan ilk girişimde trakeal entübasyon başarı oranını (RR 0.57; p < 0.01; yüksek kaliteli kanıt) ve genel başarı oranını (RR 0.58; %95 GA 0.48–0.69; orta kaliteli kanıt) azalttığını bildirmiştir.414 Daha sonra yapılan ve OHCA ile IHCA olgularını içeren bir meta-analiz (altı gözlemsel çalışma ve bir randomize kontrollü çalışma) ise VL’nin DL ile karşılaştırıldığında daha yüksek ilk girişim başarı oranı ve daha iyi laringeal görüntü derecesi sağladığını göstermiştir.415 Bir randomize kontrollü çalışmanın ikincil analizinde de VL ile DL’ye kıyasla ilk girişimde daha yüksek başarılı trakeal entübasyon oranı bildirilmiştir.416 Farklı VL sistemleri mevcuttur ve tümü aynı şekilde performans göstermemektedir. Yazarların uzman görüşüne dayalı uzlaşısına ve ERC önerisine göre, direkt laringoskopi veya videolaringoskopi seçimi yerel protokoller ve kurtarıcının deneyimi doğrultusunda yapılmalıdır. Bununla birlikte, VL’nin hemen erişilebilir olduğu ortamlarda DL yerine VL kullanılması tercih edilmelidir.

Trakeal tüpün doğru yerleşiminin doğrulanması

Tanı konulmamış özofageal entübasyon, kardiyak arresti olan ve olmayan hastalarda trakeal entübasyon girişiminin en ciddi komplikasyonudur. KPR sırasında balon-maske ventilasyonu ile trakeal entübasyonu karşılaştıran ve hastane öncesi ortamda deneyimli hekimler tarafından gerçekleştirilen büyük bir randomize kontrollü çalışmada, entübasyon girişimlerinin %10’unda kazara ancak tanınmış özofageal entübasyon bildirilmiştir.351 Başka bir çalışmada ise paramedikler tarafından OHCA olgularında yapılan entübasyonlarda tanınmamış özofageal entübasyon oranı %5 olarak bulunmuştur.400 Bu nedenle, KPR sırasında trakeal tüpün doğru yerleşimini doğrulamak için güvenilir yöntemlerin kullanılması büyük önem taşımaktadır. Bu kılavuzları destekleyen önceki kanıtlar, uzun süredir geçerli olan ILCOR önerilerinde özetlenmiştir.33,224,417 2022 PUMA Kılavuzları, tanınmamış özofageal entübasyonun önlenmesine yönelik olarak, kardiyak arresti olan ve olmayan hastalarda trakeal tüpün trakeaya yerleştiğini doğrulamanın tek güvenilir yönteminin dalga formu kapnografide en az yedi soluk boyunca sürdürülen bir ETCO₂ dalga formunun varlığı olduğunu açıkça belirtmektedir.418 Göğüs ve abdominal oskültasyon, göğüs kafesi hareketlerinin gözlenmesi ve tüp içinde buğulanma görülmesi gibi klinik değerlendirmeler, dalga formu kapnografi bunun aksini gösteriyorsa trakeal yerleşimi doğrulamak için kullanılamaz. Birleşik Krallık Kraliyet Anestezistler Koleji’nin yürüttüğü “No Trace = Wrong Place” kampanyası, trakeal entübasyonun hemen ardından (kardiyak arrest sırasında dahi) ekshale edilen CO₂’nin yokluğunun güçlü biçimde özofageal entübasyonu düşündürdüğünü vurgulamıştır.419 Bunun tek başına yeterli olmadığı ve bazı tanınmamış özofageal entübasyon olgularında bir miktar CO₂ saptanabildiği kabul edilmektedir; bu nedenle özofageal entübasyonu dışlamak için sürekli ekshale CO₂ dalga formunun gösterilmesi gerekliliği ortaya konmuştur.420 Dalga formu kapnografi, kardiyak arrest olmayan hastalarda trakeal tüpün doğru yerleşimini doğrulamazsa, PUMA Kılavuzları tüpün geçişini doğrudan görmek amacıyla tekrar laringoskopi yapılmasını, fleksibl bronkoskop kullanımını veya boyun ultrasonografisini önermektedir. Taşınabilir monitörler, trakeal entübasyon uygulanan hem hastane içi hem de hastane dışı ortamlarda kapnografik başlangıç doğrulamasını ve trakeal tüp pozisyonunun sürekli izlenmesini mümkün kılmaktadır. Sürekli bir ETCO₂ dalga formunun varlığı tüpün özofagusta olmadığını doğrulasa da, tüp yine de bir bronşa yerleşmiş olabilir ve bu durum ciddi hipoksemiye yol açabilir. Tüpün fazla ilerletilmediğinden emin olmak için diş seviyesindeki tüp uzunluğu kontrol edilmelidir. Akciğer oskültasyonu da endobronşiyal entübasyonu dışlamaya yardımcı olabilir; ancak kardiyak arrest sırasında bu zor olabilir ve göğüs kompresyonlarının gecikmesine neden olmamalıdır.

Boyun ultrasonografisi veya deneyimli uygulayıcılar tarafından fleksibl fiberoptik bir skop ile yapılan görüntüleme de trakeal tüpün trakea içinde bulunduğunu doğrulamak için kullanılabilir.421

Krikoid bası

Kardiyak arrest sırasında krikoid bası uygulanması önerilmemektedir (uzman görüşü). Krikoid bası ventilasyonu, laringoskopiyi, trakeal tüp ve SGA yerleştirilmesini zorlaştırabilir ve hatta tam havayolu obstrüksiyonuna neden olabilir.422

Trakeal tüpün ve supraglottik havayolunun sabitlenmesi

Trakeal tüpün kazara yerinden çıkması her zaman meydana gelebilir; ancak bu durum özellikle KPR sırasında ve hasta taşınırken daha olasıdır. Bir SGA’nın yerinden çıkma olasılığı trakeal tüpe göre daha yüksektir.350 Trakeal tüpün veya SGA’nın sabitlenmesi için en etkili yöntem henüz belirlenmemiştir. Bu amaçla konvansiyonel bant veya bağlar ya da özel olarak üretilmiş sabitleyici cihazlar kullanılabilir.

Acil ön boyun erişimi (eFONA)

Nadir durumlarda, kardiyak arrestteki bir hastada balon-maske ventilasyonu ile oksijenasyon sağlamak veya trakeal tüp ya da supraglottik havayolu yerleştirmek mümkün olmayabilir. Bu durum, geniş yüz travması olan hastalarda veya ödem, tümör ya da yabancı cisim nedeniyle gelişen laringeal obstrüksiyon varlığında ortaya çıkabilir. 2023 yılında ILCOR tarafından gerçekleştirilen bir derleme, dört alanda 69 çalışmadan elde edilen kanıtları özetlemiştir: eFONA insidansı; eFONA girişimlerinin başarı oranları; eFONA girişimi uygulanan hastalarda klinik sonuçlar; ve eFONA girişimleri ile ilişkili komplikasyonlar.423 Derleme, tanımlanan çalışmaların hiçbirinin özellikle kardiyak arrest üzerine odaklanmadığını ve mevcut kanıtların oldukça heterojen olduğunu göstermiştir. Hastane öncesi eFONA başarı oranlarını inceleyen bir sistematik derleme ile uyumlu olarak, bu derleme de eFONA uygulandığında başarı oranlarının genellikle yüksek olduğunu göstermiştir.424 Mevcut kanıtlara dayanarak ILCOR, sistematik bir derleme yapılmasının mümkün olmadığını belirtmiş; ancak standart havayolu yönetimi ve ventilasyon stratejilerinin başarısız olduğu hastalarda krikotirotominin kullanımını destekleyen bir iyi uygulama bildirimi yayımlamıştır.1 2024 yılında yayımlanan Avustralya kaynaklı bir gözlemsel çalışmada 80 krikotirotomi girişimi bildirilmiş olup bunların 56’sı OHCA hastalarında gerçekleştirilmiştir.425 Bildirilen insidans, 1000 resüsitasyon girişimi başına 1.1 krikotirotomi olup kardiyak arrest olgularında başarı oranı %58.9’dur. Cerrahi yaklaşımın kullanılması, iğne yaklaşımına kıyasla daha yüksek başarı oranı ile ilişkili bulunmuştur (%88.2’ye karşı %54.6; p = 0.003). Difficult Airway Society önerileri ile uyumlu olarak ERC, mümkün olduğunda skalpel–bujji krikotirotomi tekniğinin kullanılmasını önermektedir.426

İlaçlar ve sıvılar

Vasküler erişim

Kardiyak arrestte ilaçların etkinliği zamana bağlıdır.427–429 İntraosseöz (IO) yol, erişkin kardiyak arrestte başlangıç vasküler erişim için alternatif bir strateji olarak önerilmiştir; bu öneri yerleştirme kolaylığına ilişkin algıya ve tibial IO yaklaşımı ile ilaç uygulama süresinin hem periferik IV hem de humeral IO yaklaşımına kıyasla daha kısa olduğunu gösteren bir randomize kontrollü çalışmaya dayanmaktadır.430,431 Gözlemsel çalışmalar, klinik uygulamada IO yolunun kullanımının son yıllarda arttığını göstermektedir.432,433

2024 yılında yapılan üç büyük randomize kontrollü çalışma, erişkin kardiyak arrestte önce IO yaklaşımı ile önce IV yaklaşımını karşılaştırmıştır.434–436 Önceki araştırmaların aksine, bu çalışmaların hiçbirinde IO yolunun ilaç uygulamasını daha hızlı gerçekleştirmeyi sağladığı gösterilememiştir. Toplam 9.332 hastayı içeren bu üç çalışma, ILCOR ALS Görev Gücü tarafından yürütülen bir sistematik derleme ve meta-analizin temelini oluşturmuştur.437 Meta-analiz sonuçlarına göre, IO-öncelikli strateji, IV-öncelikli strateji ile karşılaştırıldığında, iyi nörolojik sonuçla 30 günlük sağkalım veya taburculuk oranını artırmamıştır (OR 1.07; %95 GA 0.88–1.30; düşük kesinlikte kanıt) ve 30 günlük sağkalım üzerinde de bir iyileşme göstermemiştir (OR 0.99; %95 GA 0.84–1.17; orta kesinlikte kanıt). Bununla birlikte, sürdürülebilir ROSC oranını azaltabilir (OR 0.89; %95 GA 0.80–0.99; orta kesinlikte kanıt). Tedavi etkisinin başlangıç hasta özelliklerinden veya IO kanülün anatomik yerleşim yerinden etkilendiğine dair bir kanıt bulunmamıştır. Tedavi önerisini oluştururken ILCOR; uluslararası sistemlerde periferik IV yolun rutin olarak erişilebilir olmasını, IO kanüllerin yüksek maliyetini, intraosseöz kullanım için gerekli ek eğitim gereksinimini ve meta-analizde IO-öncelikli stratejinin ROSC elde etme olasılığını azalttığını gösteren kanıtları dikkate almıştır.1 ILCOR ayrıca, hastane içi kardiyak arrest (IHCA) için herhangi bir randomize kontrollü çalışmanın yapılmadığını, ancak bu olgularda IO yoluna nadiren ihtiyaç duyulduğunu da belirtmiştir.

ILCOR ile uyumlu olarak ERC, erişkin kardiyak arrestte vasküler erişim için birincil yolun IV yol olmasını önermektedir. IV erişimin hızla sağlanamadığı durumlarda IO yolun makul bir alternatif vasküler erişim stratejisi olabileceği kabul edilmektedir. İki Avrupa randomize kontrollü çalışması ile uyumlu olarak, IO erişim düşünülmeden önce iki IV damar yolu girişimi yapılması önerilmektedir.435,436

Son dönemde, hayvan çalışmaları ve gözlemsel veriler temelinde kardiyak arrestte intramüsküler (IM) adrenalin kullanımı ile ilgili artan bir ilgi bulunmaktadır.438–441 Tek merkezli bir önce–sonra gözlemsel çalışmada, OHCA’lı 420 hastada uygulanan tek doz 5 mg IM adrenalin, standart adrenalin dozlaması ile karşılaştırıldığında hastaneye kabul ile sağkalım, hastaneden taburculuğa kadar sağkalım ve fonksiyonel sağkalım oranlarında artış ile ilişkili bulunmuştur.441 Kardiyak arrestte adrenalin için IM yolunun rolü, kılavuzlara dahil edilmeden önce randomize kontrollü çalışmalar ile değerlendirilmelidir.

Vazopresörler

ILCOR yakın zamanda kardiyak arrestte vazopresör kullanımına ilişkin değerlendirmesini güncellemiştir.1 Sistematik derlemeler ve meta-analizler; standart doz adrenalin (1 mg) ile plasebo, yüksek doz (5–10 mg) ile standart doz (1 mg) adrenalin, adrenalin ile vazopressin ve adrenalin ile vazopressinin birlikte kullanımı ile yalnızca adrenalin kullanımını karşılaştırmıştır.192,442–444 Elde edilen kanıtlar, adrenalinin (1 mg) ROSC, hastaneye kabul ile sağkalım, hastaneden taburculuğa kadar sağkalım ve uzun dönem sağkalımı (12 aya kadar) artırdığını göstermiştir; ancak iyi nörolojik sonuç üzerindeki etkisi belirsizliğini korumaktadır. Buna karşılık yüksek doz adrenalin veya vazopressin kullanımı (adrenalin ile birlikte veya tek başına) uzun dönem sağkalımı veya iyi nörolojik sonucu artırmamıştır.

Bu kanıtlara dayanarak ILCOR, KPR sırasında adrenalin kullanımını güçlü şekilde önermektedir (güçlü öneri, düşük kesinlikte kanıt).192 Gerekçe ve “kanıttan karara” çerçevesi, Görev Gücü’nün adrenalinin yaşam kurtarıcı etkisine yüksek önem verdiğini, mutlak etki büyüklüğünün muhtemelen küçük olmasına ve iyi nörolojik sonuçla sağkalım üzerindeki etkisinin belirsizliğini korumasına rağmen, bu yararın dikkate değer olduğunu vurgulamaktadır.

Adrenalin kullanımını destekleyen kanıtlar temel olarak iki plasebo kontrollü çalışmadan elde edilmiştir.445,446 PARAMEDIC2 çalışması, şoklanabilir olmayan ritimler için vasküler erişim sağlanır sağlanmaz, şoklanabilir ritimler için ise üç başarısız defibrilasyon girişiminden sonra adrenalin uygulanmasını öneren ERC ALS 2015 Kılavuzlarını izlemiştir.215,446 Bu çalışmanın analizleri devam etmekte olup, uzun dönem izlem verileri 12 aya kadar devam eden sağkalım yararını göstermektedir.447 Daha önceki PACA çalışması ile birlikte yapılan meta-analizler, başlangıçta şoklanabilir olmayan ritimlerde, adrenalin kullanımının ROSC ve hastaneden taburculuğa kadar sağkalım üzerindeki etkisinin, şoklanabilir ritimlere kıyasla daha belirgin olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte bu fark, daha uzun dönem sağkalım ve iyi nörolojik sonuçlar açısından daha az belirgindir.213 İlaç uygulama zamanına ilişkin yapılan ikincil analiz, adrenalinin göreceli tedavi etkilerinin zaman içinde sabit kaldığını; ancak sağkalım ve iyi nörolojik sonuç oranlarının zaman ilerledikçe azaldığını göstermiştir. Bu bulgu, erken müdahalenin potansiyel yararı olabileceğini düşündürmektedir.427

Bu nedenle ILCOR, şoklanabilir olmayan ritimler (PEA/asistoli) için adrenalinin mümkün olan en kısa sürede uygulanmasını önermektedir (güçlü öneri, çok düşük kesinlikte kanıt). Şoklanabilir ritimler (VF/pVT) için ise, KPR sırasında başlangıç defibrilasyon girişimleri başarısız olduğunda adrenalinin uygulanmasını önermektedir (zayıf öneri, çok düşük kesinlikte kanıt).

ILCOR tedavi önerileri ile uyumlu olarak ERC, şoklanabilir olmayan ritimle kardiyak arrest gelişen erişkin hastalarda 1 mg adrenalinin mümkün olan en kısa sürede uygulanmasını önermektedir. Üç başlangıç şokundan sonra şoklanabilir ritmi devam eden hastalarda ise 1 mg adrenalin uygulanmalıdır. İleri yaşam desteği devam ederken 1 mg adrenalin her 3–5 dakikada bir tekrarlanmalıdır. Hastane öncesi ortamda bazı pratik zorluklar adrenalinin uygulanma zamanını etkileyebilse de, özellikle alternatif müdahalelerin sınırlı olduğu şoklanabilir olmayan ritimlerde erken adrenalin uygulaması öncelikli olmaya devam etmektedir.

Adrenalinin optimal dozu hâlen net olarak belirlenmiş değildir. Farmakokinetik ve gözlemsel veriler, dozlama stratejilerine ilişkin daha ileri araştırmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir.448,449 Bu kapsamda standart 1 mg doz, tekrarlayan dozların kümülatif etkileri ve yakından izlenen ortamlarda titre edilerek doz uygulanması gibi olası alternatif yaklaşımlar değerlendirilmektedir. Kardiyak kateterizasyon laboratuvarlarında intrakoroner uygulama gibi alternatif yollar da incelenmiştir; ancak bu yaklaşımları destekleyecek yeterli kanıt bulunmamaktadır.450,451

Eğer tanıklı ve monitörize şoklanabilir kardiyak arrest durumunda hemen defibrilasyon uygulanabiliyor ve üç ardışık şok verilmişse, bu ilk üç şok adrenalin ve amiodaronun ilk dozunun zamanlaması açısından tek bir ilk şok olarak kabul edilmelidir. Bu üç ardışık şoktan sonra sağlık personeli resüsitasyon girişimlerine devam etmeli ve adrenalin ile amiodaron uygulamasını standart ALS algoritmasına göre sürdürmelidir.

PARAMEDIC2 çalışmasının yakın zamanda yapılan bir maliyet-etkililik analizi, hem doğrudan sağkalım yararını hem de artmış organ bağışı oranlarını dikkate alarak kardiyak arrest sırasında adrenalin kullanımını desteklemektedir; ancak maliyetler sağlık sistemleri arasında değişiklik gösterebilir.452

ILCOR tedavi önerileri ile uyumlu olarak ERC, kardiyak arrest sırasında vazopressin kullanımını desteklememektedir.

Anti-aritmik ilaçlar

ILCOR, anti-aritmik ilaçlara ilişkin CoSTR güncellemesini 2018 yılında yayımlamıştır.453 Bunu Temmuz 2023 ve Ekim 2024’te yapılan ILCOR kanıt güncellemeleri izlemiştir.1,192 2018 CoSTR aşağıdaki önerileri yapmıştır:

  • Şoka dirençli VF/pVT bulunan erişkinlerde amiodaron veya lidokain kullanımını öneriyoruz (zayıf öneri, düşük kaliteli kanıt).

  • Şoka dirençli VF/pVT bulunan erişkinlerde magnezyumun rutin kullanımını önermiyoruz (zayıf öneri, çok düşük kaliteli kanıt).

  • Şoka dirençli VF/pVT ile kardiyak arrest gelişen erişkinlerin tedavisinde bretilyum, nifekalant veya sotalol kullanımına ilişkin bir öneriyi desteklemek için etki tahminlerine olan güven şu anda çok düşüktür.

  • VF/pVT ile kardiyak arrest gelişen erişkinlerde ROSC hemen sonrasında profilaktik anti-aritmik ilaç kullanımına ilişkin bir ALS Görev Gücü önerisini desteklemek için etki tahminlerine olan güven şu anda çok düşüktür.

Çok sayıda çalışmaya rağmen, 2023 yılında yapılan ILCOR kanıt güncellemeleri tedavi önerilerinde değişiklik yapılmasını veya yeni bir sistematik derleme gerçekleştirilmesini gerektirecek güçlü yeni veriler ortaya koymamıştır.192 2024 kanıt güncellemesi ise, 36 hastayı içeren küçük bir pilot randomize kontrollü çalışmada beta-bloker landiololün değerlendirildiğini bildirmiştir.454 Kardiyak arrestte beta-blokerlere—özellikle esmolol ve landiolol—yönelik artan ilgi ve sotalolün primer bir beta-bloker olarak kabul edilmemesi nedeniyle ILCOR ALS Görev Gücü, 2018 tedavi önerisindeki üçüncü maddeyi aşağıdaki şekilde netleştirmiştir:

  • Şoka dirençli VF/pVT ile kardiyak arrest gelişen erişkinlerin tedavisinde beta-bloker ilaçlar, bretilyum, nifekalant veya sotalol kullanımına ilişkin bir ALS Görev Gücü önerisini desteklemek için etki tahminlerine olan güven şu anda çok düşüktür.

Bu nedenle 2025 kılavuzu, temel olarak 2018 ILCOR sistematik derlemesine dayanmaktadır. Bu derleme; lidokain, amiodaron, magnezyum, bretilyum, nifekalant, prokainamid, sotalol ve beta-blokerleri içeren 14 randomize kontrollü çalışma ve 17 gözlemsel çalışmadan elde edilen kanıtları değerlendirmiştir.455 Erişkinlerde yapılan randomize çalışmaların meta-analizi, antiaritmik ilaçların hiçbirinin plasebo ile karşılaştırıldığında sağkalımı veya iyi nörolojik sonucu artırmadığını göstermiştir.

En büyük randomize çalışmada, en az bir defibrilasyon girişimine rağmen devam eden VF/pVT bulunan hastalarda amiodaron, lidokain veya plasebo karşılaştırılmıştır. Plasebo ile karşılaştırıldığında amiodaron ve lidokain hastaneye kabul ile sağkalımı artırmıştır. Bununla birlikte gruplar arasında taburculuğa kadar sağkalım veya taburculukta iyi nörolojik sonuç açısından fark saptanmamıştır.456 Önceden tanımlanmış tanıklı kardiyak arrest alt grubunda ise amiodaron ve lidokain, plasebo ile karşılaştırıldığında hastaneden taburculuğa kadar sağkalımı artırmıştır. Ayrıca EMS tarafından tanıklık edilen arrestlerde, amiodaron ile sağkalım plaseboya kıyasla daha yüksek bulunmuştur.

Bu veriler doğrultusunda ILCOR, şoka dirençli VF/pVT bulunan erişkinlerde amiodaron veya lidokain kullanılabileceğini önermiştir (zayıf öneri, düşük kaliteli kanıt).453 Değerler ve tercihler analizinde, Görev Gücü’nün ALPS çalışmasında önceden tanımlanmış ve raporlanmış alt grup analizine öncelik verdiği belirtilmiştir; bu analizde tanıklı kardiyak arrest olgularında amiodaron ve lidokain ile sağkalımın daha yüksek olduğu gösterilmiştir. ILCOR, magnezyum, bretilyum, nifekalant veya prokainamid kullanımını desteklememektedir.

ERC, 2018 yılında kılavuzlarını güncelleyerek amiodaronun üç başarısız defibrilasyon girişiminden sonra uygulanmasını önermiştir; bu defibrilasyonların ardışık olması, KPR ile kesintiye uğraması veya kardiyak arrest sırasında rekürren VF/pVT için uygulanması fark etmeksizin bu öneri geçerlidir.457 Başlangıç önerilen doz amiodaron 300 mg olup, beş defibrilasyon girişiminden sonra ek olarak 150 mg daha verilebilir. Amiodaron lehine öneri, Avrupa’daki 24 Ulusal Resüsitasyon Konseyi’den 21 tanesinde KPR sırasında en sık kullanılan ilacın amiodaron olduğunun bildirilmesine dayanmaktadır.457 Amiodaron mevcut değilse veya yerel düzeyde amiodaron yerine lidokain kullanımına karar verilmişse, alternatif olarak 100 mg lidokain kullanılabilir. Ayrıca beş defibrilasyon girişiminden sonra ek olarak 50 mg lidokain bolusu da uygulanabilir.457

Trombolitik tedavi

Pulmoner emboli tedavisine ilişkin 2022 ve 2024 ILCOR kanıt güncellemeleri, önceki 2020 ILCOR sistematik derlemesinin güncellenmesini gerektirecek yeterli yeni kanıt ortaya koymamıştır.192,193 Ayrıca 804 hastayı içeren 13 çalışmayı tanımlayan yakın tarihli bir sistematik derleme de değerlendirilmiştir.458 2020 ILCOR CoSTR, şüpheli veya doğrulanmış pulmoner emboliye (PE) bağlı kardiyak arrestte trombolitik ilaç kullanımını inceleyen TROICA çalışmasının bir alt grup analizinden459 ve dört gözlemsel çalışmadan460–463 elde edilen birleştirilmiş kanıtlara dayanmaktadır. Bu çalışmalar, trombolitik ilaçların nörolojik sonucu iyileştirdiğine dair kanıt göstermemiştir.459,462 Buna karşılık bir çalışmada, 30 günlük sağkalım girişim grubunda daha yüksek bulunmuştur (%16’ya karşı %6; P = 0.005),463 ancak taburculuğa kadar sağkalımı inceleyen diğer üç çalışmada böyle bir fark gösterilmemiştir.460–462 ROSC de bir çalışmada artmış,461 ancak diğer iki çalışmada artış gösterilmemiştir.460,462 ILCOR Görev Gücü, çok düşük kesinlikteki kanıtlara dayanarak şüpheli veya doğrulanmış PE ve kardiyak arrest durumunda trombolitik ilaç kullanımına ilişkin zayıf bir öneri oluştururken, olası yararların kanama kaynaklı potansiyel zararlardan daha ağır bastığını değerlendirmiştir.224

ERC, ILCOR’un önerisini desteklemektedir; bu öneri 2015 ve 2021 ERC kılavuzlarıyla da uyumludur.60,215 ERC, kardiyak arrestte trombolitik ilaçların rutin kullanımını desteklememektedir; ancak nedenin şüpheli veya doğrulanmış pulmoner emboli (PE) olduğu durumlarda kullanılabilir. Trombolitik ilaç uygulandığında, olgu serilerinden elde edilen kanıtlara dayanarak resüsitasyonun sonlandırılması düşünülmeden önce KPR’nin en az 60–90 dakika sürdürülmesi değerlendirilebilir.464–466 Tüm kardiyak arrest olgularında olduğu gibi, KPR süresine karar verilirken altta yatan nedenin geri döndürülebilme olasılığı ve hastanın komorbiditeleri ile frailty durumu gibi diğer faktörler de dikkate alınmalıdır.

Sıvılar ve kan bileşenleri

ILCOR, kardiyak arrest sırasında sıvı kullanımını yakın zamanda ele almamıştır. ERC ALS Yazar Grubu, Şubat 2025’e kadar kendi literatür taramasını gerçekleştirmiştir. Kardiyak arrest için bir tedavi stratejisi olarak rutin sıvı uygulanması ile sıvı uygulanmamasını karşılaştıran hiçbir randomize kontrollü çalışma bulunmamaktadır. İki büyük randomize kontrollü çalışma, hipotermiyi indüklemeye yönelik tedavi stratejilerinden elde edilen dolaylı kanıt sağlamaktadır; bu stratejiler OHCA sırasında467 veya ROSC hemen sonrasında468 2 L’ye kadar soğuk intravenöz sıvı uygulanmasını içermektedir. Bu çalışmalar kısa467,468 veya uzun dönem sonuçlarda469 herhangi bir iyileşme göstermemiştir. Çalışmalarda ayrıca VF hastalarında ROSC oranının azalması,467 yeniden arrest oranının artması468 ve pulmoner ödem sıklığının daha yüksek olması467,468 bildirilmiştir. Bu çalışmalardan, zararlı etkilerin sıvı hacmine, infüzyon hızına veya verilen sıvının sıcaklığına bağlı olup olmadığını belirlemek mümkün değildir.470 Kardiyak arrestin hipovolemik bir nedene bağlı olduğuna dair kanıt veya güçlü şüphe bulunmadıkça, büyük hacimli sıvıların rutin ve hızlı infüzyonundan kaçınılmalıdır. Klinik değerlendirme, kardiyak arrest öncesindeki olayların öyküsü ve gerekli beceriler mevcutsa POCUS, resüsitasyon sırasında hipovoleminin saptanmasına yardımcı olabilir.

Yakın zamanda yapılan bir sistematik derleme, travma dışı kardiyak arrestte KPR sırasında ve sonrasında uygulanan sıvı tedavisine ilişkin kanıtların sınırlı olduğunu doğrulamıştır; bu derleme izotonik salin veya dengeli kristalloidlerin kullanımı için sınırlı kanıt bulunduğunu, hipertonik sıvıların potansiyel yararı olabileceğini ve KPR sırasında hacim durumunun doğru klinik değerlendirilmesi ile optimize edilmiş sıvı resüsitasyonunun olası rolünü vurgulamıştır. Bu değerlendirmede tıbbi öykü, fizik muayene bulguları ve POCUS kullanımı da dikkate alınmalıdır.471

KPR sırasında izotonik salin veya dengeli kristalloidler kullanılabilir. Çok merkezli bir randomize kontrollü çalışmada (n=432), travmatik hemorajik şoklu hastalarda iki ünite eritrosit süspansiyonu ve iki ünite taze donmuş plazma infüzyonu ile 1 L izotonik salin infüzyonu karşılaştırılmıştır.472 Çalışma, COVID-19 pandemisi nedeniyle planlanan 490 hasta sayısına ulaşılmadan erken sonlandırılmıştır. Birincil sonlanım ölçütü (mortalite ve laktat klirensi başarısızlığının birleşimi) açısından ve ikincil sonlanımlar olan i) mortalite ve ii) laktat klirensi başarısızlığı açısından gruplar arasında fark saptanmamıştır; ciddi advers olaylar benzer bulunmuştur. Travma dışı kardiyak arrestte intra- veya peri-arrest dönemde hipertonik sıvılar,473 kan ve kan ürünlerinin uygulanmasının rolü hâlen belirsizdir472 ve bu ürünler yalnızca klinik araştırmalar kapsamında kullanılmalıdır. KPR sırasında uygulanan ilaçların damar yolundan verilmesini takiben küçük bolus sıvı dozları (örneğin 20 mL) veya yavaş sıvı infüzyonu ilaçların damar yolundan yıkanması için kullanılmalıdır.

Diğer ilaçlar

Kalsiyum

ILCOR, erişkin kardiyak arrestte kalsiyum uygulanmasına ilişkin CoSTR’u, üç randomize çalışma ve sekiz gözlemsel çalışmayı içeren bir sistematik derlemeye dayanarak güncellemiştir.474 Hastane dışı kardiyak arrestte kalsiyum klorür ile plaseboyu karşılaştıran ve 391 hastayı içeren en büyük ve en güncel çalışma, ara analizde potansiyel zarar sinyali saptanması nedeniyle erken sonlandırılmıştır.475,476 ROSC, 30. günde nörolojik sonuçlar veya 1 yıla kadar sağkalım açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamış olsa da, kalsiyum verilen hastalarda 90 gün ve 1 yılda iyi nörolojik sonuç oranlarının daha düşük olduğu ve birçok sonuç ölçütünde zarar sinyali bulunduğu bildirilmiştir. Refrakter asistoli veya nabızsız elektriksel aktivite bulunan kardiyak arrest hastalarında yapılan iki eski ve küçük randomize çalışma ile gözlemsel çalışmaların çoğu da sağkalım açısından herhangi bir yarar göstermemiştir.474,477,478 Bu veriler doğrultusunda ILCOR, hem OHCA’da (güçlü öneri, orta kesinlikte kanıt) hem de IHCA’da (zayıf öneri, düşük kesinlikte kanıt) rutin kalsiyum uygulanmasına karşı öneride bulunmuştur.1 ILCOR ile uyumlu olarak ERC de kardiyak arrest sırasında kalsiyumun rutin olarak verilmemesini önermektedir. ERC 2025 Özel Durumlar Kılavuzunda belirtildiği gibi, şüpheli hiperkalemiye bağlı kardiyak arrest durumunda kalsiyum uygulanmasına yönelik lehte veya aleyhte öneri yapılmasını destekleyecek yeterli kanıt bulunmamaktadır.114

Sodyum bikarbonat

ILCOR, kardiyak arrest sırasında sodyum bikarbonat uygulanmasına ilişkin CoSTR’u, OHCA’da üç randomize kontrollü çalışma ve üç gözlemsel çalışmayı içeren bir sistematik derlemeye dayanarak güncellemiştir.1 Yapılan meta-analizler, standart tedavi ile karşılaştırıldığında sodyum bikarbonat uygulamasının kısa dönem sağkalım, hastaneden taburculuğa kadar sağkalım ve bir ayda iyi nörolojik sonuçla sağkalım açısından herhangi bir yarar sağlamadığını göstermiştir.479–481 Destekleyici gözlemsel veriler de benzer sonuçlar bildirmiştir.482–487 Kanıtlar kesin olmamakla birlikte, kardiyak arrest sırasında sodyum bikarbonat uygulaması klinik pratikte yaygın olarak yapılmaktadır.487–489 ILCOR, hem OHCA’da (zayıf öneri, düşük kesinlikte kanıt) hem de IHCA’da (zayıf öneri, çok düşük kesinlikte kanıt) rutin sodyum bikarbonat uygulanmamasını önermektedir.1 ERC de belirli bir endikasyon olmadıkça kardiyak arrest sırasında sodyum bikarbonatın rutin olarak uygulanmasını desteklememektedir.

Kortikosteroidler

Kardiyak arrest sırasında kortikosteroid uygulanmasına ilişkin öneriler—tek başına veya vazopressin ile birlikte verildiğinde—ILCOR kanıt güncellemesi ve bireysel katılımcı verilerine dayalı bir sistematik derlemeye dayanmaktadır.1,490,491 Erişkin IHCA olgularında, vazopressin ve metilprednizolonu plasebo ile karşılaştıran üç randomize kontrollü çalışma, ROSC oranlarının ve hastaneden taburculukta iyi nörolojik sonuçların daha yüksek olduğunu göstermiştir; ancak sağkalım, daha uzun dönem nörolojik sonuçlar veya 90 güne kadar sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi açısından anlamlı bir iyileşme saptanmamıştır.137,492,493 En büyük çalışmanın ikincil analizleri de vazopressin ve metilprednizolon açısından hemodinamik sonuçlar veya uzun dönem sonuçlar bakımından fark göstermemiştir.494,495 ROSC sırasında ve sonrasında kortikosteroid uygulanan iki daha eski ve küçük çalışmada ise genel olarak daha iyi sonuçlar bildirilmiştir.492,493 Bununla birlikte meta-analizlerde tutarlı bir sağkalım yararı gösterilememiştir. Bu nedenle ILCOR, erişkin kardiyak arrestte standart tedaviye ek olarak vazopressin ve kortikosteroid kullanımını önermemektedir.1 Kardiyak arrest sırasında tek başına kortikosteroid kullanımı için yapılan erken dönem küçük çalışmalar da anlamlı bir yarar göstermemiştir; bunlar arasında OHCA’da üç ve IHCA’da bir çalışma bulunmaktadır.496,497 Bu veriler ve resüsitasyon protokollerine ek bir ilacın dahil edilmesinin pratik zorlukları dikkate alınarak ERC, kardiyak arrest sırasında kortikosteroidlerin tek başına veya vazopressin ile birlikte rutin kullanımını önermemektedir; bu yaklaşım yalnızca klinik araştırmalar kapsamında uygulanmalıdır.

Yakın takip altında bulunan ortamlarda kardiyak arrest için ALS

Yoğun bakım üniteleri, ameliyathane veya derlenme odaları ve kardiyak kateterizasyon laboratuvarları gibi yüksek düzeyde izlem yapılan ortamlarda hastalar yakından ve sürekli olarak izlenir. Bu ortamlarda gelişen beklenmedik kardiyak arrestin nedenleri, özellikle hemen fark edildiğinde, sıklıkla hızla geri döndürülebilir olabilir (örneğin yoğun bakım ünitesinde ani gelişen bir aritmi veya ameliyathanede indüksiyon ilacının göreceli aşırı dozu). Kan basıncı intravasküler arteriyel kanül aracılığıyla sürekli olarak izleniyorsa, kan basıncındaki ani değişiklikler neredeyse hemen fark edilebilir ve periferik veya santral nabızlar artık palpe edilemiyor olsa bile pulsatil arteriyel dalga formu görülebilir. Sürekli izleniyorsa ETCO₂’de ani düşüş, kardiyak arrest dahil olmak üzere kardiyak debideki ani azalmayı çok hızlı bir şekilde gösterebilir. Bunlar, yüksek düzeyde izlem yapılan ortamlarda kardiyak arrestin bazı özellikleridir ve resüsitasyon ilaçlarının dozlarının ayarlanmasını, defibrilasyon stratejisinde değişiklik yapılmasını ve göğüs kompresyonlarına başlama endikasyonlarının farklı değerlendirilmesini gerektirebilir.

Birleşik Krallık’ta Kraliyet Anestezistler Koleji tarafından gerçekleştirilen yakın tarihli bir ulusal denetim (National Audit Project 7), intraoperatif kardiyak arrest insidansını 10.000’de 3 olarak tahmin etmiştir.498 Bir yıllık çalışma süresi boyunca intraoperatif kardiyak arrest gelişen 548 hastanın yarısında invaziv kan basıncı monitörizasyonu bulunmaktaydı. Hastaların %78’inde sürdürülebilir ROSC sağlanmış ve %62’si raporlama sırasında hayatta bulunmuştur. Yalnızca 70 hastada (%13) şoklanabilir ritim saptanmıştır. Başlangıç ritmi PEA veya bradikardi olan hastalarda KPR başlatılması için en sık bildirilen üç tetikleyici; palpe edilemeyen nabız (%57), şiddetli hipotansiyon (%47) ve ETCO₂’de azalma (%25) olmuştur.

Genel anestezi altındaki erişkinlerde, girişimlere rağmen sistolik kan basıncı <50 mmHg’ye düşer ve bu düzeyde kalırsa göğüs kompresyonlarına başlanması önerilmektedir.499,500 Bu yaklaşımın, invaziv arteriyel monitörizasyon yapılan diğer hastalar için de (örneğin yoğun bakım ortamında) geçerli olması muhtemeldir. Sistolik kan basıncının <50 mmHg olması, genellikle palpe edilemeyen nabızlar ile ilişkilidir501 ve göğüs kompresyonları ile sağlanan ek serebral ve koroner kan akımının yararı, göğüs kompresyonlarının potansiyel zarar riskinden muhtemelen daha ağır basacaktır.499

ERC 2025 ALS kılavuzları kardiyak arrest tedavisinde 1 mg adrenalin dozunu önermekle birlikte, optimal adrenalin dozu kesin olarak bilinmemektedir.502 Adrenalin ilk kez intravenöz olarak derin hipotansiyon tedavisi için verildiğinde, PEA veya ağır bradikardi sırasında düşük akım durumunun yüksek olasılıkla bulunduğu durumlarda ya da kardiyak arrest başlangıcı ile adrenalin uygulanması arasındaki sürenin çok kısa olduğu durumlarda daha küçük dozların uygun olması muhtemeldir. Sürekli monitörizasyon sayesinde kardiyak arrest hemen tanınabilir ve hızla tedavi edilerek spontan dolaşımın çok kısa sürede geri kazanılması mümkün olabilir. Bu koşullarda 1 mg adrenalin bolusu uygulanması, ciddi hipertansiyon ve taşiaritmiler gelişmesine yol açabilir. Bu nedenle adrenalinin başlangıçta 1 mg bolus yerine artımlı dozlar halinde (örneğin 50–100 µg IV) verilmesini öneriyoruz. Ancak toplamda 1 mg adrenalin verilmesine rağmen yanıt alınmazsa, sonraki IV adrenalin dozları olağan şekilde her 3–5 dakikada bir 1 mg olarak uygulanmalıdır. Kardiyak cerrahi sonrası resüsitasyona ilişkin Australasian kılavuzları da benzer öneriler içermektedir.503 Arteriyel kan basıncı sürekli izleniyorsa, yüksek kaliteli göğüs kompresyonları ile birlikte titre edilerek verilen adrenalin (50–100 µg boluslar veya infüzyon şeklinde) kullanılarak diyastolik kan basıncının 30 mmHg’nin üzerine çıkarılması makul bir hedef olarak kabul edilebilir (bkz. fizyolojiye dayalı KPR).504,505

International Liaison Committee on Resuscitation, sistematik bir derlemede bildirilen düşük başarı oranı nedeniyle yerleşmiş kardiyak arrestte prekordiyal darbenin kullanılmasını önermemektedir. Önceki ERC kılavuzlarında zaten vurgusu azaltılmış olan bu yöntem, bu kılavuzdan tamamen çıkarılmıştır.506 Elektrofizyolojik test uygulanan hastalarda yapılan iki çalışmada, malign ventriküler aritmileri (VT veya VF) sonlandırma oranı sırasıyla 80 hastadan yalnızca 1’inde ve 155 hastadan 2’sinde bildirilmiştir. Tüm başarılı olgular VT olup 49 VF olgusunun hiçbirinde yanıt alınmamıştır.507,508 OHCA üzerine yapılan bir çalışmada, prekordiyal darbe 103 hastanın 5’inde dolaşımın yeniden sağlanmasına yol açmıştır (3 VF, 2 pVT); ancak 10 olguda ritmin kötüleşmesine neden olmuştur.509 İtalya’da yapılan başka bir OHCA çalışmasında ise yöntem 144 hastanın yalnızca 3’ünde etkili bulunmuş ve bu hastaların tümü başlangıçta asistoli ritmindeydi.510

Fizyolojiye dayalı KPR

KPR’nin kalitesi sağkalım ile ilişkilidir ve KPR kalitesinin izlenebilmesi, bunun iyileştirilmesi için temel bir unsurdur.511 KPR kalitesi, kurtarıcının performansının izlenmesi ve kılavuzlara uyumun değerlendirilmesi ile ölçülebilir; bu değerlendirme kompresyon hızı, derinliği ve geri yaylanma (recoil), göğüs kompresyon fraksiyonu ile ventilasyon hızı ve hacmini içerebilir. Günümüzde kullanılan birçok defibrilatör-monitör bu parametreleri gerçek zamanlı olarak izleyebilmekte ve sağlayabilmektedir. KPR performansını izlemenin bir diğer yolu, bunun hastanın fizyolojisi üzerindeki etkisini değerlendirmektir; bu amaçla intra-arteriyel kan basıncı, kapnografi veya serebral oksimetri kullanılabilir.

Düşük akım koşullarında, ETCO₂ değerleri ventilasyondan ziyade kardiyak debi ve pulmoner kan akımı ile daha güçlü şekilde ilişkilidir.512 Göğüs kompresyonlarının kalitesini yönlendirmek amacıyla ETCO₂ kullanımının ilk tanımı yaklaşık 40 yıl önce yapılmıştır.513 Bunu takiben yapılan iki gözlemsel çalışma, göğüs kompresyon derinliğinin ETCO₂ değerleri ile ilişkili olduğunu, ancak kompresyon hızının bu değerlerle ilişkili olmadığını göstermiştir.514,515 Buna karşılık üçüncü bir gözlemsel çalışma, kompresyon hızı ile ETCO₂ arasında küçük bir ilişki bulunduğunu bildirmiştir.516 Yenidoğan asfiksiyal kardiyak arrestinin oluşturulduğu bir domuz modelinde, göğüs kompresyonlarının ETCO₂’yi maksimize edecek şekilde yönlendirilmesi, standart KPR uygulanan kontrol grubuna kıyasla ROSC oranını artırmıştır.517

KPR sırasında hemodinami tabanlı geri bildirim kullanımını inceleyen bir sistematik derleme, altı hayvan çalışmasını tanımlamıştır.518 Bu çalışmaların dördü, domuz modellerinde hemodinami tabanlı KPR’nin sağkalım üzerindeki etkisini değerlendirmiştir. hemodinami tabanlı KPR gruplarında göğüs kompresyon derinliği, sistolik kan basıncının 100 mmHg olacak şekilde titre edilmesi ile ayarlanmış ve vazopresörler, koroner perfüzyon basıncını >20 mmHg olacak şekilde sürdürmek amacıyla titre edilmiştir. Birleştirilmiş sonuçlar, hemodinami tabanlı KPR gruplarında 37 hayvandan 35’inin (%94.6), kontrol gruplarında ise 35 hayvandan 12’sinin (%34.3) hayatta kaldığını göstermiştir (p < 0.001).

Fizyolojiye dayalı KPR’ye ilişkin klinik çalışmaların çoğu çocuk hastalarda gerçekleştirilmiştir. On sekiz pediatrik yoğun bakım ünitesinde yürütülen basamaklı (stepped-wedge) küme randomize bir çalışmada, bakım noktasında fizyoloji odaklı KPR eğitimi ve yapılandırılmış klinik olay değerlendirme toplantılarından oluşan birleşik bir müdahalenin hastaneden taburculuğa kadar iyi fonksiyonel sonuçla sağkalımı artırmadığı gösterilmiştir.519 Bu çalışmada arteriyel kateter veya ETCO₂ monitörizasyonu mevcut olduğunda, klinisyenlere daha büyük çocuklarda (yenidoğan ve infantlar hariç) sistolik kan basıncını 100 mmHg’nin üzerinde, ETCO₂ değerini ise 25 mmHg’nin üzerinde tutmayı hedeflemeleri öğretilmiştir. Bu çalışmadan elde edilen gözlemsel veriler, KPR sırasında ortalama diyastolik kan basıncının 30 mmHg’nin üzerinde olmasının, daha büyük çocuklarda hastaneden taburculuğa kadar sağkalım oranlarının daha yüksek olmasıyla ilişkili olduğunu göstermektedir.504

Bu konudaki erişkinlerde yapılan ilk klinik çalışmalardan birinde, 104 hastada KPR sırasında invaziv kan basıncı ölçülmüştür.520 Dakikada 100–120 göğüs kompresyonu ve 6 cm kompresyon derinliği, hem femoral hem de radyal ölçümlerde ≥30 mmHg diyastolik kan basıncı ile ilişkili bulunmuştur. Bununla birlikte, bireysel hastalarda kompresyon derinliği arttıkça kan basıncında zayıf bir artış eğilimi görülmesine rağmen, daha derin kompresyonlar tüm hastalarda daha yüksek kan basıncı ile sonuçlanmamıştır. Daha yakın tarihli bir çalışmada, 80 OHCA erişkin hastada helikopter acil tıp hizmeti (HEMS) klinisyenleri tarafından uygulanan KPR sırasında invaziv kan basıncı monitörizasyonu yapılmıştır.505 Maksimum, ortalama ve delta- diyastolik kan basıncı (başlangıç ve maksimum değerler arasındaki fark) ile maksimum ve ortalama ortalama arter basıncı değerlerinin ROSC ile pozitif ilişkili olduğu gösterilmiştir. Maksimum diyastolik kan basıncı için ROSC’yi öngörmede optimal eşik değer 35 mmHg olarak bulunmuştur (duyarlılık %94.1; özgüllük %58.7). Maksimum diyastolik kan basıncında her 1 mmHg artış için ROSC olasılık oranı 1.05 ( %95 GA 1.03–1.08 ) olarak hesaplanmıştır.

Amerikan Kalp Derneği tarafından yayımlanan bir uzlaşı bildirisi, KPR sırasında çeşitli fizyolojik hedefler önermiştir; bu hedeflerin tümü uzman görüşüne dayanmaktadır.511

  • Kardiyak arrest sırasında hem arteriyel kateter hem de santral venöz kateter mevcutsa, koroner perfüzyon basıncının >20 mmHg olacak şekilde hedeflenmesi önerilir.

  • Kardiyak arrest sırasında yalnızca arteriyel kateter mevcutsa, diyastolik kan basıncının >25 mmHg olacak şekilde sürdürülmesi hedeflenmelidir.

  • Kardiyak arrest sırasında yalnızca kapnografi mevcutsa, ETCO₂ değerinin >20 mmHg (2.67 kPa) olacak şekilde hedeflenmesi önerilir.

Son gözlemsel veriler ışığında,504,505,520 ERC, fizyolojiye dayalı KPR sırasında intra-arteriyel kan basıncı monitörizasyonu kullanıldığında diyastolik kan basıncının 30 mmHg olacak şekilde hedeflenmesini önermektedir. Bu yaklaşım yalnızca çok özel uzmanlık gerektiren ortamlarda ve deneyimli resüsitasyon ekipleri tarafından uygulanabilir; bazı hastalarda diyastolik kan basıncının gerçek zamanlı değerlendirilmesi zor olabilir. KPR sırasında optimal kan basıncı hedefinin belirlenmesi ve bunun gerçek zamanlı olarak nasıl ölçüleceğinin anlaşılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

KPR sırasında değerlendirilebilecek diğer potansiyel fizyolojik hedefler arasında serebral oksimetri ve EEG bulunmaktadır. KPR sırasında daha yüksek serebral oksijen satürasyonu ROSC ile ilişkilidir,521 ancak teorik olarak serebral oksijenasyon KPR sırasında fizyolojik bir hedef olarak kullanılabilecek olsa da bu konu henüz araştırılmamıştır (aşağıya bakınız).

İleri yaşam desteği sırasında dalga formu kapnografi

End-tidal CO₂ (ETCO₂), ekspirasyonun sonunda ölçülen karbondioksitin parsiyel basıncıdır (PCO₂). Kardiyak debiyi, doku perfüzyonunu, pulmoner kan akımını ve dakika ventilasyonunu yansıtır. Karbondioksit, perfüze dokularda aerobik metabolizma sonucu üretilir, venöz sistem aracılığıyla kalbin sağ tarafına taşınır ve sağ ventrikül tarafından akciğerlere pompalanır; burada alveoler ventilasyon ile uzaklaştırılır.

Dalga formu kapnografi, KPR sırasında ekshale edilen havadaki PCO₂’nin sürekli ve non-invaziv ölçümünü sağlar. Tipik bir kapnogramda, ekspiratuvar plato sonunda kaydedilen ETCO₂ değeri alveoler PCO₂’yi en iyi şekilde yansıtır.522 ETCO₂ ölçümü, hastanın trakeasının entübe edildiği durumlarda en güvenilir olmakla birlikte, supraglottik havayolu cihazı veya balon-maske ile de saptanabilir.523

KPR sırasında dalga formu kapnografinin izlenmesinin amaçları şunlardır:

  • Trakeal tüp yerleşiminin doğrulanması. (Bu konu yukarıda ele alınmıştır.)

  • KPR kalitesinin izlenmesi. KPR sırasında ETCO₂ izlenmesi, ventilasyon hızının ölçülmesini sağlayarak kurtarıcıların hipoventilasyon veya hiperventilasyondan kaçınmasına yardımcı olur.384,523 Hastane içi veya hastane dışı kardiyak arrestli erişkinlerde yapılan gözlemsel çalışmalar, ETCO₂ değerlerinin transtorasik impedans kullanılarak ölçülen göğüs kompresyon derinliği ile orantılı olduğunu göstermiştir. Buna karşılık göğüs kompresyon hızındaki değişiklikler ETCO₂’yi etkilememektedir.514,515

  • KPR sırasında ROSC’nin saptanması. ROSC gerçekleştiğinde, ETCO₂ değeri KPR sırasında ölçülen değerlere göre üç katına kadar artabilir. Bu nedenle KPR sırasında kapnografi kullanımı, ROSC gelişmiş bir hastada gereksiz göğüs kompresyonlarının uygulanmasını veya potansiyel olarak zararlı olabilecek adrenalin uygulanmasını önlemeye yardımcı olabilir. Bununla birlikte ROSC tanısını koymak için belirlenmiş tutarlı bir ETCO₂ artış miktarı yoktur. Ayrıca ROSC ile ilişkili ETCO₂ artışı hemen ortaya çıkmayabilir ve palpe edilebilir nabız saptanmadan 10 dakika veya daha uzun süre önce başlayabilir.524–526

  • KPR sırasında prognozun öngörülmesi. KPR sırasında daha düşük ETCO₂ değerleri, ROSC olasılığının daha düşük olduğunu gösterir. Önceki kanıtlar, ETCO₂ değerinin >10 mmHg (1,33 kPa) düzeyine ulaşamamasının kötü prognoz ile ilişkili olduğunu göstermiştir.527,528 Bu eşik değer ayrıca refrakter kardiyak arrestte e-KPR uygulanmamasına karar verilmesi için bir kriter olarak da önerilmiştir.529 Bununla birlikte, daha yakın tarihli kanıtlar KPR sırasında ETCO₂ değeri 10 mmHg’nin altında olmasına rağmen hastaların sağ kalabildiğini göstermiştir. Şoklanabilir olmayan ritim nedeniyle gelişen refrakter OHCA’lı 617 erişkin üzerinde yapılan bir çalışmada, hastaların 615’i (%99.3) hastaneden taburcu edilmeden önce kaybedilmiştir. Ancak 30. dakikadaki ETCO₂ değeri, sağ kalmayan hastaların %88’inde 10 mmHg’nin üzerinde bulunmuştur. İki sağ kalan hastadan birinde ise 30. dakikada ETCO₂ değeri 10 mmHg’nin altındaydı.530 Tüm ritim tiplerini içeren 14122 erişkin non-travmatik OHCA hastasının incelendiği bir çalışmada, daha sonra ROSC gelişen 9226 hastanın %4.2’sinde ve hastaneden taburcuya kadar sağ kalanların %3.3’ünde, 20. dakikada ETCO₂ <10 mmHg olarak ölçülmüştür.531 Aynı çalışmada, prehospital dönemde maksimum ETCO₂ değeri 50 mmHg’nin (6.67 kPa) üzerinde olan hastalarda, ETCO₂ değeri 30–40 mmHg (4.0–5.33 kPa) olan hastalara kıyasla mortalite olasılığının %50 daha yüksek olduğu gösterilmiştir; bu durum muhtemelen hipoventilasyonu yansıtmaktadır. Kardiyak arrest sırasında ETCO₂’yi etkileyen diğer faktörler arasında havayolu kapanması532 ve kardiyak arrestin nedeni533–535 bulunmaktadır.

Tek bir ETCO₂ değerinin yanı sıra, KPR sırasında ETCO₂’de meydana gelen değişiklikler de ROSC’yi öngörmek amacıyla incelenmiştir.536,537 Yakın zamanda yapılan bir ikincil analizde, çok merkezli küme randomize PART çalışmasına dahil edilen 1113 hastanın verileri değerlendirilmiştir; bu çalışmada hastalar supraglottik havayolu cihazı veya trakeal tüp ile ventile edilmiştir. ROSC gelişen hastalarda, ETCO₂’nin medyan değeri 10. dakikada 30.5 mmHg’den, resüsitasyonun sonlanmasından beş dakika önce 43.0 mmHg’ye yükselmiştir (eğilim için p <0.001). Buna karşılık ROSC gelişmeyen hastalarda, ETCO₂ 30.8 mmHg’den 22.5 mmHg’ye düşmüştür (eğilim için p <0.001).538 Başlıca karıştırıcı faktörler için düzeltme yapıldıktan sonra, KPR sırasında ETCO₂ eğiminin hem ROSC hem de 72 saatlik sağkalım ile ilişkili olduğu gösterilmiştir (sırasıyla OR 1.45 [1.31–1.61] ve 1.33 [1.20–1.45]). ETCO₂’deki zaman içindeki eğilimlerin, KPR sırasında ROSC’yi öngörmede tekil değerlerden daha uygun olduğu düşünülmektedir.528 Yukarıda belirtilen refrakter, şoklanabilir olmayan OHCA çalışmasında, hastaneden taburcu olan iki hastadan yalnızca birinde 30. dakikada ETCO₂ >10 mmHg bulunmasına rağmen, her iki hastada da başlangıç değerine göre 30. dakikada ETCO₂ artışı saptanmıştır (özgüllük %13’e karşı %33).530 Herhangi bir etiyoloji ve ritme sahip 668 OHCA hastasını içeren çok merkezli bir çalışmada, entübasyon sırasında ETCO₂ değerinin 20 mmHg’nin (2.67 kPa) üzerinde olması ve 10 dakika sonra ETCO₂’de artış olması, hem hastaneye kabulde sağkalımın hem de hastaneden taburculukta sağkalımın bağımsız belirleyicileri olarak bulunmuştur. Ancak tanıklı arrest, KPR durumu, başlangıç ritmi ve EMS varış süresi için düzeltme yapıldıktan sonra yalnızca 10. dakikadaki ETCO₂ değişimi sonuçların bağımsız bir belirleyicisi olarak kalmıştır.539

ETCO₂’nin prognostik değeri ile ilgili kanıtlar, gözlemsel ve körlenmemiş çalışmalara dayanmaktadır; bu durum kendi kendini doğrulayan kehanet etkisine yol açmış olabilir. Uzamış KPR sonrasında ETCO₂ değerinin 10 mmHg’nin altında olması, olumsuz sonuç (ROSC gelişmemesi veya hastaneden taburcu edilmeden önce ölüm) ile güçlü şekilde ilişkili olsa da, ERC bu değerin tek başına mortaliteyi öngörmek veya resüsitasyon girişiminin sonlandırılmasına karar vermek için kullanılmasını önermemektedir.

KPR sırasında yakın kızılötesi spektroskopi (NIRS) ve EEG monitörizasyonu

KPR sırasında yakın kızılötesi spektroskopi (NIRS) ve EEG monitörizasyonu, ERC 2025 ALS kılavuz güncellemesinin kapsamı içinde yer almasına rağmen, ERC bu yöntemlerin kullanımına ilişkin herhangi bir öneride bulunmamıştır; bunun nedenleri aşağıda açıklanmıştır. NIRS, beyindeki arteriyel ve venöz kanın kombinasyonunun oksijenlenmesini izlemek için kullanılan non-invaziv bir yöntemdir. NIRS monitörizasyonu, hastanın alnına yerleştirilen harici elektrotlar ile gerçekleştirilebilir. Kızılötesi ışık yayılması sayesinde monitör, doku ve kandaki bölgesel oksijen satürasyonu oranını sağlayabilir. Hastanın alnına uygulandığında bu yöntem beyin dokusundaki oksijen satürasyonunun bir tahminini sunar. KPR uygulanan hastalarda hipoksik-iskemik beyin hasarı riski bulunması nedeniyle bu konu önemli ilgi uyandırmıştır. 2021 yılında yapılan bir sistematik derlemeye göre, NIRS monitörizasyonu ROSC olasılığı hakkında bilgi sağlayabilir.540 On yedi çalışmayı içeren bu sistematik derleme, daha yüksek başlangıç serebral bölgesel oksijen satürasyonu (rSO₂) değerlerinin ROSC olasılığı ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Şu ana kadar yalnızca bir çalışma ETCO₂ ile NIRS’i karşılaştırmış ve bu çalışmada NIRS’in ETCO₂’ye üstün olabileceği öne sürülmüştür.541 Ancak bu bulgunun gelecekteki çalışmalarla doğrulanması gerekmektedir. Öte yandan çalışmalar, NIRS değerleri ile göğüs kompresyonlarının kalitesi, kandaki oksijen miktarı veya adrenalin uygulanması arasında herhangi bir ilişki göstermemiştir.366,542 Bu nedenle NIRS’in resüsitasyon uygulamalarını herhangi bir şekilde yönlendirmek amacıyla kullanılıp kullanılamayacağı belirsizdir. Ayrıca bugüne kadar NIRS monitörizasyonunun maliyet-etkinliğini değerlendiren bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle, KPR uygulanan hastalarda NIRS monitörizasyonunun bir izlem aracı olarak önerilmesi için yeterli kanıt bulunmamaktadır.

EEG, beynin elektriksel aktivitesini noninvaziv olarak izler. EEG’deki değişiklikler serebral kan akımındaki değişikliklerle ilişkilidir. Bazı çalışmalar, resüsitasyon sırasında EEG kullanımının KPR’nin etkinliğini ve sonucunu izlemek amacıyla uygulanabilirliğini değerlendirmiştir.543 Kullanılan EEG yöntemleri arasında geleneksel çok kanallı EEG ile birlikte, anestezi derinliği monitörlerinden elde edilen ham EEG sinyali (örneğin bispektral indeks [BIS®]) bulunmaktadır. Mevcut kanıtlar kesin değildir ve büyük ölçüde küçük gözlemsel çalışmalar ve olgu bildirimlerine dayanmaktadır. Bu nedenle ERC, günümüzde EEG’nin ne KPR performansını izlemek ne de sonucu öngörmek amacıyla kullanılmasını önermemektedir.

İleri yaşam desteği sırasında ultrason görüntülemenin kullanımı

Bakım noktasında ultrasonografi (POCUS) görüntüleme, acil bakım ortamlarında hâlihazırda yaygın olarak kullanılmaktadır. KPR sırasında kullanımı da giderek artmaktadır. Önceki ve mevcut kılavuzlar, POCUS uygulayıcılarının deneyimli olması gerektiğini ve görüntü elde edilirken göğüs kompresyonlarına verilen araların en aza indirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.60,215

ILCOR tarafından yapılan bir sistematik derleme, kardiyak arrest sırasında POCUS’un prognostik bir araç olarak rolünü değerlendirmiştir; bu yaklaşımda kardiyak hareketin değerlendirilmesi, ROSC elde edilme olasılığı ve resüsitasyonun sonlandırılmasına ilişkin klinik kararları yönlendirmek amacıyla kullanılmaktadır.544 Derleme, kardiyak hareketin sonografik kanıtına ilişkin tanım ve terminolojide tutarsızlık, bulguların gözlemciler arası güvenilirliğinin düşük olması, sonuçlar açısından duyarlılık ve özgüllüğün düşük olması, körlenmemiş ortamlarda resüsitasyonun sonlandırılması sırasında kendi kendini doğrulayan kehanet etkisi, ayrıca POCUS uygulamasının zamanlamasının belirtilmemesi gibi çeşitli sınırlılıklar belirlemiştir. Derleme sonucunda, resüsitasyonu sonlandırmak için tek başına kullanılabilecek yeterli tanısal doğruluğa sahip herhangi bir sonografik bulgunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 2025 yılında yapılan bir ILCOR Kanıt Güncellemesi1, küçük örneklem büyüklüklerine sahip, POCUS bulguları ve klinik sonuçlar açısından heterojen olan ek çalışmalar tanımlamıştır.545–548 Tüm çalışmalar, resüsitasyon ekibinin POCUS bulgularına körlenmemiş olması nedeniyle potansiyel yanlılık içermektedir. Çalışmaların çoğunda elde edilen görüntülerin yorumlanmasında uzlaşı eksikliği bulunmuş; bu durum, sınırlı sürede görüntü elde edilmesinin gerçek zamanlı klinik zorluklarını ve deneyimli POCUS uygulayıcılarına duyulan gereksinimi ortaya koymuştur.

Başka bir ILCOR sistematik derlemesi, kardiyak arrestin tedavi edilebilir nedenlerinin (kardiyak tamponad, pnömotoraks, pulmoner emboli, miyokard enfarktüsü, aort diseksiyonu ve hipovolemi) tanısında POCUS’un rolünü değerlendirmiştir.549 Çalışmalar arasında yüksek derecede klinik heterojenite ve kritik düzeyde yanlılık riski bulunması nedeniyle meta-analiz yapılamamıştır. Kanıtın güvenilirliği çok düşük olup bireysel çalışmaların yorumlanması güçtür. Bununla birlikte derleme, POCUS bulgularının kardiyak arrest nedeni yerine tesadüfi bulgular olarak yanlış yorumlanması sorununa dikkat çekmiştir. Örneğin tek taraflı akciğer kayma hareketinin olmaması, küçük bir pnömotoraksı veya ana bronşa entübasyonu gösterebilir; bu bulgu mutlaka tansiyon pnömotoraksı anlamına gelmez. Benzer şekilde, peritoneal sıvının görülmesi akut hemoraji yerine asit olabilir; perikardiyal efüzyon, kardiyak tamponad olmaksızın da bulunabilir; ayrıca sağ kalp dilatasyonu, masif pulmoner emboli olmadan da KPR sırasında ortaya çıkabilir. Kardiyak arrest başlangıcından birkaç dakika sonra, kanın basınç gradyanı boyunca sistemik dolaşımdan sağ kalbe doğru yer değiştirmesi sonucunda sağ ventrikül dilatasyonu gelişebilir.550 Bu durum, hipovolemi, hiperkalemi ve primer aritmiye bağlı kardiyak arrest oluşturulan domuz modelinde tutarlı şekilde gözlenmiştir.551 Ayrıca bu bulgu, kardiyak arrest nedeni ne olursa olsun OHCA hastalarında transözofageal ekokardiyografi (TOE) sırasında sık görülen bir gözlemdir.552

2015 yılından bu yana ERC ALS kılavuzları, göğüs kompresyonlarına planlı ritim değerlendirmesi için ara verilmeden hemen önce probun yerleştirildiği transtorasik subksifoid görüntünün kullanılmasını önermektedir.215 Bu yaklaşım, göğüs kompresyonlarına ek kesintileri en aza indirerek, diğer tedavilerin gecikmesini veya engellenmesini önlemeyi amaçlar.553,554 Bu sorunu yönetmek için önerilen stratejilerden biri, nabız/ritim kontrolü sırasında (10 saniyeden kısa) kısa sonografik video kayıtları almak ve bu görüntüleri göğüs kompresyonları yeniden başladıktan sonra incelemek ve yorumlamaktır. Ayrıca sonografi uygulayıcıları, göğüs kompresyonları sırasında yaklaşık akustik pencereyi önceden belirleyebilir ve KPR’ye verilen kısa aralar sırasında daha ayrıntılı ayarlamalar yapabilir.555 Son olarak, göğüs kompresyonlarına uzun süreli kesintiler verilmesini önlemek amacıyla, mümkün olduğunda sonografi uygulayıcısının aynı anda ekip liderliği yapmaması ve/veya ritim değerlendirmesi görevini üstlenmemesi önerilmektedir.554

Kardiyak arrest sırasında göğüs kompresyonlarına verilen araları (hands-off time) azaltmanın bir diğer yolu transözofageal ekokardiyografinin (TOE) kullanılmasıdır. 2021 yılında yapılan bir sistematik derleme, çalışma heterojenitesi, küçük örneklem büyüklüğü ve tutarsız referans standartları nedeniyle kardiyak arrest resüsitasyonunda TOE kullanımına ilişkin kanıtların düşük güvenilirlikte olduğunu ve yüksek yanlılık riski içerdiğini bildirmiştir.556 Kardiyak arrestin geri döndürülebilir nedenlerinin ve kardiyak kontraktilitenin belirlenmesinde TOE’nin gerçek tanısal doğruluğunu daha iyi anlamak için ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu tarihten sonra yayımlanan ek olgu serileri ve gözlemsel çalışmalar, deneyimli uygulayıcılar tarafından kullanıldığında TOE’nin yararlı tanısal ve terapötik bilgiler sağlayabildiğini ve yeterli kardiyak görüntü elde etme oranının yüksek, komplikasyon oranının ise düşük olduğunu göstermiştir.557 KPR sırasında TOE, göğüs kompresyonları için el pozisyonunun iyileştirilmesine ve sol ventrikül kompresyonunun artırılmasına yardımcı olabilir.558,559 Bir gözlemsel çalışmada sol ventrikül kompresyonunun iyileştirilmesi ROSC artışı ile ilişkili bulunmuştur.548 Kardiyak arrest sırasında TOE kullanımının ek ekipman ve uzmanlık gerektirdiği unutulmamalıdır.

Cihazlar

Mekanik göğüs kompresyon cihazları

2021 kılavuzlarından bu yana,60 ILCOR mekanik göğüs kompresyon cihazlarının kullanımı ile ilgili güncellenmiş öneriler yayımlamıştır. ILCOR’un 2024 sistematik derlemesi, 2000 yılı sonrasında gerçekleştirilen 11 randomize kontrollü çalışmaya ait 14 rapor tanımlamıştır.1 2000 yılından önceki çalışmalar, o tarihten sonra KPR ve kardiyak arrest tedavisinde meydana gelen önemli değişiklikler nedeniyle dahil edilmemiştir. 2021 ERC kılavuzlarından sonra üç yeni RKT tanımlanmış olup, bu çalışmaların her biri çok düşük kesinlikte kanıt sağlamaktadır.560–562 1191 hastayı içeren bir çalışma, OHCA sonrasında LUCAS cihazının kullanımını değerlendirmiştir. LUCAS ile manuel KPR karşılaştırıldığında ROSC (RR 0.90 [ %95 GA 0.62–1.32 ]) veya 30 günlük sağkalım (RR 0.89 [ %95 GA 0.41–1.92 ]) açısından fark bulunmamıştır.560 İki çalışma, IHCA sonrasında LUCAS ile manuel KPR’yi karşılaştırmıştır.561,562 Bu çalışmalardan birinde, acil servis dışında gelişen ve şoklanabilir olmayan ritme sahip IHCA hastaları (n=127) değerlendirilmiştir.561 LUCAS kullanımı ile manuel KPR arasında iyi nörolojik sonuçla sağkalım açısından herhangi bir üstünlük saptanmamıştır (RR 1.13 [ %95 GA 0.13–9.72 ]). Acil serviste tanıklı kardiyak arrest gelişen hastaları içeren bir başka çalışmada ise LUCAS cihazı ile manuel KPR karşılaştırıldığında ROSC açısından fark bulunmamıştır (RR 0.80 [ %95 GA 0.55–1.173 ]).562 ILCOR sistematik derlemesinde güvenlik sonuçlarını bildiren yeni bir RKT tanımlanmamıştır. ILCOR tedavi önerileri ile uyumlu olarak ERC, yüksek kaliteli manuel göğüs kompresyonlarının uygulanmasının pratik olmadığı durumlarda (örneğin perkütan koroner girişim veya ECMO kanülasyonu sırasında) veya uygulayıcı güvenliğini tehlikeye attığı durumlarda (örneğin hasta transportu sırasında) mekanik göğüs kompresyon cihazlarının kullanımının düşünülmesini önermektedir. Mekanik cihaz kullanıldığında ilk defibrilasyon girişiminde gecikmeden kaçınılmalı ve cihazın yerleştirilmesi sırasında göğüs kompresyonlarına verilen aralar en aza indirilmelidir. Mekanik göğüs kompresyon cihazları yalnızca cihaza aşina ve eğitimli ekipler tarafından kullanılmalıdır.

Resüsitatif endovasküler aort balon oklüzyonu (REBOA)

Resüsitatif endovasküler aort balon oklüzyonu (REBOA), aort içine yerleştirilen bir balonun şişirilmesi ile aort içerisindeki kan akımının geçici olarak oklüde edilmesine dayanan bir tekniktir. REBOA kullanımı henüz ILCOR tarafından ele alınmamış olmakla birlikte ERC kılavuzlarının kapsamı içinde değerlendirilmiştir. REBOA, hemorajik şok ve travmatik kardiyak arrest yönetiminde kullanılmıştır.563,564 Bununla birlikte yakın zamanda yapılan bir randomize kontrollü çalışmada, kan kaybına bağlı travmatik hemorajisi olan hastalarda hastane içinde REBOA kullanımının, 90 günlük sağkalımı artırmadığı ve hatta yalnızca standart tedaviye kıyasla mortaliteyi artırmış olabileceği gösterilmiştir.565 Son dönemde, travma dışı kardiyak arrestli hastalarda, oklüzyon bölgesinin proksimalindeki organlara kan akımını yeniden dağıtarak serebral ve koroner perfüzyonu artırma potansiyeli nedeniyle REBOA’nın yardımcı bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceği öne sürülmüştür.566

Travma dışı kardiyak arrestin hayvan modellerinde REBOA balonunun şişirilmesi, merkezi diyastolik arteriyel basıncı artırmaktadır; bu parametre koroner arter basıncı ve serebral perfüzyon için bir surrogate belirteç olarak kabul edilir.567,568 Ancak insanlarda mevcut kanıtlar şu anda olgu bildirimleri569–573 ve toplam 78 hastayı içeren küçük olgu serileri ile sınırlıdır.574–582 Bu çalışmaların amacı, resüsitasyon sırasında REBOA’nın yerleştirilebilirliğini değerlendirmek olmuştur. REBOA yerleştirilmesi 72 olguda (%92) başarılı olmuş, 35 olguda (%45) ROSC elde edilmiş; ancak yalnızca 16 hastada (%20.5) sürdürülebilir ROSC sağlanmıştır. Sürdürülebilir ROSC gelişen hastaların yaklaşık %80’i (13/16) daha sonra yaşamını kaybetmiştir. Bu ölümlerin yaklaşık yarısı beyin hasarı nedeniyle gerçekleşmiş570,571,577,582; daha az sıklıkla ise yaşam destek tedavilerinin sonlandırılması veya balonun deflasyonu sonrasında yeniden kardiyak arrest gelişmesi sonucu meydana gelmiştir.576

Günümüzde travma dışı OHCA’da REBOA kullanımını destekleyen veri bulunmamaktadır. REBOA’nın tanıklı, travma dışı erişkin kardiyak arrestte ROSC oranını artırma potansiyelini ve sağkalım ile nörolojik sonuçlar üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlayan iki randomize kontrollü çalışma (biri prehospital, biri acil serviste) halen devam etmektedir.583,584

Kardiyak arrest sırasında soğutma (intra-arrest cooling)

KPR sırasında hastaların soğutulması, potansiyel olarak reperfüzyon hasarını azaltabilir ve hipoksik-iskemik beyin hasarını önleyebilir veya azaltabilir. Kardiyak arrest hastalarında sıcaklık kontrolüne ilişkin en güncel ILCOR sistematik derlemesi, OHCA hastalarında prehospital soğutma uygulamasının sonuçları iyileştirdiğine dair kanıt bulunmadığını göstermiştir.585–587 Bu derlemelerde ROSC sırasında veya sonrasında uygulanan soğutma yöntemleri birbirinden ayrılmamıştır; bu durum hem müdahalenin etkileri hem de yan etkileri açısından önem taşıyabilir. KPR sırasında uygulanan soğutmaya odaklanan bir sistematik derleme 2021 yılında yayımlanmıştır.588 Bu derleme, 2305 hastayı içeren dört randomize kontrollü çalışma (iki yüksek kesinlikte, iki orta kesinlikte kanıt) tanımlamıştır; bu çalışmalarda kardiyak arrest sırasında başlatılan soğutma, hastanede başlatılan soğutma ile karşılaştırılmıştır.467,589–591 Çalışmalardan ikisinde evaporatif intranazal soğutma, birinde soğuk intravenöz sıvı infüzyonu (2000 mL’ye kadar) ve birinde ise soğuk sıvılar (2000 mL’ye kadar) ile jel pedlerle eksternal soğutmanın kombinasyonu kullanılmıştır. Kontrol grupları ile karşılaştırıldığında, KPR sırasında soğutma uygulanması, iyi nörolojik sonuçla sağkalımı artırmamış (OR 0.96 [ %95 GA 0.68–1.37 ]; p = 0.84), ROSC oranlarında değişiklik göstermemiş (OR 1.11 [ %95 GA 0.83–1.49 ]; p = 0.46), hastaneden taburculuğa kadar sağkalımı artırmamıştır (OR 0.91 [ %95 GA 0.73–1.14 ]; p = 0.43). İntra-arrest soğutma yönteminin türüne göre yapılan ek analizlerde de sonuçlar üzerinde belirgin bir farklılık görülmemiştir. Bu nedenle ERC, ciddi hipertermi durumu dışında kardiyak arrest sırasında soğutma uygulanmasını şu anda önermemektedir. Devam etmekte olan PRINCESS-2 çalışması, başlangıç ritmi şoklanabilir olan ve resüsitasyon sonrası dolaşımı geri dönen hastalarda intranazal evaporatif soğutmanın etkisini değerlendirecektir.592

Ekstrakorporeal KPR

Ekstrakorporeal KPR (ECPR), konvansiyonel KPR ile sürdürülebilir ROSC sağlanamayan hastalarda organ perfüzyonunu yeniden sağlamak ve sürdürmek amacıyla, devam eden KPR sırasında veno-arteriyel ekstrakorporeal membran oksijenasyonunun (VA-ECMO) hızla devreye alınmasıdır.593 Son yıllarda kanıtlardaki belirsizliklere rağmen hem hastane içi (IHCA) hem de hastane dışı kardiyak arrest (OHCA) için ECPR kullanımı artmaya devam etmektedir.594–596

2020 yılından bu yana ECPR ile ilgili üç randomize kontrollü çalışma yayımlanmıştır. ARREST çalışması (Advanced Reperfusion Strategies for Patients with OHCA and Refractory Ventricular Fibrillation Trial), başlangıç ritmi şoklanabilir olan OHCA hastalarında ECPR uygulamasının konvansiyonel KPR’ye kıyasla hastaneden taburculuğa kadar sağkalımı artırdığını göstermiştir.597 Prague OHCA çalışması, tüm ritimleri içeren refrakter OHCA hastalarında 30. günde iyi nörolojik sonuçla sağkalımın arttığını, ancak altıncı ayda (primer sonlanım noktası) bu farkın bulunmadığını bildirmiştir; çalışmaya 264 hasta dahil edilmiştir.598 Dikkat edilmesi gereken bir nokta, bu iki çalışmanın da iyi yapılandırılmış ECPR sistemlerine sahip tek merkezlerde yürütülmüş olmasıdır. Üçüncü çalışma olan ve 10 kardiyocerrahi merkezinde yürütülen INCEPTION çalışması (Early Initiation of Extracorporeal Life Support in Refractory OHCA Trial), başlangıç ritmi şoklanabilir olan OHCA hastalarında ECPR ile konvansiyonel KPR arasında fark bulunmadığını göstermiştir.599 Buna ek olarak küçük bir pilot RKT olan EROCA çalışması (Extracorporeal Cardiopulmonary Resuscitation for Refractory Out-of-Hospital Cardiac Arrest), OHCA sonrası hastaların ECPR uygulanabilen bir acil servise 30 dakika içinde taşınmasını sağlayabilme fizibilite hedefini karşılayamamıştır.600 Bu dört çalışmanın meta-analizi, ECPR uygulamasının konvansiyonel KPR’ye kıyasla iyi nörolojik sonuçla sağkalımı artırdığını göstermiştir.601 Bir Bayesyen meta-analiz ise altı aylık iyi nörolojik sağkalım üzerinde klinik olarak anlamlı bir ECPR etkisinin posterior olasılığını, tüm ritimler için %71, şoklanabilir ritimler için %76 olarak bildirmiştir.602 IHCA için randomize kontrollü çalışma bulunmamaktadır; ancak gözlemsel verilerin meta-analizi ECPR’nin sağkalım ve iyi nörolojik sonuçları artırmada etkili olabileceğini göstermiştir.603

Kardiyak arrest sırasında ECPR kullanımı, 2022 yılında ILCOR tarafından yapılan bir sistematik derlemede ele alınmış ve 2024 yılında güncellenmiştir.192,596 ILCOR ALS Görev Gücü, konvansiyonel KPR ile spontan dolaşımın geri kazanılamadığı durumlarda, uygulanmasının mümkün olduğu ortamlarda seçilmiş erişkin IHCA ve OHCA hastalarında ECPR’nin kurtarma tedavisi olarak düşünülebileceğini önermiştir (zayıf öneri); ERC de bu öneriyi benimsemektedir. OHCA için kanıtın genel kesinlik düzeyi düşük, IHCA için ise çok düşük olarak değerlendirilmiştir (IHCA için kanıtların tamamının OHCA çalışmalarından gelmesi nedeniyle daha da düşürülmüştür).1

ECPR, kardiyak arrest hastalarının tamamı için tasarlanmış bir tedavi değildir; OHCA olgularının yalnızca yaklaşık %10’u uygun aday olarak değerlendirilmektedir.598 Bununla birlikte ECPR için evrensel olarak kabul edilmiş seçim kriterleri bulunmamaktadır ve uygulamalar merkezler arasında geniş farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıklar özellikle ileri yaş hastaların, başlangıç ritmi şoklanabilir olmayan hastaların (PEA veya asistoli) ve düşük akım süresi daha uzun olan hastaların dahil edilmesi konularında belirgindir. Yakın tarihli bir sistematik derleme ve meta-analiz, daha genç yaş, başlangıçta şoklanabilir ritim, tanıklı arrest, hemen başlatılan KPR, kanülasyon öncesinde herhangi bir zamanda ROSC gelişmesi ve daha kısa düşük akım sürelerinin, iyi nörolojik sonuçla sağkalım olasılığının artmasıyla ilişkili olduğunu göstermiştir.604 Daha geniş (liberal) seçim kriterlerinin benimsenmesi, sağkalımı ve iyi nörolojik sonuçla sağkalımı etkileyebildiği gibi605–607 organ bağışı oranlarını da etkileyebilir.608 Buna karşılık daha kısıtlayıcı kriterler, potansiyel olarak sağkalım elde edebilecek hastaların ve potansiyel organ donörlerinin dışlanmasına yol açabilir.

ERC, European Extracorporeal Life Support Organization (EuroELSO), European Society of Intensive Care Medicine (ESICM), European Society of Emergency Medicine (EuSEM), European Society of Anaesthesia and Intensive Care (ESAIC) ve European Board of Cardiovascular Perfusion (EBCP), erişkinlerde ECPR uygulamasına ilişkin uzlaşı kılavuzları yayımlamıştır. Aşağıda verilen kısa rehber bu kılavuzlara dayanmaktadır. ECPR’nin zaman duyarlı bir girişim olması nedeniyle, ECPR uygulanabilen sistemlerde klinisyenlerin, devam eden ALS sırasında bir hastanın refrakter kardiyak arrest durumunda olduğunu hızla tanıması büyük önem taşır. Refrakter kardiyak arrest, ardışık üç başarısız defibrilasyon girişimi veya şoklanabilir olmayan ritimlerde 10 dakikalık resüsitasyona rağmen dolaşımın geri kazanılamaması olarak tanımlanabilir. Bu durumun erken fark edilmesi, hastanın ECPR için uygun bir aday olup olmadığının değerlendirilmesini ve ECPR ekibinin hızlı şekilde aktive edilmesini sağlar.

ECPR başlatılması için günümüzde kullanılan seçim kriterleri şunları içerir:

  • Daha genç hastalar (üst yaş sınırı genellikle 50–75 yıl), belirgin frajilite bulunmaması ve majör komorbiditelerin olmaması.

  • Tanıklı kardiyak arrest ve derhal başlatılan KPR (yani no-flow süresinin ≤5 dakika olması).

Yukarıdaki kriterlere ek olarak, aşağıdaki kriterler de sıklıkla uygulanmaktadır:

  • Başlangıç ritminin şoklanabilir olması veya PEA olması.

  • KPR başlangıcından ECPR’nin kurulmasına kadar geçen sürenin (yani düşük-akım süresinin) ideal olarak 45–60 dakika içinde olması.

  • Kardiyak arrestin bilinen veya şüphe edilen tedavi edilebilir bir nedeninin bulunması.

  • Kanülasyon öncesinde herhangi bir zamanda ROSC gelişmiş olması.

  • KPR sırasında yaşam bulgularının bulunması.

  • ETCO₂ >10 mmHg (1.3 kPa) olması.

  • Transport sırasında mekanik KPR uygulanması.

Hastane dışı kardiyak arrest (OHCA) olgularında ECPR’nin prehospital ortamda başlatılmasının, hastane içinde başlatılmasına göre üstün olup olmadığı henüz kesin olarak bilinmemektedir.609–611 Bu soruya yanıt vermeyi amaçlayan klinik çalışmalar halen devam etmektedir ([ClinicalTrials.gov NCT04620070], [NCT06789978], [NCT06177730]).

Peri-arrest aritmiler

Yaşamı tehdit eden aritmilerin hızlı tanınması ve tedavi edilmesi, kardiyak arrestin gelişmesini veya tekrarını önleyebilir. Bu bölüm, uzman olmayan ALS uygulayıcıları için rehber ve tedavi algoritmaları sunmaktadır. Amaç, kardiyak arrest öncesinde (pre-arrest) veya ROSC’den hemen sonra ortaya çıkan ve yaşamı tehdit eden instabiliteye yol açan aritmilere odaklanmaktır. Persistan aritmi varlığında ilk hedef, hastanın stabilitesini değerlendirmek ve bir uzmandan veya daha deneyimli bir hekimden danışmanlık almaktır. Klinik olarak instabil taşiaritmi bulunan peri-arrest hastalarda elektriksel kardiyoversiyon gereklidir; refrakter ve klinik açıdan önemli bradikardilerde ise pacing uygulanır. Temel girişimler Şekil 8 ve Şekil 9’da özetlenmiştir.

Şekil 8: Peri-arrest Taşiaritmi Algoritması. ABCDE: hava yolu (airway), solunum (breathing), dolaşım (circulation), nörolojik durum (disability), maruziyet / tam vücut değerlendirmesi (exposure); EKG: elektrokardiyogram; EF: ejeksiyon fraksiyonu; IV: intravenöz; ROSC: spontan dolaşımın geri dönmesi; SpO₂: oksijen satürasyonu; VT: ventriküler taşikardi.

Şekil 8
Şekil 8 - gorsel 1

Şekil 9: Bradikardi Algoritması. ABCDE: hava yolu (airway), solunum (breathing), dolaşım (circulation), nörolojik durum (disability), maruziyet / tam vücut değerlendirmesi (exposure); EKG: elektrokardiyogram; IV: intravenöz; SpO₂: oksijen satürasyonu.

Şekil 9
Şekil 9 - gorsel 1

ERC 2025 ALS kılavuzları, European Society of Cardiology (ESC), European Heart Rhythm Association (EHRA), European Society of Cardiothoracic Surgeons, American Heart Association (AHA), American College of Cardiology (ACC) ve Heart Rhythm Society (HRS) gibi uluslararası kardiyoloji dernekleri tarafından yayımlanan önerileri takip etmektedir.86,115,612–615 Tablo 6, vagal manevralar ve aritmi tedavisinde sık kullanılan bazı ilaçlara ilişkin destekleyici kanıtları özetlemektedir.

AF: Atrial fibrilasyon; EF: Ejeksiyon fraksiyonu; EKG: elektrokardiyogram; IV: intravenöz; KY: kalp yetmezliği; SpO₂: oksijen satürasyonu; VT: ventriküler taşikardi; SVT: supraventriküler taşikardi.

Tablo 6
Tablo 6 - gorsel 1

Peri-arrest dönemde ortaya çıkan ventriküler aritmiler, genellikle altta yatan yapısal veya elektriksel kalp hastalığı, dış tetikleyici faktörler ve otonom sinir sisteminin sempatik bileşeninin baskınlığı arasındaki karmaşık etkileşim sonucunda gelişir.616 Geri döndürülebilir tetikleyici faktörler arasında akut miyokard iskemisi, elektrolit dengesizliği, ateş veya hipotermi, hormonal faktörler, sepsis, açlık ve dekompanse kalp yetmezliği yer alır.617,618 Peri-arrest dönemde geniş QRS’li aritmileri bulunan hastalarda, mümkün olduğunda aritminin sonlandırılması veya tekrarlarının önlenmesi amacıyla uzman desteği alınmalıdır.

Ventriküler aritmilerin tedavisi, aritminin hemodinamik etkilerine, EKG’deki morfolojisine ve altta yatan miyokardiyal substrata bağlıdır.617 Monomorfik VT ve yapısal kalp hastalığı bulunan veya miyokardiyal substratı belirsiz olan hastalarda, mevcut European Society of Cardiology (ESC) kılavuzları (ERC tarafından da desteklenmektedir), hasta hemodinamik olarak stabil olsa bile senkronize eksternal kardiyoversiyon uygulanmasını önermektedir; çünkü monomorfik VT tedavi edilmezse hemodinamik kötüleşme gelişebilir. Sedasyon veya anesteziye bağlı riskin yüksek olduğu durumlarda farmakolojik tedavi bir alternatif olabilir.612

Polimorfik VT bulunan hastalarda tetikleyici faktörler araştırılmalı ve ortadan kaldırılmalıdır.619 Başlangıçta QTc intervalinde uzama varsa intravenöz Mg²⁺ ve K⁺ infüzyonu yararlı olabilir. Ayrıca izoproterenol ile kalp hızının artırılması veya geçici pacing uygulanması da düşünülmelidir.620

Tekrarlayan ventriküler aritmilerde, non-invaziv yöntemlerle kontrol sağlanamıyorsa; ICD’nin yeniden programlanması (mevcutsa), sempatik aktivitenin baskılanması (beta-blokerler, sedasyon, otonom modülasyon), mekanik dolaşım desteğinin başlatılması ve kateter ablasyonu için hastanın yönlendirilmesi düşünülmelidir.616,620

ESC, tanısı kesinleştirilmemiş düzenli taşikardilerin akut yönetimi için yakın zamanda kılavuzlar yayımlamıştır. Düzenli dar QRS (<120 ms) ve yaşamı tehdit eden geniş QRS (>120 ms) taşikardilerin tedavisine ilişkin öneriler taşikardi algoritmasına dahil edilmiştir. Spesifik ritim tanısı konulduktan sonra tedaviye yönelik daha ayrıntılı öneriler ve kanıtlar ESC kılavuzlarında sunulmaktadır.115

Etiyolojisi bilinmeyen geniş QRS kompleksli taşikardisi olan ve hemodinamik olarak stabil hastaları içeren randomize bir çalışmada, prokainamid, amiodarona kıyasla daha az majör kardiyak advers olay ile ilişkili bulunmuş ve 40 dakika içinde taşikardinin sonlandırılma oranının daha yüksek olduğu gösterilmiştir.621 Bununla birlikte birçok ülkede prokainamid ya bulunmamaktadır ya da kullanım için ruhsatlandırılmamıştır.

Hipovolemik, kardiyojenik veya dağıtıcı şok gibi kritik düşük perfüzyon durumlarında, sinüs taşikardisi iskemik dokulara kan akımını artırmaya yönelik kompansatuar bir yanıt olarak gelişir. Sinüs taşikardisi bulunan hastalarda tedavinin temel hedefi, taşikardinin altta yatan nedenini ortadan kaldırmaktır; örneğin sıvı tedavisi uygulanması gibi. Kurtarıcılar, beta-bloker uygulanması gibi hız kontrol stratejileri ile kalp hızını normalleştirmeye çalışmaktan kaçınmalıdır, çünkü bu yaklaşım hastanın klinik durumunun kötüleşmesine veya hatta hemodinamik kollapsa yol açabilir.

Akut durumlarda kurtarıcılar, AF’yi başlatan altta yatan nedenleri veya tetikleyici faktörleri (örneğin sepsis, sıvı yüklenmesi veya kardiyojenik şok) değerlendirmeli ve tedavi etmelidir.622 Hız kontrolü veya ritim kontrolü stratejisinin seçimi ile kullanılacak uygun ilaç, hastanın özelliklerine, kalp yetmezliği varlığına ve hemodinamik profilin durumuna bağlıdır.623 AF ile birlikte akut veya kötüleşen hemodinamik instabilite bulunan hastalarda elektriksel kardiyoversiyon önerilmektedir.624,625

Yeni başlangıçlı AF bulunan hastalarda farmakolojik kardiyoversiyon ile sinüs ritmine dönüş oranı yüksek olabilir; hızlı etkili ilaçların kullanımı ile 10 dakika ile 6 saat arasında %50–95 oranında başarı bildirilmiştir. Kullanılabilen ilaçlar arasında flekainid (200–300 mg tek doz oral), propafenon (450–600 mg tek doz oral), ibutilid (hasta <60 kg ise 0.6 mg/kg; hasta >60 kg ise 1 mg IV; ilk doz etkisiz ise 10 dakika sonra tekrar edilebilir) ve vernakalant (3 mg/kg IV, 10 dakika boyunca; ilk infüzyondan 15 dakika sonra AF devam ederse 2 mg/kg’lık ikinci doz 10 dakika içinde uygulanabilir) bulunmaktadır.626 Bununla birlikte şiddetli sol ventrikül hipertrofisi, ejeksiyon fraksiyonu azalmış kalp yetmezliği ve koroner arter hastalığı bulunan hastalarda (kardiyak arrest ile başvuran hastalarda sık görülen durumlar) endike olan tek ilaç amiodarondur.627,628 Amiodaron ile sinüs ritminin yeniden sağlanma oranı, intravenöz uygulamadan sonra 8–12 saat ile birkaç gün arasında yaklaşık %44 olarak bildirilmiştir.627 Seçilmiş hastalarda hız kontrolü tercih edilebilir. Bu amaçla beta-blokerler ve diltiazem/verapamil, etkilerinin hızlı başlaması ve yüksek sempatik tonuslu hastalarda etkili olmaları nedeniyle digoksine tercih edilir. Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu %40’ın altında olan hastalarda kalp hızını dakikada 110’un altına düşürmek amacıyla en düşük doz beta-bloker uygulanması ve gerekirse digoksin eklenmesi düşünülmelidir.625

Bradikardili hastaların tedavisine ilişkin kanıtlar, 2019 yılında yayımlanan American College of Cardiology (ACC) / American Heart Association (AHA) / Heart Rhythm Society (HRS) kılavuzlarında yer almakta olup, ERC bradikardi algoritmasının (Şekil 9. Bradikardi algoritması) temelini oluşturmaktadır.613 Bradikardi olumsuz hemodinamik bulgular ile birlikteyse atropin ilk tercih edilen ilaç olmaya devam etmektedir.215 Buna karşılık yüksek dereceli atriyoventriküler blok ve geniş QRS kompleksleri bulunan hastalarda atropin etkisiz olabilir ve hatta blok derecesini kötüleştirebilir.613 Atropinin etkisiz olduğu durumlarda ikinci basamak ilaçlar arasında izoprenalin (başlangıç dozu 5 mcg/dk) ve adrenalin (2–10 mcg/dk) yer alır. Kalp transplantasyonu veya spinal kord yaralanması gibi sempatik denervasyon durumlarına bağlı gelişen bradikardilerde aminofilin uygulanması düşünülmelidir (100–200 mg, yavaş IV).613 Kalp transplantasyonu yapılan hastalarda atropin yüksek dereceli AV blok veya hatta sinüs arrestine yol açabilir.629

Bradikardinin olası nedeni beta-blokerler veya kalsiyum kanal blokerleri ise intravenöz glukagon uygulanması düşünülmelidir (ilk olarak 1–2 dakika içinde 3–10 mg IV bolus; etkili olursa 2–5 mg/saat sürekli infüzyon başlatılır).630 İlaç tedavisine dirençli semptomatik bradikardisi olan instabil hastalarda pacing uygulanması düşünülmelidir (aşağıya bakınız).

Kardiyoversiyon

Elektriksel kardiyoversiyon, potansiyel olarak yaşamı tehdit eden olumsuz hemodinamik bulgular gösteren instabil taşikardili hastalarda tercih edilen tedavidir (Şekil 8. ERC Peri-arrest Taşiaritmi algoritması).612,614,616 Uygulanacak şok, EKG’deki R dalgası ile senkronize edilmelidir; çünkü T dalgası sırasında verilen bir şok, kardiyak siklusun göreceli refrakter dönemine denk gelerek ventriküler fibrilasyona (VF) yol açabilir.631 Ventriküler taşikardi (VT) durumunda, geniş kompleks yapısı ve ventriküler aritminin değişken morfolojisi nedeniyle senkronizasyon zor olabilir. Senkronizasyon işaretinin R dalgasını tutarlı biçimde algıladığından emin olmak için dikkatle kontrol edilmesi gerekir. Gerekirse başka bir derivasyon seçilmeli ve/veya amplitüd ayarlanmalıdır. Senkronizasyon başarısız olursa, sinüs ritminin yeniden sağlanmasında gecikmeyi önlemek amacıyla instabil VT’li hastaya senkronize olmayan şok uygulanmalıdır. Ventriküler fibrilasyon (VF) veya nabızsız ventriküler taşikardi (pVT) durumlarında senkronize olmayan şoklar uygulanmalıdır. Bilinci açık hastalarda senkronize kardiyoversiyon uygulanmadan önce anestezi veya sedasyon gereklidir.

Atriyal fibrilasyonda kardiyoversiyon

Eksternal defibrilasyon elektrotlarının yerleştirilmesi için tek bir optimal pozisyon bulunmamaktadır. Atriyal fibrilasyonda antero-posterior ve antero-lateral elektrot yerleşimini karşılaştıran 10 randomize kontrollü çalışmanın meta-analizi, sinüs ritminin yeniden sağlanması açısından fark olmadığını göstermiştir.632 Antero-posterior elektrot yerleşimi kullanıldığında anterior defibrilasyon pedine aktif kompresyon uygulanması, daha düşük defibrilasyon eşikleri, daha düşük toplam enerji gereksinimi, başarılı elektriksel kardiyoversiyon için daha az şok sayısı ve daha yüksek başarı oranları ile ilişkilidir.302 Optimal bifazik enerji düzeyleri ve farklı bifazik dalga formları için spesifik önerilerde bulunabilmek amacıyla daha fazla veriye ihtiyaç vardır. Bifazik rektilinear ve bifazik truncated exponential (BTE) dalga formları, atriyal fibrilasyonun elektif kardiyoversiyonunda benzer derecede yüksek etkinlik göstermektedir.633 Bir randomize kontrollü çalışma, maksimum sabit enerji ile elektriksel kardiyoversiyonun (360 J BTE), enerji kademeli artırma stratejisine kıyasla kardiyoversiyondan bir dakika sonra sinüs ritminin sağlanmasında daha etkili olduğunu göstermiştir.634 Ayrıca advers olaylarda artış saptanmamıştır. Mevcut veriler ışığında, senkronize şoklara maksimum defibrilatör enerjisi ile başlanması, enerji artırma yaklaşımı yerine makul bir strateji olarak kabul edilebilir. Stabil hastalarda, kardiyoversiyon öncesinde inme riskini azaltmak amacıyla antikoagülasyon gereksinimi açısından uygun kılavuzlara uyulmalıdır.625

Atriyal flutter ve paroksismal supraventriküler taşikardide kardiyoversiyon.

Atriyal flutter ve paroksismal supraventriküler taşikardi (SVT), kardiyoversiyon için genellikle atriyal fibrilasyona göre daha düşük enerji gerektirir.635 ERC, başlangıç şoku olarak 70–120 J uygulanmasını önermektedir. Gerekirse sonraki şoklarda enerji kademeli olarak artırılmalıdır.

Nabızlı ventriküler taşikardide kardiyoversiyon.

Nabızlı ventriküler taşikardinin kardiyoversiyonu için gereken enerji, aritminin morfolojik özelliklerine ve hızına bağlıdır. Nabızlı ventriküler taşikardi, 120–150 J düzeyindeki başlangıç şoklarına iyi yanıt verir. İlk şok sinüs ritmini sağlamazsa enerji kademeli olarak artırılmalıdır.257

Bradikardiler ve pacing.

Bradikardi tedavisi Şekil 9’da özetlenmiştir. İlaç tedavisine dirençli semptomatik bradikardisi olan instabil hastalarda pacing düşünülmelidir. Özellikle blok His–Purkinje sistemi düzeyinde veya daha distalinde olduğunda acil pacing endikedir. Transvenöz pacing mümkün olan en kısa sürede sağlanmalıdır.613,615 Transvenöz pacing sağlanana kadar köprü tedavi olarak veya transvenöz pacingin hemen uygulanamadığı durumlarda transtorasik (transkutanöz) pacing düşünülmelidir. Asistoli tanısı konulduğunda KPR’ye başlanmalı ve ritim kontrolü için göğüs kompresyonlarına ara verildiğinde EKG’de P dalgalarının varlığı dikkatle değerlendirilmelidir, çünkü bu durum kardiyak pacinge yanıt verebilir. Pacing ile hemen elektriksel ve mekanik yakalama (capture) sağlanamazsa KPR’ye yeniden başlanmalıdır. Kardiyak cerrahi sonrasında epikardiyal teller ile miyokardın pace edilmesi etkili bir yöntemdir. P dalgaları mevcut olmadıkça asistoli için pacing uygulanmaya çalışılmamalıdır; bu yaklaşımın hastane içi veya hastane dışı ortamlarda kısa ya da uzun dönem sağkalımı artırdığı gösterilmemiştir.636,637 Transkutanöz pacing, kısa süreli bir köprü yöntemi olup her zaman başarılı olmayabilir.638 Hastalar yakından izlenmeli, erken dönemde uzman desteği alınmalı ve ilaç tedavisine yanıt vermeyen, transkutanöz pacing gerektiren veya asistoli gelişme riski devam eden hastalar için transvenöz pacing planlanmalıdır (Şekil 9).

Hemodinamik olarak instabil ve bilinci açık bradiaritmili hastalarda, transtorasik pacingin hemen uygulanamadığı durumlarda elektriksel pacinge köprü olarak perküsyon pacing denenebilir; ancak bu yöntemin etkinliği kesin olarak gösterilmemiştir.94,152,639 Kalbi dakikada 50–70 atım olacak fizyolojik bir hızda pace etmek amacıyla sternumun sol alt kenarı üzerine kapalı yumrukla seri ve ritmik darbeler uygulanır. Transtorasik ve perküsyon pacing, hastada rahatsızlığa veya ağrıya neden olabileceğinden, bilinci açık hastalarda analjezik veya sedatif ilaç uygulanması düşünülmelidir.

Dolaşımın durması sonrası kontrolsüz organ bağışı

Kardiyak arrest sonrası uygulanan resüsitasyon girişimlerinden sonra hastaların yarısından daha azında ROSC sağlanabilmektedir.47,640 Standart ALS ile ROSC elde edilemediğinde, genel olarak üç temel tedavi stratejisi bulunmaktadır:641

  • Resüsitasyonu sonlandırmak ve ölümü ilan etmek.

  • Seçilmiş hastalarda ECPR’yi değerlendirmek.

  • Dolaşımın durmasına bağlı kontrolsüz organ bağışı (uDCD) programı bulunan merkezlerde, organ perfüzyonunu korumak amacıyla KPR’ye devam etmek ve hastayı, yerel protokoller ve yasal gereklilikler doğrultusunda belirlenmiş bir uDCD programı bulunan hastaneye nakletmek.

ERC 2025 ALS kılavuzu, özellikle dolaşımın durması sonrası kontrolsüz organ bağışına (uDCD) odaklanmaktadır. uDCD, başarısız resüsitasyon sonrasında donör olan hastalar olarak tanımlanır ve tanıksız kardiyak arrest (Maastricht kategori I) veya tanıklı kardiyak arrest (Maastricht kategori II) sonrasında, hastane içinde veya hastane dışında gerçekleşebilir.642 ERC 2025 Post-Resüsitasyon Bakım kılavuzu, ROSC elde edilen veya ECPR ile tedavi edilen hastalarda beyin ölümü sonrası organ bağışı (donation after brain death: DBD) ya da kontrollü dolaşım sonrası organ bağışı (controlled donation after circulatory death: cDCD; Maastricht kategori III donörleri) için izlenecek organ bağışı süreçlerine ilişkin rehberlik sunmaktadır.147,643 uDCD uygulamasının kullanımında etik, kültürel ve yasal farklılıkların bulunduğunu ve bu durumun ülkeler ile sağlık sistemleri arasında uygulama farklılıklarına yol açtığını kabul etmekteyiz.

Dünya genelinde organ arzı ile talebi arasında belirgin bir uyumsuzluk bulunmaktadır. Dolaşımın durmasına bağlı uDCD, ROSC elde edilemeyen kardiyak arrest hastalarının organ donörü olabilmesi için bir fırsat sunmaktadır. Avrupa’da uDCD uygulaması günümüzde Avusturya, Belçika, İsrail, İtalya, Litvanya, Portekiz, Rusya ve İspanya’da yürütülmektedir.642,644 uDCD kapsamında böbrek, karaciğer, pankreas ve akciğer gibi organlar temin edilebilmektedir. 2025 yılında yapılan bir ILCOR sistematik derlemesi, uDCD’den elde edilen böbreklerde erken disfonksiyon oranlarının (primer non-fonksiyon veya gecikmiş greft fonksiyonu) ve karaciğerlerin uzun dönem fonksiyonlarının, DBD veya cDCD donörlerinden elde edilen organlara kıyasla daha yüksek olduğunu göstermiştir.1,645 Bununla birlikte çoğu çalışmada uzun dönem greft fonksiyonunun benzer olduğu bildirilmiştir.644,646–649 Bu fark kısmen, uDCD’de diğer organ temin yöntemlerine kıyasla daha uzun warm iskemik sürelerin bulunmasıyla açıklanabilir.

uDCD için hasta seçim kriterleri konusunda evrensel bir uzlaşı bulunmamaktadır ve potansiyel donörlerin belirlenmesi günümüzde bölgesel veya ulusal protokollere göre yapılmaktadır. Seçim kriterleri genellikle, yasal bağış onay yaşının üzerinde (ülkelere göre değişmekle birlikte genellikle ≥18 yıl) ve 55–65 yaşın altında olma, no-flow süresinin (acil çağrı veya arrestin tanıklık edilmesinden CPR başlanmasına kadar geçen süre) 15 dakikayı aşmaması ve toplam warm iskemi süresinin (kardiyak arrest ile organ koruma işleminin başlanması arasındaki süre) 150 dakikadan uzun olmaması gibi ölçütleri içermektedir. Dışlama kriterleri genellikle travma, cinayet veya intiharın arrest nedeni olması ile kanser, sepsis ve yerel programlara veya transplantasyonu planlanan organa bağlı olarak böbrek ya da karaciğer hastalığı gibi komorbiditelerin bulunmasını içermektedir.650 Paris bölgesi kayıt sistemi kullanılarak 2024 yılında yapılan bir çalışmada, 2011–2020 yılları arasında resüsitasyon uygulanan 19976 erişkin hastanın 12890’ında (%65) ROSC elde edilemediği, 9461 hastanın (%47) resüsitasyonun sonlandırılması (termination of resuscitation, TOR) kriterlerini karşıladığı ve 6720 hastanın (%52) uDCD kapsamında böbrek donörü olarak değerlendirilebileceği bildirilmiştir.640

uDCD, zaman açısından kritik, yoğun kaynak gerektiren, karmaşık ve etik açıdan zorlayıcı bir süreçtir.651 Resüsitasyon girişimlerinin sonlandırılmasının ardından, otorezüsitasyon olasılığını dışlamak amacıyla bir “no-touch” (müdahalesiz bekleme) süresi uygulanır. Otorezüsitasyon, CPR sonlandırıldıktan sonra veya yoğun bakımda yaşam destek tedavileri kesildikten sonra spontan dolaşımın yeniden başlaması (ROSC) olarak tanımlanır. uDCD uygulamasının gerçekleştirildiği çoğu ülkede no-touch süresi beş dakika olarak belirlenmiştir,652 ancak bazı ülkelerde 20 dakikalık bir süre uygulanmaktadır.653 Otorezüsitasyon üzerine güncellenmiş bir sistematik derleme, biri OHCA’yı inceleyen yedi gözlemsel çalışmayı tanımlamıştır.654 Resüsitasyon girişimlerinin olay yerinde sonlandırıldığı 840 hastanın değerlendirildiği çalışmada, CPR’nin kesilmesinden 3–8 dakika sonra gelişen beş ROSC vakası bildirilmiştir. Bu beş hastanın üçü olay yerinde, ikisi ise hastanede kaybedilmiştir; hastanede ölen hastalardan biri 1.5 saat, diğeri ise 26 saat sonra yaşamını yitirmiştir.

No-touch süresinin tamamlanmasının ardından, organ koruma işlemleri başlatılır ve organ alımı için gerekli onamın doğrulanmasına kadar sürdürülür.655–657 uDCD bağlamında vekil karar vericiden (örneğin bir aile üyesinden) onam alınması, arrestin beklenmedik doğası, önemli zaman baskısı ve acil servis ortamının zorlu koşulları nedeniyle özellikle güçtür. Bu nedenle sürecin yürütülmesi için açık yerel protokollerin oluşturulması ve yasal ile toplumsal kabulün sağlanması büyük önem taşır.658 Bir donör kartında veya ulusal bir bağış kayıt sisteminde daha önce verilmiş olan bağış onamı son derece değerlidir ve hızla doğrulanmalıdır. Yasal ve kültürel koşulların izin verdiği durumlarda, varsayılan onam sistemi uygulanması organ bağışı oranlarının artırılmasında etkili bir strateji olarak kabul edilmektedir.659 Bu konulara ilişkin daha ayrıntılı bilgiler ERC 2025 Resüsitasyonda Etik kılavuzunda yer almaktadır.4

Abdominal organların korunması için genellikle femoro-femoral bypass yoluyla membran oksijenasyonu içeren ekstrakorporeal dolaşım kullanılmaktadır.658 Dolaşımın abdominal kavite ile sınırlanmasını sağlamak amacıyla balonlu kateterler kullanılmaktadır.660

Çıkar beyanları

ERC Kılavuzunun tüm yazarlarına ait çıkar çatışması beyanları (COI), çevrim içi olarak erişilebilen bir COI tablosunda sunulmaktadır. Bu tabloya aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir:

https://doi.org/10.1016/j.resuscitation.2025.110769

Teşekkür

Yazarlar, ERC ALS kılavuzunun önceki versiyonlarına katkıda bulunan aşağıdaki kişilere teşekkür eder: Therese Djärv, Rudolph W. Koster, Carsten Lott, Theresa Olasveengen, Tommaso Pellis, Gavin D. Perkins, Gary B. Smith ve Kjetil Sunde.